Browsing by Author "Erbek, Selim Sermed"
Now showing 1 - 20 of 33
- Results Per Page
- Sort Options
Item 65 Yaş ve üzeri kişilerde sensörinöral işitme kaybının, video baş itme testi bulguları ile karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Köseoğlu, Hasibe; Erbek, Selim SermedAMAÇ: Çalışmamızın amacı 65 yaş ve üzeri bireylerde sensörinöral işitme kaybını video baş itme testi bulguları ile değerlendirmek. GEREÇ- YÖNTEM: Hastalar vHIT kazanç değerlerinin yaş ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla 65-74yaş ve 75-85 yaş olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmaya, 65- 74 yaş arası 36 hasta (18 kadın, 18 erkek), 75-85 yaş arası 24 hasta (12 kadın, 12 erkek) dahil edildi. Aynı hasta grubu sensörinöral işitme kaybı derecesine göre; 1.Grup (26 dB -55 dB hafif, orta derece işitme kaybı ), 2.Grup (56 dB- >90 dB orta, ileri ve çok ileri derece işitme kaybı) olmak üzere iki gruba ayrıldı ve her hastaya vHIT uygulandı. BULGULAR: Yaşı 75-85 aralığında olan grupta, yaş aralığı 65-74 olan gruba göre vHIT kazanç değerleri hem sağ hem de sol kulak için istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Sağ ve sol kulaklardaki işitme kaybı derecesi ile vHIT kazanç değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). SONUÇ: Çalışmanın sonuçları, ileri yaşlarda sensorinöral işitme kaybı kadar vestibülooküler refleks kazançlarında da bozulma olduğunu düşündürmektedir. Ancak bu bozulma sensorinöral işitme kaybı derecesi ile ilişkili değildir. OBJECTIVE: To evaluate sensorineural hearing loss in patients 65 years and older with video head impulse test findings. METHOD: The patient were divided into two groups as 65-74 years and 75-85 years age in order to evaluate the relationship between vHIT gain values and age. 36 patients aged 65-74 years (18women, 18 men) and 24 patient aged 75-84 years (12 women, 12 men) were included in the study. According to same patient groups sensorineural hearing loss level. 1.Group (26 dB – 55dB mild to moderate hearing loss), 2.Group (55 dB – 90 dB modarate to severe hearing loss) two groups were formed and each patient underwent vHIT. RESULTS: In the 75-85 age group, the vHIT gain value was compared to the 65-74 age group; for both ear, it was statistically significantly lower (p<0.05). There was no statistically significant relationship between the degree of hearing loss in both ear and vHIT gain value (p>0.05). RESULTS: The results of the study implies that sensorineural hearing loss as well as vestibulocular reflex gains are impaired in older ages. However, this deterioration has not affected the degree of sensorineural hearing loss.Item Adenoid ve tonsil dokularında fraktalkin ve reseptörünün ekspresyonu(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2016) Koçlu Hatemoğlu, Elif; Erbek, Selim SermedKronik tonsillit palatin tonsillerin tekrarlayıcı persistan enfeksiyonudur. Tonsiller hipertrofi ise enfektif sürecin her zaman eşlik etmediği palatin tonsillerin hipertrofisi ile karakterize bir süreçtir. Bu iki hastalık aynı dokuda farklı patofizyolojik mekanizmalar ile gelişen tablolardır. Fraktalkin vücutta pek çok inflamatuar süreçte rol alan kemokin ailesi üyesi bir moleküldür. Bu çalışmanın amacı hipertrofik tonsil, kronik tonsillit ve adenoid örneklerinde fraktalkin ve reseptörünün ekspresyon miktarlarının karşılaştırılmasıdır. Bu çalışma, Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz ve Tıbbi Genetik Anabilim Dalları tarafından ortak yürütüldü. Prospektif, nonrandomize kontrollü klinik çalışma olarak tasarlandı. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulu tarafından onaylandı. Hastalardan ve ailelerinden aydınlatılmış onam alındı. Kronik tonsillit ya da tonsil hipertrofisi sebebi ile tonsillektomi ve adenoidektomi yapılan toplam 97 doku çalışmaya dahil edildi. Gruplar birbiri ile benzer sayıda hastalardan oluşturuldu. Bu dokulardan elde edilen RNA, cDNA’ya çevrilerek Real Time Polimerase Chain Reaction (RT-PCR) tekniği ile fraktalkin ile reseptörünün ekspresyon düzeyleri belirlendi ve dokular arası karşılaştırma yapıldı. Ayrıca dokulardan izole edilen DNA, PCR reaksiyonu ile çoğaltıldı ve Restriction Fragment Length Polymorfhism (RFLP) yöntemi ile fraktalkin resptörünün c.839C>T (T280M) polimorfizm varlığı araştırılarak, polimorfizm ile dokudaki ekspresyon düzeyi arasındaki ilişki incelendi. Dokuların 56 sı erkek, 41 i kız çocuklarına aitti ve yaş ortalaması 5.94±2.95 olarak saptandı. Hipertrofik tonsil ve kronik tonsillit gruplarında fraktalkin ligandının ekspresyonu arasında anlamlı fark saptanmazken, fraktalkin reseptörü ekspresyonu hipertrofik tonsil grubunda anlamlı oranda yüksek bulundu (p<0.05). Hipertrofik tonsil örnekleri ile adenoid dokusu örnekleri kıyaslandığında ise hipertrofik tonsil grubu fraktalkin reseptör ekspresyonu adenoid dokusuna göre anlamlı oranda yüksek saptandı (p<0.05). Sonuç olarak fraktalkin reseptör ekspresyonu hipertrofik tonsil dokularında adenoid ve kronik tonsillit dokularına göre anlamlı olarak yüksek bulundu, bu durum tonsil ve adenoid dokularında gelişen patofizyolojik süreçlerin moleküler mekanizmalarının açıklanmasına katkıda bulunabileceğini ve yeni çalışmalara ışık tutabileceğini düşünmekteyiz. Chronic tonsillitis is characterized by recurrent and persistent infections of palatine tonsils. Tonsillar hypertrophy is a process characterized by the palatine tonsil hypertrophy which is not always accompanied by the infective process. These two diseases are developed by different pathophysiological mechanisms at the same tissue. Fractalkine, member of chemokine family, is involved in many inflammatory processes in human body. The aim of this study is to compare expression level of fractalkine ligand and its receptor in adenoid, chronic tonsillitis and hypertrophic tonsil samples. The study was conducted at Başkent University Departments of Otorhinolaryngology and Medical Genetics. It is designed as a prospective, non-randomized, controlled clinical study. Local ethics committee approved the study, and informed consents were obtained from all of the participiants and their family. Total 97 samples obtained from adenoidectomy and tonsillectomy due to chronic tonsillitis or tonsillar hypertrophy were participated in the study. The groups were formed in approximately equal numbers. RNA which were obtained from the tissues were transformed to complementer DNA (cDNA). Fractalkine and its receptor expression levels were determined via Real Time Polimerase Chain Reaction (RT-PCR) technique and comparison was made between the tissue groups. DNA was isolated from the tissues and reproduced via PCR. c.839C>T (T280M) polymorphizm of fractalkin receptor were investigated with Restriction Fragment Length Polymorfhism (RFLP) technique. Then relationship between polymorphizm and the expression level of fractalkine receptor was investigated. There were 56 boys’ and 41 girls’ tissue participated in the study. The average age was 5.94±2.95. There were not significant differences for fractalkine ligand expression between hypertrophic tonsils and chronic tonsillitis groups. Fractalkine receptor expression were significantly higher in the hypertrophic tonsil group (p<0.05). Fractalkine reseptor expression of hypertrophic tonsil group were significantly higher compared to adenoid group (p<0.05). Consequently, fractalkine reseptor expression was found significantly higher in hypertrophic tonsil group compared to chronic tonsillitis and adenoid groups. These findings may conduce to explain the molecular mechanisms of pathophysiological process in tonsil and adenoid diseases and may shed light on new studies.Item Alfa lipoik asitin gürültüye bağlı işitme kaybına karşı koruyucu etkisinin araştırılması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Buyruk, Aytuğ; Erbek, Selim SermedGürültüye bağlı işitme kaybı dünya çapında erişkin popülasyonun işitme kaybının en önemli nedenlerinden biridir. Gürültüye bağlı işitme kaybı orta kulak ve iç kulak yapılarında mekanik hasara yol açabilmekte, koklear kan akımını bozmakta kokleada reaktif oksijen moleküllerini artırmaktadır. Birçok antioksidan molekülün gürültüye bağlı işitme kaybında koruyucu etkisi tesbit edilmiştir. Alfa lipoik asit diabetik nöropatide kullanılan güvenilir bir antioksidandır ve nöroprotektif etkilidir. Çalışmamız gürültü maruziyeti sonrası oluşan otolojik hasara karşı alfa lipoik asitin koruyucu etkisinin test edildiği in vivo kontrollü deneysel bir hayvan çalışmasıdır. Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmıştır ve Başkent Üniversitesi hayvan deneyleri laboratuvarında yürütülmüştür. Çalışmaya 24 rat dahil edilmiş, birinci grup sadece gürültü, ikinci grup sadece alfa lipoik asit, üçüncü grup gürültü ve alfa lipoik asit verilen, dördüncü grup da kontrol grubu olacak şekilde ayarlanmıştır. Tüm ratların bazal ABR ölçümleri yapıldıktan sonra alfa lipoik asit grubu ve alfa lipoik asit ve travma grubuna 24 gün boyunca tek doz salin içinde çözünmüş 300mg/kg lipoik asit hergün aynı saatte gavaj yoluyla verilmiştir, yine kontrol grubuna da 300mg/kg salin gavaj yoluyla uygulanmıştır. Bazal ölçümden 3 gün sonra travma ve travma ile birlikte lipoik asit alan iki gruba 107db SPL şiddetinde beyaz gürültü serbest alanda uygulanmıştır. Gürültü maruziyeti sonrası 1. ve 21.gün tüm grupların ABR ölçümleri yapılmıştır. Travma ve travma+ilaç alan grupta gürültü sonrası eşik değerleri yükselmiştir. (p<0.05) Travma grubunda eşik yükseklikleri 21.gün ölçümlerinde devam ederken,travma+ilaç grubunda anlamlı düzelme görülmüştür. (p<0.05) Sonuç olarak alfa lipoik asitin gürültüye bağlı ototoksiteye karşı ratlarda tedavi edici etkisi bulunmuştur. Alfa lipoik asit gürültüye bağlı işitme kaybında alternatif bir tedavi olarak kullanılabilir. Noise-induced hearing loss is one of major causes of hearing loss in the adult population. Reactive oxygen levels increases in cochlea after noise and cochlear blood flow is impaired. The protective effects of many antioxidant treatments were determined in noise-induced hearing loss.Alfa lipoic acid which protect the body from diabetic neuropathy has also antioxidant, and neuroprotective effect. This study tested protection of alfa lipoic acid against noise induced ototoxicity as an in vivo controlled experimental animal study. This study was approved by Başkent University Medical and Health Sciences Research Committee and was carried out in animal laboratory of Baskent University. Twenty four rats were included in the study; groups were set as: The first group received alfa lipoic acid, the second group control group, the third group was exposed to noise and received alfa lipoic acid, the fourth group exposed to noise. After baseline ABR measurements of all rats, alfa lipoic acid group (group 1) and alfa lipoic acid + noise group (group 3) received 300 mg/kg alfa lipoic acid (tiopati®) treatment dissolved in saline as single dose in a day by using gavage for 23 days. Noise group (group 4) and alfa lipoic acid + noise group (group 3) were exposed to 107 dB SPL white noise for 15 hours at 3th day. ABR measurements of the rats in all groups were repeated at 1st, 21st days after noise exposure. The rats in 1nd and 3rd groups continued to receive alfa lipoic acid treatment for 23 days until the end of the study. At the first day after noise exposure, ABR thresholds were deteriorated in 3 rd and 4 th groups, deterioration continued at 21st days in the fourth group, deterioration returned to normal at 21 st day in the third group. There were no changes in ABR thresholds with alfa lipoic acid treatment in alfa lipoic acid group. As a result, it was found that alfa lipoic acid has therapeutic effect on noise-induced ototoxicity in rats. Alfa lipoic acid can be used as an alternative treatment of noise induced hearing loss.Item Altmış beş yaş üstü işitme kayıplı bireylerde işitme cihazı ile rehabilitasyonun depresyon anksiyete stres ölçeği (DASS-21) ve Türkçe işitme engeli ölçeği yaşlı (İEÖ-Y) ile değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Arsever, Gökçe Çiçek; Erbek, Selim SermedAmaç: Bu çalışmanın amacı, 65 yaşın üzerindeki hastalarda işitme cihazı kullanımının, depresyon, anksiyete, stres ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği 21 (DASS-21) ve Yaşlılar İçin İşitme Engeli Envanteri (İEÖ-Y) kullanarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 65 yaş üstü 50 gönüllü birey dahil edildi. 125, 250, 500, 1000, 2000, 4000 ve 8000 Hz frekanslarındaki hava yolu saf ses eşikleri ile 500, 1000, 2000 ve 4000 Hz frekanslarındaki kemik yolu saf ses işitme eşikleri ölçüldü. Hava yolu saf ses ortalamasını belirlemek için 500, 1000 ve 2000 Hz frekanslarında belirlenen eşiklerin ortalaması alındı. 6000- 8000 Hz frekanslarındaki havayolu eşiklerinin ortalaması alınarak yüksek frekansların ortalaması (YFO) belirlendi. Katılımcılara işitme cihazı uygulaması öncesinde ve uygulama sonrası 1. ve 3. aylarda Depresyon Anksiyete Stres-21 Ölçeği (DASS-21) ile İşitme Engeli Ölçeği - Yaşlı (İEÖ-Y) anketleri uygulandı. Cihaz uygulaması öncesinde ve sonrasında belirlenen ölçek skorları karşılaştırıldı. Katılımcıların demografik bilgileri ile kullandıkları cihazın türü (kulak arkası=BTE, receiver in the ear=RIC) kaydedilmiştir. Sonuç: İşitme cihazı kullanımı öncesinde belirlenen DASS-21 skorlarının cihaz kullanımı sonrasında belirlenen skorlara göre anlamlı olarak yüksek olduğu görüldü (p<0.001). İşitme cihazı kullanımı sonrası 3. ayda belirlenen DASS-21 ortanca skorları, cihaz kullanımı sonrası 1. ayda ve cihaz kullanımı öncesinde belirlenen skorlardan daha düşük idi. İşitme cihazı kullanımı sonrası 3. ayda belirlenen İEÖ-Y skorlarının, işitme cihazı kullanımı sonrası anlamlı olarak azaldığı, 3. ayda belirlenen İEÖ-Y skorlarının ise 1. ayda belirlenen skorlara göre daha düşük olduğu bulundu (p<0.001). Hem DASS-21 hem de İEÖ-Y skorlarındaki düşüş, kullanılan işitme cihazının türünden bağımsız idi.Presbiakuzi yaşlı bireylerde psikolojik etkileri olan, rehabilite edilmesi gereken bir sağlık problemidir. İşitme cihazı kullanımı, işitme kaybı olan yaşlı bireylerin subjektif depresyon, anksiyete ve stres düzeylerinde azalmaya, işitme engeline bağlı yaşam kalitesinde artışa yol açar. Objective: The aim of this study is to evaluate the effects of hearing aid use on depression, anxiety, stress and quality of life in patients over the age of 65, using the Depression Anxiety Stress Scale 21 (DASS-21) and the Hearing Impairment Inventory- Elderly (HHI-E). Materials and Methods: 50 volunteers over the age of 65 were included in the study. Airway pure tone thresholds at 125, 250, 500, 1000, 2000, 4000 and 8000 Hz frequencies and bone conduction pure tone hearing thresholds at 500, 1000, 2000 and 4000 Hz frequencies were measured. In order to determine the airway pure tone average, the thresholds determined at 500, 1000 and 2000 Hz frequencies were averaged. The mean of high frequencies average (HFA) was determined by averaging the airway thresholds at frequencies of 6000-8000 Hz. Depression Anxiety Stress-21 Scale (DASS-21) and Hearing Handicap Inventory for the Elderly (HHI-E) questionnaires were administered to the participants before and at the 1st and 3rd months after the hearing aid application. Scale scores determined before and after device application were compared. The demographic information of the participants and the type of device they used (behind the ear=BTE, receiver in the ear=RIC) were recorded. Results: DASS-21 scores determined before hearing aid use was found to be significantly higher than the scores (p<0.001). DASS-21 median scores determined at 3 months after hearing aid use were lower than scores determined at 1 month after device use and before device use. It was found that the HHI-E scores determined at the 3rd month after the use of the hearing aid decreased significantly after the use of the hearing aid, and the HHI-E scores determined at the 3rd month were lower than the scores determined at the 1st month (p<0.001).The decrease in both DASS-21 and HHI-E scores was independent of the type of hearing aid used.Presbycusis is a health problem that has psychological effects in elderly individuals and needs to be rehabilitated. The use of hearing aids leads to a decrease in the subjective depression, anxiety and stress levels of elderly individuals with hearing loss, and an increase in the quality of life due to hearing impairment. Conclusion: Presbycusis is a health problem that has psychological effects in elderly individuals and needs to be rehabilitated. The use of hearing aids leads to a decrease in the subjective depression, anxiety and stress levels of elderly individuals with hearing loss, and an increase in the quality of life due to hearing impairment.Item Ankilozan spondilit hastalarında işitmenin odyometri, multifrekans timpanometri testi ve geçici uyarılmış otoakustik emisyon testleriyle değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimler Enstitüsü, 2016) Acar, Nurcan; Erbek, Selim SermedAnkilozan spondilit (AS); etiyolojisi henüz bilinmeyen, özellikle omurga ile sakroiliak eklemleri etkileyen, göz, kalp, akciğer, böbrek ve bağırsak gibi organların tutulumuna bağlı klinik bulguların da eşlik edebildiği, kronik sistemik inflamatuar bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı; ankilozan spondilit hastalarında orta kulak, iç kulak ve eferent işitme sistemini, multifrekans timpanometri, geçici uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) ve kontralateral supresyon testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 33 AS, 36 sağlıklı kişi olmak üzere toplam 69 kişi alınmıştır. Katılımcıların immitansmetrik ölçümleri yapıldıktan sonra saf ses odyometrisi uygulanarak işitme eşikleri ölçülmüştür. Daha sonra her iki grubun uyarılmış otoakustik emisyon testiyle değerlendirmesi: kontralateral akustik stimülasyon (KAS) verilmeden önce ve 70 dB dar band kontralateral akustik stimülasyon verilirken olacak şekilde iki aşamalı olarak ölçülmüştür. Ankilozan spondilit hastalarının yaş ortalaması 41,58±7,7, kontrol grubunun yaş ortalaması 38,19±8,7 olup, fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,086). 125Hz-16000 Hz frekansları arasında ankilozan spondilit ve kontrol grubu saf ses işitme eşikleri karşılaştırıldığında, bütün frekanslarda AS hastalarının saf ses işitme eşikleri daha yüksek olarak bulundu. Bu fark, sağ kulakta 2000 Hz, 4000 Hz ve 10000 Hz, sol kulakta 2000 Hz ve 10000 Hz frekansları haricinde tüm frekanslarda istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Bireylerin tamamında timpanogram sonuçları normal sınırlarda bulundu. Multifrekans timpanometri testinde hasta ve kontrol grubunun rezonans frekansları değerleri sırasıyla sağ kulak 874,24±183,76; 856,94±106,33, sol kulak değerleri sırasıyla 896±152,55; 65,28±121,78 Hz bulundu. Fark istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p>0,05). Otoakustik emisyon testiyle yapılan değerlendirmede, iki grup TEOAE sonuçları karşılaştırıldığında ankilozan spondilitli hastalardan alınan emisyon yanıtları kontrol grubuna göre 1000Hz, 2000Hz ve 4000Hz frekanslarında istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p<0,05). Kontralateral supresyon seviyelerini değerlendirmek amacıyla, kontralateral akustik uyaran (KAS) verilmeden ve KAS verilirken yapılan TEOAE ölçümleri karşılaştırıldığında; hasta grubunda tüm frekanslarda kontrol grubunda 4000 Hz frekansı hariç tüm frekanslarda emisyon değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0,001). Her iki gruptaki kontralateral supresyon seviyeleri (dB) karşılaştırıldığında ise fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç olarak elde ettiğimiz bulgular göstermektedir ki, AS hastalığında iç kulak bir hedef organ olabilmektedir. Ankilozan spondilit tanısı konulduğunda hastaların odyolojik değerlendirmesi de yapılmalı ve hastalar olası otolojik tutulum hakkında bilgilendirilmelidir. Ankilozan spondilit hastalarında orta ve iç kulak fonksiyonlarının etkilenimi ve bu olası etkilenimler ile ilişkili olabilecek hastalık özelliklerine yönelik çalışmalara devam edilmelidir. Ankylosing spondylitis (AS) is a chronic systemic inflammatory disease that etiology is yet known, especially effect spine and sacroiliac joints, also may be accompanied the clinical findings due to the involvement of organs such as eye, heart, lung, kidney and intestine. The aim of our work was to examine middle ear, inner ear and efferent auditory system by using multifrequency tympanometry, transient evoked otoacoustic emission (TEOAE) and contralateral suppression test in detail. A total of 69 subjects; 33 patients with AS and 36 healthy subjects participated in the study. Immitansmetric measurements of participants were performed, and then their hearing levels were measured applying pure tone audiometry. The evaluation of each group with otoacoustic emission test was performed in two stages: before giving contralateral acoustic stimulation (CAS) and during 70 dB narrow band contralateral acoustic stimulation. Mean age of patients with ankylosing spondylitis was 41,58±7,7, mean age of control group was 38,19±8,7 and the difference between groups was not statistically significant (p=0,086). By comparison pure tone hearing levels between ankylosing spondylitis and control group at 125Hz-16000 Hz frequency, pure tone hearing levels of AS patients at all frequencies were higher. These differences were found statistically significant except 2000 Hz, 4000 Hz and 10000 Hz in right ear, 2000 Hz and 10000 Hz in left ear (p<0,05). Tympanogram results in all of the subjects were within normal limits. The value of the resonant frequency of the patient and control group were respectively for right ear 874,24±183,76; 856,94±106,33, for left ear 896±152,55; 65,28±121,78 Hz. The difference was not statistically significant (p>0,05). When compared two groups‟ TEOAE results, emission results received from ankylosing spondylitis patients were statistically significantly lower than control group at 1000Hz, 2000Hz and 4000Hz frequencies by using otoacoustic emission test (p<0,05). When TEOAE measurement before and during contralateral acoustic stimulation (CAS) were compared to evaluate the contralateral suppression level, it was detected that there was decline in emission values at all frequencies in study group and all frequencies except 4000 Hz in control group (p<0,001). There was no statistically significant difference between contralateral suppression levels in both groups (p>0,05). As a result, our findings indicate that inner ear in ankylosing spondylitis may be target organ. When the ankylosing spondylitis is diagnosed, the patients should be undergo audiologic evaluation and informed about possible pathological involvement. Future studies should continue about middle and inner ear condition in ankylosing spondylitis patients and potential interactions that may be associated with disease characteristics.Item Better Knowledge and Regular Vaccination Practices Correlate Well with Higher Seasonal Influenza Vaccine Uptake in People at Risk: Promising Survey Results from A University Outpatient Clinic(2017) Guvenc, Isil Adadan; Parildar, Hulya; Sahin, Mustafa Kursat; Erbek, Selim Sermed; https://orcid.org/0000-0003-4825-3499; 28449918; S-2103-2016; B-7604-2019Background: The knowledge, beliefs, opinions, and attitudes of patients and their relatives regarding seasonal influenza vaccination were evaluated. Methods: This descriptive study was undertaken in the outpatient clinics of Baskent University Hospital. There were 566 responders who completed a self-administered questionnaire. Results: The mean age of participants was 48.35 years, and 16.8% were >= 65 years. Of the responders, 21.7% were vaccinated this year, whereas 57.8% did not desire to get it. Vaccination rates were significantly higher among responders >= 65 years of age (56.4%), those having at least 1 chronic illness (46.5%), and those who were vaccinated regularly every year (22.2%). Half of the responders did not know that the vaccine was reimbursed for people at risk. The most common reason for refusing the influenza vaccine was not getting the flu frequently (51.2%). Fear of side effects, concerns about vaccine's effectiveness, and belief that vaccine causes the flu were other common reasons for not being vaccinated. Of the responders, 77% believed that getting official information or a recommendation from a physician would influence their decision about seasonal influenza vaccination. Conclusions: People who are at risk or vaccinated regularly display a higher vaccine uptake and better knowledge of influenza and vaccination. The opinions and attitudes of this study population may assist in developing strategies for changing attitudes of the public toward influenza vaccination. (C) 2017 Association for Professionals in Infection Control and Epidemiology, Inc. Published by Elsevier Inc. All rights reserved.Item Çocuklarda epilepsi varlığında eferent işitme sisteminin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Aykurt, Ayşe; Erbek, Selim SermedAmaç: Bu çalışmanın amacı çocuklarda epilepsi varlığının medial olivokoklear sistem aktivitesi üzerine olan etkilerinin araştırılması, kontralateral supresyon testlerini kullanarak epilepsi tanılı çocuklarda koklea ve efferent işitme sisteminin detaylı incelenmesidir. Yöntem: Başkent Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nöroloji polikliniğine epilepsi tanısı ile başvuran veya yeni epilepsi tanısı alan 5-15 yaş arası 34 hasta (68 kulak) ve aynı yaş aralığında 34 sağlıklı çocuk (68 kulak) alınmıştır. Araştırmaya katılan çocuğun özgeçmişi, soygeçmişi, sosyoekonomik durumu ile ilgili soruların yer aldığı anket uygulanmıştır. Ardından katılımcılara Başkent Üniversitesi Hastanesi, Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı‟nda otoskopik muayene yapıldıktan sonra Odyoloji, Konuşma, Ses Bozuklukları Ünitesi‟nde non-invaziv odyolojik değerlendirilme (saf ses odyometri, konuşma odyometrisi, immitansmetrik değerlendirme, geçici uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE), TEOAE ile kontralateral supresyon ölçümü) yapılmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamına alınan kontrol grubunun 16 (%47,1) kız, 18 (%52,9) erkek çocuklardan oluşurken, hasta grubu 17 (%50) kız, 17 (%50) erkek çocuktan oluşmaktadır. Ayrıca hasta grubunun yaş ortalaması 10,6, kontrol grubunun yaş ortalaması 10,5 olarak hesaplanmıştır. Hasta grubu ile kontrol grubu arasında sağ ve sol kulakta 20 dB‟in altında olup normal işitme sınırları içerisinde bulundu ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. İki grup TEOAE sonuçlarını karşılaştırdığımızda, hasta grubuna ait sağ kulakta 2000 Hz, 2800 Hz, 4000 Hz; sol kulakta 1400 Hz, 2000 Hz, 2800 Hz frekanslarda emisyon yanıtları kontrol grubuna göre daha düşük olduğu gözlenmiştir, ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Hasta grubu ile kontrol grubunun sağ ve sol kulak tüm frekanslarda supresyon miktarlarının, sağ kulakta bakılan bütün frekanslarda hasta grubunun kontrol grubuna göre supresyon miktarları düşük olduğu gözlenmiştir, sadece 2000 Hz frekansta istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sol kulakta bakılan tüm frekanslarda ise hasta grubunun kontrol grubuna göre supresyon miktarları daha düşük olduğu görülmüş ve 1400 Hz frekansta istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Çalışma sonunda elde edilen bulgular epilepsi tanılı hastaların iç kulağının etkilenmediğini düşündürmektedir. Diğer taraftan, epilepsi hastalarında efferent işitme sistemi etkilenimi ve bu olası etkilenimler ile ilişkili olabilecek hastalık özelliklerine yönelik çalışmalara devam edilmelidir. Objective: The purpose of this study is to investigate the effects on medial olivococlear system activity in children with epilepsy, a detailed examination of cochlea and efferent auditory system in children with epilepsy using contralateral suppression tests Methods: Thirty-four patients (68 ears) aged between 5 and 15 years who received a diagnosis of epilepsy or new diagnosis of epilepsy at the Pediatric Neurology clinic of Başkent University Hospital and 34 healthy children (68 ears) at the same age were recruited. A questionnaire was applied to the questionnaires regarding the reseach, family history, socioeconomic status of the participant. Following the otoscopic examination at the Department of Otorhinolaryngology at the Başkent University Hospital, at the Audiology, Speech, Voice Disorders Unit Başkent University Hospital, non-invasive audiologic evaluation (pure audio audiometry, speech audiometry, immitansmetric evaluation, transient evoked autacoustic emission (TEOAE), Contralateral supression was measured with TEOAE) were performed. Results: The control group consisted of 16 (47.1%) girls and 18 (52.9%) boys while the patient group consisted of 17 (50%) girls and 17 (50%) boys. In addition, the age group of the patient group was calculated as 10.6 and the age group of the control group as 10.5. Between the patient group and the control group, the right and left ears were below 20 dB and were within normal hearing range and no statistically significant difference was found. When we compared the results of two groups of TEOAE, we found that in the right ear of the patient group, 2000 Hz, 2800 Hz, 4000 Hz; the emission responses at the 1400 Hz, 2000 Hz and 2800 Hz frequencies of the left ear were lower than those of the control group, but not statistically significant. The frequency of suppression at the frequencies of in all frequencies in the right and left ear of the control group, in all frequencies seen in the right ear, the amount of suppression was lower in the patient group than in the control group, only 2000 Hz frequency was statistically significant. In all the frequencies seen in the left ear, the patient group had a lower amount of suppression than the control group, and 1400 Hz frequency was found to be statistically significant. Conclusion: Findings at the end of the study indicate that the inner ear of patients with epilepsy is not affected. On the other hand, epilepsy patients should continue their studies on efferent hearing system affects and disease characteristics that may be associated with these possible influences.Item The differences in the expression of fractalkine and its receptor in conditions of tonsillar hypertrophy and chronic tonsillitis(2019) Hetemoglu, Elif Koclu; Babakurban, Seda Turkoglu; Terzi, Yunus Kasim; Sahin, Feride Iffet; Erbek, Selim Sermed; 0000-0001-5612-9696; 0000-0001-7308-9673; 30554983; B-4372-2018; AAC-7232-2020Objective: Fractalkine, member of chemokine family, is involved in many inflammatory processes in the human body. The aim of this study is to compare expression levels of fractalkine ligand and its receptor in chronic tonsillitis and hypertrophic tonsil samples. Methods: The study was conducted at Baskent University Departments of Otorhinolaryngology and Medical Genetics. It is designed as a prospective, non-randomized, controlled clinical study. Total 97 samples, obtained from adenotonsillectomy due to chronic tonsillitis or tonsillar hypertrophy, were participated in the study. Fractalkine and its receptor expression levels were determined and comparison was made between the tissue groups. c.839C > T (T280 M) polymorphism of fractalkine receptor was analyzed, then relationship between polymorphism and the expression level of fractalkine receptor was investigated. Results: Fractalkine receptor expression was significantly higher in the hypertrophic tonsil group than chronic tonsillitis group (p < 0.05). Conclusion: Fractalkine, member of chemokine family, and its receptor may play role in preventing chronic-recurrent tonsillitis. (C) 2019 Elsevier B.V. All rights reserved.Item The Effect of Postmenopausal Osteoporosis on Middle Ear Resonance Frequency(2021) Baytaroglu, Berk; Jafarov, Sabuhi; Erbek, Selim Sermed; 35177390BACKGROUND: The effect of postmenopausal osteoporosis on the middle ear mechano-acoustic system is unknown. The aim of this study is to investigate whether or not middle ear resonance frequency is affected in females with postmenopausal osteoporosis. METHODS: The study included postmenopausal women aged 45-60 years, separated into 2 groups as females with postmenopausal osteoporosis and healthy postmenopausal females (control group). A detailed anamnesis was taken from all subjects and then the ear, nose, and throat examinations were done followed by pure tone audiometry, tympanometry, and multifrequency tympanometry tests. The groups were compared in respect of pure tone average, bone conduction threshold, RF, static admittance, and tympanometric peak pressure values. RESULTS: The mean age of the patients was 59.2 +/- 4.53 years (range, 48-65 years) in the postmenopausal osteoporosis group and 57.11 +/- 4.27 years (range, 48-65 years) in the control group (P>.05). The mean resonance frequency values for the postmenopausal osteoporosis and control group were 954.41 +/- 127.47 and 935.29 +/- 126.39 Hz (P>.05). The mean static admittance values for the postmenopausal osteoporosis and control group were 0.82 +/- 0.33 and 0.85 +/- 0.3 mmho, and mean tympanometric peak pressure values were -7.35 +/- 18.52 and -6.94 +/- 19.52 daPa (P>.05 for both static admittance and tympanometric peak pressure). The mean pure tone averagevalues for the postmenopausal osteoporosis and control group were 20.96 +/- 6.82 and 15.60 +/- 7.81 dB, and mean bone conduction threshold values were 17.57 +/- 6.03 and 12.10 +/- 6.52 dB (P<.05 for both pure tone average and bone conduction threshold). CONCLUSIONS: The results showed that the middle ear resonance frequency values were not affected in postmenopausal osteoporosis patients, but there was seen to be greater sensorineural hearing loss in females with postmenopausal osteoporosis compared to healthy postmenopausal females.Item Effects of Combined Visible and Infrared Light Rhinophototherapy in Patients With Allergic Rhinitis(2023) Koycu, Alper; Bas, Ceren; Musabak, Ugur H.; Erbek, Selim Sermed; Koca, Huseyin Samet; Babakurban, Seda Turkoglu; Bahcecitapar, Melike; https://orcid.org/0000-0003-1290-3509; 36266929; AAF-3650-2021Background Intranasal phototherapy offers an alternative treatment method for patients with allergic rhinitis who cannot benefit from intranasal corticosteroids and oral antihistamines. Different wavelengths have been tried with promising results. Objective In this present study, we aimed to investigate the effects of visible light-infrared light phototherapy on clinical improvements together with its cytologic effects in patients with allergic rhinitis. Methods Patients with confirmed allergic rhinitis were given a 4-week course of intranasal phototherapy treatment. Weekly symptom questionnaires were applied to monitor clinical effects. Nasal lavage specimens were obtained before the start and at the completion of the 4-week therapy. Fluorescence-activated cell sorting analyses of CD16(+), CD24(+), and CD 45(+) cells were performed. Statistical analyses are performed of weekly changes in symptoms and cell counts. Results CD45(+)CD16(high)CD24(+) neutrophil count in nasal lavages decreased significantly whereas CD45(+)CD16(dim/-)CD24(+) eosinophil counts significantly increased and CD45(+) granulocyte counts remained unchanged. Symptom scores including nasal itching, nasal discharge, nasal obstruction, sneezing, eye itching, throat itching, and ear itching all statistically decreased compared to baseline at the end of 4 weeks. Conclusion Four-week course of intranasal phototherapy with visible and infrared light leads to clinical improvement in allergic rhinitis patients.Item Fractalkine (CX3CL1) and its receptor (CX3CR1) in children with hypertrophic adenoid and chronic otitis media with effusion(2020) Inan, Serhat; Babakurban, Seda Turkoglu; Erbek, Selim Sermed; Terzi, Yunus Kasim; Sahin, Feride Iffet; 0000-0001-7308-9673; 0000-0001-5067-4044; 0000-0003-4825-3499; 0000-0001-5612-9696; 0000-0001-8821-4481; AAC-7232-2020; AAI-8856-2021; AAJ-1407-2021; B-7604-2019; B-4372-2018Background: Adenoid hypertrophy (AH) is one of the possible causes of chronic inflammation in the middle ear. It has been suggested that CX3CL1 and its specific receptor (CX3CR1) could be related with the pathogenesis of some inflammatory diseases. The aim of the present study was to evaluate the role of CX3CL1 and CX3CR1 in the pathogenesis of AH with chronic otitis media with effusion (COME) in children. Materials and methods: Adenoid tissue samples were obtained from 91 pediatric patients and divided into two groups: adenoidectomy only for AH (n: 47) and adenoidectomy in conjunction with ventilation tube insertion for AH + COME (n: 44). Expression levels of CX3CL1 and CX3CR1 genes were compared. Results: Expression levels of CX3CL1 and CX3CR1 in hypertrophic adenoid tissue were not significantly different between the AH + COME and All only groups. Although no significant difference was detected in the expression of CX3CL1 in the adenoid samples, the expression of CX3CR1 was higher in children older than 48 months. Conclusions: When allergy, atopy and chronic adenoiditis does not exist to obstructive adenoid hypertrophy, inflammatory fractalkine chemokine expression levels in adenoid tissue was not observed to be increased in children with COME.Item Harran Üniversitesi tıp fakültesi kulak burun boğaz hastalıkları kliniği’nde koklear implant uygulanan hastaların retrospektif analizi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) İynen, İsmail; Erbek, Selim SermedAmaç: Koklear implant, mekanik ses enerjisini, elektrik sinyallerine dönüştürüp bunu doğrudan kokleaya aktararak, seslerin algılanmasını sağlayan elektronik bir cihazdır. Bu çalışmanın amacı; koklear implant cerrahisi uygulanan hastaların işitme kaybının etyolojisi, fizik muayene bulguları, odyolojik bulgular, işitme kaybı tespit zamanı, rehabilitasyon durumu ve hastaların BT ile MR bulgularını değerlendirmektir. Ayrıca hastalara uygulanan koklear implant ameliyat şekli, kullanılan implant modeli ve oluşan komplikasyonları değerlendirilerek literatür eşliğinde tartışmaktır. Plan: Retprospektif çalışma. Yer: Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Kliniği Hastalar: Çalışma Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı’nda 2012-2016 yılları arasında koklear implant ugulanan 86 hastanın dosyası incelenerek yapıldı. Yöntem: Çalışmaya alınan hastaların dosyalarından; işitme kaybının etyolojisi, fizik muayene bulguları, odyolojik bulgular, işitme kaybı tespit zamanı, ebeveyn eğitim durumu, akrabalık derecesi, rehabilitasyon durumu, hastaların BT ile MR bulguları, koklear implant ameliyat şekli, kullanılan implant modeli ve oluşan komplikasyonlar değerlendirilmiştir. Bulgular: Hastaların 34’ü (%39,5) kız, 52’si (%60,5) erkek idi. Hastalarımızın yaş ortalaması 6,65 (1-64) yıl idi. Hastaların 81’ine sağ kulağa 5’ine sol kulağa koklear implant takılmıştı. Ailesinde işitme kaybı anamnezi olan 28 (%32,6) hasta vardı. Akraba evliliği 53 (%61,6) hastada vardı. İşitme kaybı tespit edilme zamanı ortalama 11.8 ay idi. Ailesinde işitme kaybı hikayesi olmayanların etyolojik nedenleri incelendiğinde 17 (%19.9) hastada çevresel nedenler mevcuttu. Sendromik hiçbir hastamız yoktu. Nonsendromik olarak değerlendirilen 28 hastanın ailesinde işitme kaybı olduğu için genetik olabileceği düşünüldü. Kırkbir hastada ise herhangi bir etyololji tespit edilemeyip idiopatik olarak değerlendirildi. Hastalarımızın dördünde koklear anomali mevcuttu. Bunlardan ikisi Mondini diğer ikisi kistik koklea idi. Bir hastamızda temporal BT’de kısmen skleroz mevcuttu. Hastalarda oluşan komplikasyonlar değerlendirildiğinde; 4 hastada intraoperatif perilenf sızıntısı, 4 hastada hafif vertigo, 5 hastada postoperatif ciltaltı seroma oluştu. Bir hastada yoğun sklerozdan dolayı implant yerleştirilemedi. Hastalara uygulanan implant modelleri incelendiğinde; 59 hastaya Nucleus, 17 hastaya Med-El ve 10 hastaya Advanced Bionics takıldığı tespit edildi. Sonuç: İşitme kayıplı çocukların erken yaşlarda saptanması, bu çocukların erken işitsel rehabilitasyona alınmaları ve daha sonra uygun hastalara koklear implant uygulanması kişinin ilerideki akademik ve sosyal yaşamında oldukça önemlidir. Çocukluk çağı sensorinöral tip işitme kayıplarında genetik geçişin rolü büyüktür ve bunun da en önemli nedenini akraba evlilikleri oluşturmaktadır. Bu nedenle akraba evliliklerinin eğitim yoluyla önlenmesi, genetik geçişli işitme kayıplarının önlenmesinde ilk basamak olmalıdır. Objective: The cochlear implant is an electronic device that enables the perception of sounds by converting mechanical sound energy into electrical signals and transferring them directly to the cochlea. The purpose of this study is; etiology of hearing loss of patients who underwent cochlear implant surgery, physical examination findings, audiologic findings, hearing loss detection time, rehabilitation status and CT and MR findings of patients. In addition, to discuss the cochlear implant surgery, the implant model used, and the complications which occur in the disease in the light of the literature. Planning: Retrospective study Center: Harran University, Medical Faculty, ENT Clinic Study Group: The study was conducted by examining the files of 86 patients who had cochlear implants in the Department of Otorhinolaryngology, Harran University, Faculty of Medicine, between the years of 2012 and 2016. Method: From the files of the patients; etiology of hearing loss, physical examination findings, audiological findings, hearing loss detection time, parental education status, kinship grade, rehabilitation status, CT and MR findings of patients, cochlear implant surgery type, used implant model and complications were evaluated. Results: 34 (39.5%) of the patients were female and 52 (60.5%) were male. The mean age of our patients was 6.65 (1-64) years. 81 of the patients had the right ear and 5 had the left ear cochlear implant. There were 28 (32.6%) patients who had an anamnesis of hearing loss in their family. There were 53 (61.6%) patients with consanguineous marriages. The average time to detect hearing loss was 11.8 months. When the etiologic causes of those with no hearing loss in their family were examined, 17 (19.9%) patients had environmental reasons. We had no syndromic patients. Twenty-eight nonsyndromic patients were considered to be genetic because of a family history of hearing loss. Forty-one patients were diagnosed as idiopathic without any etiology. Four of our patients had cochlear anomalies. Two of them were Mondini and the other two were cystic cochlea. One patient had partial sclerosis in temporal CT. When the complications that occur in patients were evaluated; 4 patients had intraoperative perilymph leakage, 4 patients had mild vertigo, and 5 patients had postoperative subcutaneous seroma. One patient could not be applied an implant due to intense sclerosis. When examining implant models, Nucleus was found in 59 patients, Med-El in 17 patients and Advanced Bionics in 10 patients. Conclusion: Early detection of children with hearing loss, early auditory rehabilitation of these children, and subsequent cochlear implantation with appropriate disease are very important in the future academic and social life of the person. The role of genetic transmission in childhood sensorineural hearing loss is great, and the most important reason for this is the consanguineous marriages. For this reason, the prevention of consanguineous marriages through education should be the first step in preventing genetic transmission of hearing loss.Item How much are the incidental abnormalities on brain MRI clinically significant in otolaryngology practice?(2016) Koc, Ayca Ozbal; Ertugay, Cigdem Kalaycik; Cevik, Halime; Erbek, Selim SermedObjective: We aimed to investigate the frequency of incidental diagnosis of paranasal sinus and mastoid abnormalities on brain magnetic resonance imaging (MRI) and its correlation with symptoms of patients. Methods: We examined 100 patients who underwent brain MRI due to several different complaints other than sinusitis and mastoiditis. The patients who had any nasal or otologic pathology in otolaryngology examination were excluded from the study. Afterwards, a total of 65 patients were included into the study. The questionnaire consisted of otological symptoms and Sino-nasal Outcome Test (SNOT-20), Lund and Mackay scoring system for rhinosinusitis were filled by all patients immediately prior to imaging. The analysis of the MRI scan in terms of rhinosinusitis according to the Lund-Mackay radiological scoring and mastoiditis was performed by the same radiologist. Results: The mean age of 65 patients was 46.62 +/- 17.73 years. Eighteen (27.7%) of these were men and 47 (72.3%) were women. In 26 (40%) of 65 patients, MRI demonstrated mastoiditis. We could not find any statistically significant correlation between mastoiditis and upper respiratory tract infection (p=0.896). There was no statistically significant relationship between radiological scores and total sinus symptom scores (p=0.93). Additionally, we could not find any correlation between radiological scores and SNOT-20 (p=0.923). Conclusion: Our findings demonstrated that although some of these patients had various symptoms of sinus or mastoid diseases, these symptoms had no statistically significant correlation with the radiological diagnosis. In conclusion, radiologists should advise clinical correlation of their radiologic findings rather than reporting a clinical diagnosis such as sinusitis and mastoiditis.Item İntratimpanik oksitosin uygulamasının akustik travmaya bağlı iç kulak hasarı üzerine etkisinin araştırılması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimler Enstitüsü, 2016) Akın Öçal, F. Ceyda; Erbek, Selim SermedGürültüye bağlı işitme kaybına (GBİK) yol açan hücresel mekanizmalar günümüzde henüz netliğe kavuşmamıştır. GBİK, korti organındaki dış tüy hücrelerinin (DTH) apopitozisine yol açar. Reaktif oksijen radikalleri (ROS),DTH’lerinde apopitotik sinyali başlatır. Sonuç olarak kokleada ROS’lerinin aşırı birikmesi ve eşlik eden inflamasyon akustik travmada esas rol oynar.Dolayısıyla ROS azaltıcı, antioksidan ve antiinflamatuar ilaçlar GBİK’larında kullanılabilir. Bu çalışmanın amacı antioksidan ve antiinflamatuar etkinliği olan oksitosinin (OT) akustik travmaya bağlı iç kulak hasarını önleyip önlemediğinin araştırılmasıdır. Bu amaçla çalışmaya dahil edilen 28 adet rat ,yedişer ratdan oluşan dört gruba ayrıldı. (1.Gürültü grubu, 2.Kontrol grubu, 3. Gürültü+ Oksitosin grubu, 4.Oksitosin grubu).Genel anestezi altında öncelikle bütün ratlara DPOAE (amplitüd ve Sinyal/Gürültü oranı (SNR))ve beraberinde ABR (Auditory Brainstem Response) testi uygulandı. 3. ve 4. gruba bazal ölçümler sonrası 1., 2., 4., 6., 8. ve 10. gün intratimpanik oksitosin uygulandı. 1.ve 3.gruba ise bazal ölçümler sonrası 3.gün 15 saat süreyle 107 dB SPL şiddetindebeyaz gürültü ile akustik travma verildi. Daha sonra bazal ölçüm sonrası bütün gruplara 4.,10. ve 24. günlerde DPOAE ve ABR yapıldı. Grup 1’de, travma öncesine göre travma sonrası 1,7. ve 21. günlerde ABR eşiklerinde istatistiksel olarak anlamlı yükselme görüldü. Grup 3’de akustik travma öncesine göre,travma sonrası 1.günde ABR eşikleri istatistiksel olarak anlamlı yüksek izlenirken (p=0,001), akustik travma öncesi ile travma sonrası 7. ve 21. günlerde ABR eşikleri arasında istatistiksel fark gözlenmedi (sırayla p=0,564, 0,655). Grup 4’de ise yapılan 4 ölçüm arasında ABR eşikleri bakımından istatistiksel fark izlenmedi (p=0,101). Grup 1’de bazal DPOAE amplitüd değerlerine (1191, 3359, 4755, 6728 ve 9511 frekanslarında ve SNR oranlarına (1191, 2001, 3359, 4755, 6728, 9511frekansları göre travma sonrası 1,7 ve 21. günlerdeki değerler istatistiksel olarak anlamlı kötü izlendi (p<0,05).Grup 3’de ise travma sonrası 7. ve 21. günlerdeki DPOAE amplitüd (1191, 2001, 3359, 6728 ve 9511 frekanslarında ve SNR değerleri (1191, 2001, 3359, 4755 ve 9511 frekanslarında ile bazal ölçümler arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Bu çalışma ile intratimpanik oksitosinin gürültüye bağlı iç kulak hasarını tedavi etmede yararlı olabileceği gözlenmiş olup,literatürde bununla ilgili herhangi bir yayın bulunmamaktadır. The cellular mechanisms leading to noise-induced hearing loss (NIHL) are not clear yet. NIHL leads to death by apopitosis of the outer hair cell (OHC) of the organ of Corti. The reactive oxygen species (ROS) are the starting apoptotic signal in the OHC. Consequently, excess accumulation of ROS and accompanying inflammation in the cochlea are the basis of NIHL. Thus, ROS quenchers, antioxidants and anti-inflammatory drugs can be used at NIHL. The aim of this study is to investigate if oxytocin that has both antioxidant and antiinflamatory activity can prevent the ototoxicity related to NIHL. Twenty-eight rats were divided into 4 groups. (1.Noise group, 2.Control group, 3.Noise+Oxytocin group, 4.Oxytocin group). Baseline distortion product otoacoustic emission (DPOAE) (amplitude and Signal/ Noise Ratio (SNR)) and auditory brainstem response (ABR) testing were performed on all rats under general anesthesia. Following baseline measurement intratympanic oxytocin was administered on the 1st, 2nd, 4th, 6th, 8th and 10th days to group 3 and 4. After baseline measurements group 1 and 3 were exposed to acoustic trauma using 107 dBSPL white noise for 15 hours. Beside the baseline measurements,DPOAE and ABR testing were performed in all groups on the 4th, 10th and 24th days. In the first group, the ABR threshold value increased significantly after acoustic trauma exposureon the 1st, 7th and 21st days (p=0,000) compared withbaseline measurements. In the third group, compared with baseline measurementsthe mean ABR threshold increased significantly on the 1st day after acoustic trauma (p=0,001). No significant differences were detected between the the baseline and on the 7th and 21st days ABR thresholds (respectively p=0,564, 0,655). In group four, no significant differences were observed in ABR thresholds between the baseline measurements and measurements taken on the 1st, 7th and 21st days (p=0,101). In the first group statistically significant differences were observed between DPOAE amplitude (in the 1191, 3359, 4755, 6728 ve 9511 frequency) and SNR (in the 1191, 2001, 3359, 4755, 6728, 9511frequency) values measured before and on the 1st, 7th and 21st days after exposure to acoustic trauma (p<0,05). In group 3, no significant differences were observed between the DPOAE amplitude (in the 1191, 2001, 3359, 6728 ve 9511 frequency) and SNR (in the 1191, 2001, 3359, 4755 ve 9511 frequency) values measured before and on the 7th and 21st days after exposure to acoustic trauma (p>0,05).This is the first study in the literatüre to investigate the relationship between intratympanic oxytocin and acoustic trauma in rats, and the first to show the therapeutic effect of oxytocin on damage caused by acoustic trauma.Item Koklear implant (biyonik kulak) cerrahisi sonrası uzun dönem vestibüler fonksiyonların vestibüler uyarılmış kas cevapları ile değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimler Enstitüsü, 2016) Topal, Mustafa; Erbek, Selim SermedAmaç: Koklear implant cerrahisi gerek ameliyat sırasında gerekse ameliyat sonrası erken ve geç dönemde önemli komplikasyonları olabilen bir cerrahidir. Bunlar arsında vestibüler sistem şikayetleri özel öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı koklear implant cerrahisi uygulanan hastalarda uzun dönemde vestibüler sistemin çalışmasını değerlendirmektir. Plan: Prospektif, kontrol gruplu, klinik çalışma. Yer: Konya Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Kliniği Hastalar: Çalışmamıza 18 yaş altı takip edilen ve koklear implant uygulandıktan sonra bir yıl geçen 35 hasta ve hikayesinde vestibüler sistemle ilgili herhangi bir yakınması olmayan 35 gönüllü 18 yaş altı sağlıklı kişi dahil edildi. Yöntem: Çalışmaya dahil edilen koklear implantlı hasta ve sağlıklı gruba, her iki kulaklarına servikal ve oküler VEMP yapılarak gruplar arası karşılaştırıldı. Bulgular: Koklear implantlı çocuklarda cVEMP dalgası elde edilme oranları ve P1 latansları opere edilen ve karşı kulak arasında istatistiksel anlamlı bir fark göstermedi (sırasıyla p=0,802 ve p=0,123). Diğer taraftan kontrol grubu kulaklarda cVEMP dalgası implantlı olgularda hem opere taraf hem de karşı kulak ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak yüksek oranda elde edildi. P1 latans değerlerinin karşılaştırılmasında ise opere taraf değerleri kontrol grubuna göre anlamlı oranda kısa bulunurken (p=0,046), karşı kulak ile sağlıklı çocukların kulaklarının karşılaştırılmasında iki grup arasında fark yoktu (p=0,746). Servikal VEMP bulgularına benzer şekilde, koklear implantlı çocuklarda oVEMP dalgası elde edilme oranları ve P1 latansları opere edilen ve karşı kulak arasında anlamlı bir fark yoktu (sırasıyla p=0,078 ve p=0,851). Kontrol grubu kulaklarda oVEMP dalgası implantlı olgularda hem opere taraf hem de karşı kulak ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak yüksek oranda elde edildi. N1 latans değerlerinin karşılaştırılmasında ise iki grup arasında fark yoktu (p>0,05).Sonuç: Hastaların operasyon öncesi mevcut olan kohlear etkilenim kadar vestibüler son organda da etkilenmelerin olması, cerrahi sırasında hasar oluşması denge sorunlarının oluşmasında önemli nedenler olarak görünmektedir. Semptomların önemli bir kısmı geçici ve orta şiddette olmaktadır. Tedavide uygun egsersizler ve medikal tedavi ile şikayetlerde büyük oranda azalma ya da kaybolma sağlanmaktadır. Objective: Cochlear implantation is an operation in which important complications can take place in both peroperative, early and late postperative periods. Among these vestibular complaints have special consideration. The aim of tis study was to evaluate the long therm functions of vestibular system in patients underwent cochlear implantation surgery. Planing : Prospective, controlled clinical study. Center: Başkent University, Faculty of Medicine, Otolaryngology Deparment, Konya Study Group:Thirty five patients under 18 years old with cochlear implantation after after at least a year from the operation were included to the study. Contro group included 35 voluntary patients under 18 years who had no complaint about vestibular system. Method : Cervical and ocular VEMP vestibular evoked myogenic patentials testing were achieved in both control and cochlear implantation groups. Results were compared between the groups. Results: Rate of Existence of cVEMP and P1 latency in children with implants did not significontly differ in between the operated and non operated ears(p=0,802 and p=0,123 respedively). On the other hand in control group, c VEMP significonly was highly achiaevable compared to both operated and non operated ears of children with cochlear implants. P1 latancies of operated ears were significontly shorter than the contro group(p=0,046). There were no significont difference between the P1 latancies of control group and non operated ears of study group(p=0,746). As c VEMPS, rate of existence of o VEMP and P1 latancies in children with cochlear implants did not significontly diffe in between the operated nonoperated ears(respectively p=0,078 and p=0,851). In control group, o VEMP was significontly high achievable compaierd to both operated and nonoperated ears of children with cochlear implantation. There were no statisticaly significont difference between n1 latencies of the two groups (p>0,05). Conclusion : Possible vestibular and organ impairments of the patients as in cochlear functions and possible vestibular damage during the operation are important factors about postoperative vestibular functions. Most of the symptomps are transient and moderate. With propriate physical exercises and madical therapy considerable improvement can be achieved in vestibular complaints.Item Kronik tonsillitli hastalarda beta defensin 1 gen polimorfizmi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2013) Arslan, Fatih; Erbek, Selim SermedKronik tonsillit, tonsillerin rekürren akut veya subklinik enfeksiyonları sonucu oluşan persistan inflamasyonudur. Beta defensinler çeşitli mukozalarda eksprese olan ve konağın infeksiyöz patojenlere karşı ilk savunmasında rol alan antimikrobiyal etkili peptidlerdir. Bu çalışmada kronik tonsillit ile beta defensin geni tek nükleotid polimorfizmi arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz, Tıbbi Genetik ve Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalları tarafından ortak olarak yürütülmüştür. Prospektif, nonrandomize, kontrollü klinik çalışma olarak tasarlanmıştır. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır. Çalışmaya katılan bireylere bilgilendirilmiş onam formu imzalatılmıştır. Kronik tonsillit tanısı konulan 86 hasta ve kontrol grubu olarak kronik tonsillit öyküsü olmayan, tonsillektomi yapılmamış 80 sağlıklı birey çalışmaya alınmıştır. Çalışmaya katılan tüm bireylerin periferik kan örneklerinden elde edilen genomik DNA örnekleri kullanılmıştır. Beta defensin 1 (DEFB1) genotipleri (-20G/A, -44C/G ve -52G/A) PCR sonrası “restriction fragment length polymorphism” analizleri ile belirlenmiştir. Çalışmaya alınan kronik tonsillitli 86 hastanın 42’si (%48,84) kadın, 44’ü (%51,16) erkek ve yaş ortalaması 10.49±9,64 idi. Kontrol grubunda 80 bireyin 29’u (%36,25) kadın, 51’i (% 63,75) erkek ve yaş ortalaması 27,11±16,03 idi. -20G/A, -44C/G ve -52G/A tek nükleotid polimorfizmlerinde kronik tonsillitli olgularda kontrol grubuna göre anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Bu bulguyla uyumlu olarak, üç nükleotid polimorfizmi için alel frekanslarının gruplar arası karşılaştırılmasında istatistiksel farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Bu çalışmada kronik tonsillit gelişimi ile DEFB1 geninde -20G/A, -44C/G ve -52G/A genotipleri arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanamamıştır. Ancak daha geniş olgu serileri ve farklı polimorfizm bölgeleri ile çalışmalara devam edilmelidir.Item Marangozlarda işitmenin elektrofizyolojik testlerle değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Budak, Buse; Erbek, Selim SermedMarangozlar mesleki yaşamlarında devamlı olarak 82 – 100 dB ses şiddetindeki gürültüye maruz kalmaktadırlar. Marangozhanelerdeki maruz kaldıkları ses şiddeti, marangozhanede bulunduğu yer ve kullandığı alete göre iç kulağa zarar verici seviyelere çıkmaktadır. Çalışmamızın amacı; Marangozlarda işitmenin odyometri, transient uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 31 marangoz, sürekli ve/veya ani gürültüye maruz kalmamış 31 kişi kontrol grubu olmak üzere toplam 62 kişi alınmıştır. İşitme eşikleri ölçümünden sonra her iki grubun uyarılmış otoakustik emisyon testiyle ölçümü yapılmıştır. Marangozların yaş ortalaması 44.58 ± 10.33, kontrol grubunun yaş ortalaması 41.84 ± 8.65 olup istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p=0.262). Marangoz ve kontrol grubunun sağ ve sol kulak saf ses işitme eşiklerini karşılaştırdığımızda, tüm frekanslarda marangozlarda anlamlı düşüş olduğu saptanmıştır (p<0.05). Marangozlarda sağ kulak emisyon değerleri kontrol grubuna göre 2000 ve 2800 Hz‟de istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Her iki grubun sol kulak emisyon değerleri karşılaştırıldığında, marangozlarda emisyon değerleri 1000, 2000 ve 2800 Hz frekanslarında istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük elde edilmiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular sonucunda hem saf ses odyometri hem de emisyon değerlerinde gözlemlenen düşüş marangozlarda gürültüye bağlı işitme kaybının geliştiğini desteklemektedir. Carpenters are constantly exposed to a noise level of 82 - 100 dB in their professional lives. The sound intensity of the carpenters increases to the level of damage to the inner ear according to the location of the carpenter and the tool they use. The aim of our study; The audiometry of hearing in carpenters, transient evoked otoacoustic emission (TEOAE). A total of 62 people, 31 of whom were carpenters, 31 of whom were not exposed to continuous and / or sudden noise, were included in the study. After the hearing thresholds measurement, both groups were measured by stimulated otoacoustic emission test. The average age of the carpenters is 44.58 ± 10.33, the average age of the control group is 41.84 ± 8.65 and there is no statistically significant difference (p = 0.262). When we compared the right and left ear pure sound hearing thresholds of the carpenter and control group, there was a significant decrease in carpenters at all frequencies (p <0.05). The right ear emission values in carpenters were found statistically significantly lower at 2000 and 2800 Hz compared to the control group. When the left ear emission values of both groups were compared, the emission values of carpenters were statistically significantly lower at 1000, 2000 and 2800 Hz frequencies. As a result of the findings obtained in our study, the decrease observed in both pure sound audiometry and emission values support the development of noise-related hearing loss in carpenters.Item Marangozlarda işitmenin elektrofizyolojik testlerle değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Budak, Buse; Erbek, Selim SermedMarangozlar mesleki yaşamlarında devamlı olarak 82 – 100 dB ses şiddetindeki gürültüye maruz kalmaktadırlar. Marangozhanelerdeki maruz kaldıkları ses şiddeti, marangozhanede bulunduğu yer ve kullandığı alete göre iç kulağa zarar verici seviyelere çıkmaktadır. Çalışmamızın amacı; Marangozlarda işitmenin odyometri, transient uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 31 marangoz, sürekli ve/veya ani gürültüye maruz kalmamış 31 kişi kontrol grubu olmak üzere toplam 62 kişi alınmıştır. İşitme eşikleri ölçümünden sonra her iki grubun uyarılmış otoakustik emisyon testiyle ölçümü yapılmıştır. Marangozların yaş ortalaması 44.58 ± 10.33, kontrol grubunun yaş ortalaması 41.84 ± 8.65 olup istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p=0.262). Marangoz ve kontrol grubunun sağ ve sol kulak saf ses işitme eşiklerini karşılaştırdığımızda, tüm frekanslarda marangozlarda anlamlı düşüş olduğu saptanmıştır (p<0.05). Marangozlarda sağ kulak emisyon değerleri kontrol grubuna göre 2000 ve 2800 Hz‟de istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Her iki grubun sol kulak emisyon değerleri karşılaştırıldığında, marangozlarda emisyon değerleri 1000, 2000 ve 2800 Hz frekanslarında istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük elde edilmiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular sonucunda hem saf ses odyometri hem de emisyon değerlerinde gözlemlenen düşüş marangozlarda gürültüye bağlı işitme kaybının geliştiğini desteklemektedir. Carpenters are constantly exposed to a noise level of 82 - 100 dB in their professional lives. The sound intensity of the carpenters increases to the level of damage to the inner ear according to the location of the carpenter and the tool they use. The aim of our study; The audiometry of hearing in carpenters, transient evoked otoacoustic emission (TEOAE). A total of 62 people, 31 of whom were carpenters, 31 of whom were not exposed to continuous and / or sudden noise, were included in the study. After the hearing thresholds measurement, both groups were measured by stimulated otoacoustic emission test. The average age of the carpenters is 44.58 ± 10.33, the average age of the control group is 41.84 ± 8.65 and there is no statistically significant difference (p = 0.262). When we compared the right and left ear pure sound hearing thresholds of the carpenter and control group, there was a significant decrease in carpenters at all frequencies (p <0.05). The right ear emission values in carpenters were found statistically significantly lower at 2000 and 2800 Hz compared to the control group. When the left ear emission values of both groups were compared, the emission values of carpenters were statistically significantly lower at 1000, 2000 and 2800 Hz frequencies. As a result of the findings obtained in our study, the decrease observed in both pure sound audiometry and emission values support the development of noise-related hearing loss in carpenters.Item Motosiklet kullanan bireylerde pozisyonel testler, vemp testi, statik ve dinamik denge skorlarının değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Tığlı, Kıvanç; Erbek, Selim SermedMotosiklet kullanımının işitme üzerine negatif etkileri daha önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı motosiklet kullanan kişilerde vestibüler sistemdeki olası değişiklikleri araştırmaktır. Çalışmamıza Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında motosiklet kullanan ve kullanmayan toplam 60 sağlıklı birey alınmıştır. Çalışmaya katılan tüm bireylere kulak burun boğaz muayenesi, pozisyonel testler, VEMP testi, statik ve dinamik denge testleri yapılmıştır. Motosiklet kullanan katılımcıların yaş ortalamaları 39.76 ± 9.46, kullanmayan bireylerin yaş ortalaması ise 31.96 ± 7.03‟dir. Motosiklet kullanan bireyler motosiklete 14.36 ± 8.12 yıl ve haftada 5.03 ± 1.90 gün bindiklerini belirtmişlerdir. Motosiklet kullanan bireylerde yapılan statik denge ölçümü skoru 212.70 ± 188.80 iken; kullanmayan bireylerde skor 164.10 ± 81.57 olarak ölçülmüştür. İki grup arasında elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Motosiklet kullanan bireylerde yapılan dinamik denge ölçümü skoru 1598.96 ± 533.66 olarak belirlenmiştir. Motosiklet kullanmayan bireylerde yapılan dinamik denge ölçümü skoru 1595.00 ± 451.79 olarak belirlenmiştir. İki grup arasında elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Her iki gruba da yapılan pozisyonel testlerde herhangi bir patoloji (nistagmus, baş dönmesi) saptanmamıştır. Motosiklet kullanan bireylerde sol kulak cVEMP n1 dalgası latansı 25.51±3.24 iken, motosiklet kullanmayan bireylerde latans 23.45±2.83 olarak saptanmıştır (p<0.011). Ayrıca iki grup arasında yapılan sol kulak ölçümlerinde oVEMP p1 dalgası latansında da istatistiksel olarak anlamlı fark vardır, motosiklet kullanan bireylerin p1 latansları uzamıştır. Motosiklet kullanan bireylerde yapılan sol kulak oVEMP p1 dalgası latansı 12.70±3.21 iken, motosiklet kullanmayan bireylerde 11.46±2.70 dir (p<0.041). Sağ kulak için cVEMP ve oVEMP latans değerleri iki grup arasında istatistiksel farklılık göstermemiştir. Elde edilen bulgular ışığında motosiklet kullanmanın vestibüler sistem üzerinde belirgin etkisi olmadığı söylenebilir. Bu konuda farklı çalışmalara devam edilmelidir. The negative effects of motorcycle use on hearing have been shown in previous studies. The purpose of this study is to investigate possible changes in the vestibular system in motorcycle users. Our study at BaĢkent University Ankara Hospital, at the department of otolaryngology with 60 healthy individuals using motorcycles and not using them were taken. All the study subjects participants were performed otolaryngologycal assesment, positional tests, VEMP test, static and dynamic equilibrium tests. The average age of participants using motorcycles was 39.76 ± 9.46, and the average age of non-motorized participants was 31.96 ± 7.03. Individual motorcycle users reported motorcycle 14.36 ± 8.12 years and 5.03 ± 1.90 days per week. The static balance measurement score of the motorcycle users was 212.70 ± 188.80; the score was 164.10 ± 81.57 in non-users. The results obtained between the two groups were not statistically significant (p>0.05). The dynamic balance measurement score for individuals using motorcycles was 1598.96 ± 533.66. The dynamic balance measurement score for individuals without motorcycles was determined as 1595.00 ± 451.79. The results obtained between the two groups were not statistically significant (p>0.05). No pathology (nystagmus, dizziness) was detected in the positional tests performed on both groups. In motorcycle-using individuals, the left ear oVEMP n1 wave was 25.51 ± 3.24, while the non-motorized individuals were 23.45 ± 2.83 (p <0.011). There was also statistically significant difference in oVEMP p1 wave in left ear measurements between two groups. The left ear oVEMP p1 wave made by motorcycle users was 12.70 ± 3.21, while those without motorcycle were 11.46 ± 2.70 (p<0,041). cVEMP and oVEMP latency values for right ear did not show statistical difference between two groups. It can be said that the use of motorcycles in the finds obtained is not a significant effect on the vestibular system. Different studies should be continued in this regard.Item Multivariate Analysis of the Factors Affecting Tinnitus Severity in Old Age: A Multi-Center Cross- Sectional Study(2023) Ozer, Fulya; Cabuk, Gozde Bayramoglu; Mutlu, Meryem; Simsek, Agit; Erbek, Selim Sermed; https://orcid.org/0000-0003-4825-3499; B-7604-2019Aim: The purpose of this study was to analyze the factors affecting tinnitus severity in the population aged 60 and over with a multi-central data and with multivariate analysis. Materials: This prospective study was composed of 130 subjects aged 60 years or older with clinical complaint of tinnitus and administered to five different otorhinolaryngology clinics in four different cities in our country. All participants have been tested with pure tone audiometry. Tinnitus loudness and pitch mapping were determined for all participants. All participants also interviewed individually to complete Tinnitus Handicap Inventory (THI) and asked to characterize their tinnitus symptoms using a visual analog scale (VAS) measuring severity, annoyance of tinnitus. Results: Tinnitus loudness increases significantly in the group over the age of 79, but there is no significant difference between the groups formed according to age in terms of VAS or THI values. Systemic disease does not make a significant difference that increases the severity of tinnitus. risk factors that increase tinnitus severity are included in the logistic regression analysis; High level of education and advanced age over 79 years were determined as independent risk factors. Increasing education level is an independent risk factor for increasing tinnitus severity with an odds ratio of 2.46 (95% CI, 1.080-5.624). At the same time, advanced age over 79 years is an independent risk factor with an odds ratio of 5.4 (95% CI, 1,385-21.197), which causes tinnitus severity to be felt more. Conclusion: In old age population, the incidence of tinnitus does not increase with increasing age, but tinnitus severity increases. As hearing loss increases, tinnitus severity and VAS score increase. According to the results of this study, the most important risk factors that increase the perception of tinnitus in the elderly population were determined as very advanced age and high education level. It is reasonable to think that one of the reasons for this is that the elderly in the vulnerable group for the Covid 19 pandemic should stay away from hospitals unless their tinnitus complaints are very serious. Re-performing our study in elderly individuals after the pandemic is important to see the effect of the pandemic period more clearly in these individuals.