Repository logo
Communities & Collections
All of DSpace
  • English
  • العربية
  • বাংলা
  • Català
  • Čeština
  • Deutsch
  • Ελληνικά
  • Español
  • Suomi
  • Français
  • Gàidhlig
  • हिंदी
  • Magyar
  • Italiano
  • Қазақ
  • Latviešu
  • Nederlands
  • Polski
  • Português
  • Português do Brasil
  • Srpski (lat)
  • Српски
  • Svenska
  • Türkçe
  • Yкраї́нська
  • Tiếng Việt
Log In
New user? Click here to register.Have you forgotten your password?
  1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "Ayaş, Şehri"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 3 of 3
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • Thumbnail Image
    Item
    Fibromiyalji sendromunda kantitatif EEG bulguları, TENS ve akupunkturun tedavideki etkinliği
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2014) Yüksel, Merve; Ayaş, Şehri
    Fibromiyalji Sendromu (FMS), hassas nokta olarak adlandırılan tendinomüsküloskletal bölgelerde ağrı ile karakterize ve beraberinde yorgunluk, uyku bozukluğu, irritabl kolon sendromu gibi kas-iskelet sistemi dışı klinik semptomları da içeren bir sendromdur. FMS kadınlarda erkeklerden 9-10 kat daha sık görülmektedir. Fibromiyalji fizyopatolojisine ilişkin teoriler önceleri kas kaynaklı patolojileri vurgularken günümüzde ağrının merkezi işlenme bozukluğuna yönelmiştir. FMS’nun incelendiği nörofizyolojik çalışmalardan alınan sonuçlarla hastaların periferal ağrı sensitizasyonundan ziyade santral sinir sistemi hipersensivitesi yaşadıkları ortaya konulmuştur. Bu hipersensivite santral sinir sisteminin inhibitör işlevlerinde bir azalmanın sonucunda ortaya çıkabilir. Bu çalışmanın amacı; fibromiyalji sendromu tanısı almış hastalarda kantitatif elektroensefalografi (KEEG) değişikliklerini saptamak ve hastalarda TENS ve akupunktur uygulanmasının ağrı kontrolündeki rolünü araştırmak ve KEEG üzerinde yarattığı değişiklikleri ortaya koymaktır. 42 fibromiyaljili hasta ve 21 sağlıklı gönüllü çalışmaya dahil edildi. Fibromiyalji tanısı alan hastalarda ağrının şiddeti ve karakteri Kısa Form Mc Gill Ağrı Anketi ile ve hassas noktaların ağrı eşik değerleri algometre ile saptandı. Depresyon düzeyi Beck depresyon anketi ile değerlendirildi. Hastalık şiddeti ve yaşam kalitesi Fibromiyalji Etki Anketi ile değerlendirildi. TENS ve akupunktur grubuna alınan hastaların EEG çekimi öncesinde o günkü ağrı ve yorgunluk durumları görsel analog skala (VAS) ile değerlendirildi. TENS ve akupunktur uygulaması sonrası ağrı düzeyindeki değişim VAS ile tekrar sorgulandı. Hastalar TENS ve akupunktur uygulanmak üzere 21 kişilik iki gruba rastgele alındı. Akupunktur ve TENS grubunda ilk önce 10 dk süre ile EEG kaydı alındı sonra 20 dk TENS ya da akupunktur uygulaması yapıldı ve uygulama sonrası tekrar 10 dk EEG kaydı alındı. Çalışmamızda TENS ve akupunktur grubunu oluşturan FMS’lu hastaların KEEG bulguları temel olarak benzerdir. Fibromiyaljili hasta grubunun KEEG bulguları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında düşük ve orta frekanslı dalgaların gücünde azalma mevcuttu. Çalışmamızda TENS ve akupunktur uygulaması ile FMS’lu hastaların tedavi sonrası ağrı skorlarında azalma mevcuttu. TENS grubunda tedavi sonrası sol anterior ve sağ posterior bölgede alfa gücünde artış, sağ posterior bölgede teta gücünde artış saptandı. Delta ve beta iii gücünde fark görülmedi. Akupunktur grubunda tedavi uygulaması sonrası sağ ve sol posterior bölgede alfa gücünde artış, sağ posterior bölgede teta gücünde artış, sağ ve sol posterior bölgede beta gücünde artış saptanmıştır. Alfa dalgaları teorik olarak inhibitör nöronların aktivitesini yansıtır. Alfa gücündeki artış akupunktur ve TENS uygulamasının inhibitör nöronları aktive etmesine bağlı olabilir. Sonuç olarak FMS’lu hastalarda istirahat EEG’sinde düşük ve orta frekanslı dalgaların güçleri azalmıştır. TENS ve akupunktur uygulaması ile hastaların ağrılarında azalma ve KEEG’de inhibitör aktivitede artış saptanmıştır
  • Thumbnail Image
    Item
    İnme sonrası hemipleji gelişen hastalarda ayna tedavisinin üst ekstremite motor iyileşmesine etkisinin araştırılması
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2014) Gürbüz, Nigar; Ayaş, Şehri
    İnme; yüksek görülme sıklığı ve mortalitesi ile toplumun büyük bir kesimini etkileyen ve hayatta kalan kişilerde özürlülüğe yol açan önemli bir sağlık sorunudur. İnmeli hastaların %60’ dan fazlası günlük yaşam aktivitelerini güçleştiren kalıcı nörolojik defisitlerden yakınmaktadır. Paretik üst ekstremite inme hastalarında sık görülen, istenmeyen ve aktivite limitasyonunu arttıran bir durumdur. Yapılan çalışmalarda inme geçirenlerin %85 inde hemipleji, yine inme geçirenlerin %55-75 inde üst ekstremite fonksiyon kısıtlılığı geliştiği rapor edilmiştir. İnme rehabilitasyonunda hedef; mevcut yetersizliklere rağmen bireye en yüksek fonksiyonel bağımsızlık düzeyinin kazandırılması ve yaşam kalitesinin arttırılmasıdır. Bu amaçla kullanılan konvansiyonel tedavi yöntemleri; çoğu zaman üst ekstremite motor fonksiyonlarını geri döndürmede yetersiz kalmaktadır. Ayna tedavisi; basit, ucuz ve en önemlisi hasta odaklı, üst ekstremite motor fonksiyonunu arttırmaya yönelik bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmada, 20.07.2013-30.07.2014 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon kliniğinde rehabilite edilen 31 inme hastası çalışmaya dahil edildi. 16 çalışma grubu hastasına 4 hafta boyunca ortalama 60 -120 dakika süre ile haftada 5 kez üst ekstremite konvansiyonel rehabilitasyon programı, ek olarak 20 dakika süre ile üst ekstremite ayna tedavisi eğitimi verildi. 15 konvansiyonel tedavi grubu hastasına 4 hafta boyunca ortalama 60-120 dakika süre ile haftada 5 kez konvansiyonel rehabilitasyon programı ve aynanın yansıtmayan yüzüne karşı sağlam üst ekstremite eklem hareket açıklığı egzersizleri uygulandı. Hastalar rehabilitasyon programının başında (tedavi öncesi) ve 4 hafta sonra (tedavi sonrası) değerlendirildi. Üst ekstremite motor iyilesmesi için Brunnstrom yöntemi ve Fugl-Meyer üst ekstremite motor skalası kullanıldı. Hastaların engellilik düzeyleri Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçütü (FBÖ) kendine bakım skoru ile değerlendirildi. Yaş, cinsiyet, dominant el, paretik el, serebrovasküler olay tipi ve hastalık süresi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (sırasıyla; p=0.981, p=0.376, p=0.325, p=0.576, p=0.083, p=0.586). iii Grupların başlangıçtaki Brunnstrom evresi, Fugl-Meyer üst ekstremite motor skalası, Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçütü kendine bakım skoru değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (sırasıyla p=0.393, p=0.526, p=0.862, p=0.464). Tedavi sonrası dönemde, gruplar arası Brunnstrom üst ekstremite ve el evresi, Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçütü kendine bakım skoru değerleri arasında anlamlı fark bulunmadı (sırasıyla; p= 0.526, p=0.161, p=0.843). Tedavi sonrası, ayna tedavisi grubunun Fugl-Meyer üst ekstremite motor skalası değerleri konvansiyonel tedavi grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0.047). Sonuç olarak, inmeli hastalarda konvansiyonel tedavi programına ilave olarak uygulanan ayna tedavisinin üst ekstremitede motor iyileşmeye ek yararı olduğu saptanmıştır. Stroke is a serious health problem that leads to disability in survivors and effects the majority of the society with its high frequency of occurrence and its mortality. More than 60% of stroke patients complain about permanent neurological deficits that hampers daily activities. Paretic upper extremity is an unwanted case that is frequent for stroke patients and that increases activity limitation. It is reported in relevant studies that 85% of stroke patients experience hemiplegia, %55-75 of them experience limitation of upper extremity. The aim of stroke rehabilitation is to help the individual gain the highest level of functional independence and enhance the quality of life despite the current insufficiencies. The conventional treatment methods implemented for this purpose are mostly insufficient in recovery of upper extremity motor functions. Mirror therapy is a simple, inexpensive and above all patient oriented treatment that is aimed at improving upper-extremity motor function. The participants of this study are 31 stroke patients who were rehabilitated in Başkent University Physical Medicine and Rehabilitation clinic between the dates 20.07.2013 and 30.07.2014. 16 study group patients received 60-120 minutes of upper extremity rehabilitation program and additionally 20 minutes of upper extremity mirror treatment education 5 times per week for 4 weeks. 15 conventional treatment group patients received 60-120 minutes of conventional rehabilitation program and exercises for healthy upper extremity range of motion against the nonreflecting side of the mirror, 5 times per week for 4 weeks. The patients were evaluated at the beginning of the rehabilitation program (pre-treatment) and at the end of 4 weeks (post treatment). For upper extremity motor recovery, Brunnstorm method and Fugl-Meyer upper extremity motor function scale were used. The disability level of the patients was evaluated by means of Functional independence measure self care score (FIM). v There was no statistically significant difference between groups regarding age, gender, dominant hand, paretic hand, cerebrovascular event type and duration of disease (respectively; p=0.981, p=0.376, p=0.325, p=0.576, p=0.083, p=0.586). Before therapy, there was no statistically significant difference between groups, regarding Brunnstrom recovery stage, Fugl-Meyer upper extremity motor function scale, Functional independence measure self care scores (respectively; p=0.393, p=0.526, p=0.862, p=0.464). After the treatment, there was no statistically significant difference between groups regarding Brunnstrom stage of upper extremity and hand, Functional independence measure self-care scores (respectively; p= 0.526, p=0.161, p=0.843). After the treatment, upper extremity Fugl-Meyer motor scale values of mirror treatment group were significantly higher compared to conventional therapy group (p=0.047). In conclusion, it was determined that implementing mirror therapy in addition to conventional therapy program in upper extremity rehabilitation has supplemental benefit for stroke patients in improving upper extremity motor function.
  • Thumbnail Image
    Item
    Kronik bel ağrılı hastalarda ağrı, yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete ve uyku düzeni ilişkisi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Mammadov, Tarıyel; Ayaş, Şehri
    Kronik bel ağrısı bireyin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen tedavisi ve yönetilmesi zor bir hastalık tablosudur. Çalışmalarda kronik bel ağrısının kas iskelet sistemi rahatsızlıkları arasında en yüksek oranda görüldüğü belirtilmiştir. Hastalarda bel ağrısı ile birlikte nedene bağlı olarak çeşitli semptomlar ortaya çıkabilmektedir. Duruş bozukluğu, kaslarda güçsüzlük, bacaklarda yanma, karıncalanma bu semptomlardan bazılarıdır. Hastalarda ağrı ile ilişkili olarak hayat kalitesinde düşme, özürlülük tablosu, depresyon, anksiyete, uyku sorunları gibi psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkabilmektedir. Bizim çalışmamıza Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Bölümüne başvuran 6 aydan uzun süredir kronik bel ağrısı olan 73 hasta ile, 73 kontrol dahil edildi. Katılımcıların yaş aralığı 18-65 yaş olarak belirlendi. Kronik bel ağrılı hasta grubuna Kısa Form McGill Ağrı Ölçeği, Roland Morris Özürlülük Ölçeği, Kısa Form- 36, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi Anketi uygulandı. Kontrol grubuna ise sadece Kısa Form- 36, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi Anketi uygulandı. Çalışmamızda hem gruplar arasında, hem de kronik bel ağrılı grup içerisinde ağrı, yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete ve uyku düzeni ilişkisinin saptanması amaçlamıştır. Yaş ve cinsiyet faktörü göz önünde bulundurulduğunda kronik bel ağrılı grup ve kontrol grup arasında istatiksel olarak fark yoktu ( sırasıyla p=0.904, p=1.000). Kronik bel ağrılı grupta kontrol grubuna göre Kısa Form-36‟nın altı alt grupunda-fiziksel fonksiyon, fiziksel rol, emosyonel rol, sosyal işlevsellik, ağrı, genel sağlık algısı puanlarında istatiksel olarak fark bulduk. (sırasıyla; p<0.001, p<0.001, p<0.001, p=0.021, p=0.006, p<0.001). Enerji/Canlılık ve ruhsal sağlık puanlarında gruplar arasında istatiksel olarak fark yoktu (sırasıyla; p=0.218, p=0.444). Kronik bel ağrısı olan hastalar ve kontrol grubu arasında depresyon puanları ve depresyon düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Yine her iki grup arasında anksiyete puanları ve anksiyete düzeyleri arasında istatiksel olarak fark yoktu (p>0.05).Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi ile kronik bel ağrısı olan hastalar ve kontrol grubu arasında uyku puanı ve düzeyi açısından istatiksel olarak fark bulamadık (p>0.05). Sonuç olarak, kronik bel ağrısının hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini saptadık. Bu bakımdan kronik bel ağrısının etkin tedavi edilmesi için hastaya çok yönlü yaklaşılmasının daha doğru olacağı düşüncesindeyiz. Chronic low back pain is a disease that affects people‟s quality of life and may be difficult to treat and manage. In the literature it has been reported that chronic low back pain is the mostly seen among musculoskeletal disorders (MSD). Different symptoms may be observed in patients with low back pain, depending on the cause. Posture disorders, muscle weakness, feet burning, and tingling are some of the examples of these symptoms. Psychological disorders such as a decline in the quality of life, disability, depression, anxiety, and sleep disorders may be associated with pain in these patients. The purpose of our study was to determine the relationship between quality of life, depression, anxiety and sleep patterns between patients with chronic low back pain and healty individuals. We included 73 patients who were admitted to the outpatient clinic of Department Physical Medicine and Rehabilitation at Baskent University Faculty of Medicine with chronic low back pain for more than 6 months. The control group included 73 healthy individuals. The age range of the participants were between 18-65 years. Short form McGill Pain Scale, Roland Morris Disability, Short Form-36, Beck Depression Inventory, Beck Anxiety Inventory, Pittsburgh Sleep Quality Index Questionnaires were applied to the patients with chronic low back pain. On the other hand only Short Form-36, Beck Depression Inventory, Beck Anxiety Inventory, and Pittsburgh Sleep Quality Index Questionnaires were applied the control group. There was no statistically significant difference between the two groups in terms of age and gender (p = 0.904, p = 1,000 respectively). We found a statistically significant difference in the physical function, physical role, emotional role, social functioning, pain and general health perception scores of the six sub-groups of Short Form-36 in the patient group compared to the control group pain based on the (p <0.001, p <0.001, p <0.001, p = 0.021, p = 0.006, p <0.001, respectively). There was no statistically significant difference between the scores of the two groups in terms of energy/vitality and mental health (p = 0.218, p = 0.444, respectively). There was no statistically significant difference in terms of depression scores and depression levels between the two groups (p> 0.05). Also there was no statistically significant difference in anxiety scores and anxiety levels between the two groups (p> 0.05). According to the Pittsburgh Sleep Quality Index; we couldn‟t find a stastically significant difference in terms of sleep scores and sleep levels between patients with chronic low back pain and the control group (p> 0.05). As a result, we found that chronic low back pain effects quality of life of patients in a negative way. In this respect, we conclude that a comprehensive approach should be implemented to efficiently treat a patient with chronic low back pain.

| Başkent Üniversitesi | Kütüphane | Açık Bilim Politikası | Açık Erişim Politikası | Rehber |

DSpace software copyright © 2002-2026 LYRASIS

  • Privacy policy
  • End User Agreement
  • Send Feedback
Repository logo COAR Notify