Repository logo
Communities & Collections
All of DSpace
  • English
  • العربية
  • বাংলা
  • Català
  • Čeština
  • Deutsch
  • Ελληνικά
  • Español
  • Suomi
  • Français
  • Gàidhlig
  • हिंदी
  • Magyar
  • Italiano
  • Қазақ
  • Latviešu
  • Nederlands
  • Polski
  • Português
  • Português do Brasil
  • Srpski (lat)
  • Српски
  • Svenska
  • Türkçe
  • Yкраї́нська
  • Tiếng Việt
Log In
New user? Click here to register.Have you forgotten your password?
  1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "Atar, İlyas"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 3 of 3
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • Thumbnail Image
    Item
    İmplante edilebilir kardiyoverter defibrilatörü olan hastaların uzun dönem takibinde saptanan sorunlar ve çözüm uygulamaları
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2009) Temiz, Ahmet; Atar, İlyas
    Kalıcı kalp pilleri ve implante edilebilir kardiyoverter-defibrilatörlerinin (ICD) kullanımımı giderek artmaktadır. Teknolojik ilerlemelerle implantasyon teknikleri, cihazların programlanabilir özellikleri gelişmekte ve endikasyon alanları giderek genişlemektedir. Bu cihazların gerek implantasyon esnasında gerekse takipleri esnasında teknik ve klinik birtakım sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bizim çalışmamızda Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Ankara Hastanesinde 1996 yılı ile 2009 yılları arasında cihaz implantasyonu yapılmış tüm hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların tüm klinik özellikleri, gerek implantasyon gerekse takipte ortaya çıkan tüm teknik ve klinik problemler hazırlanan çalışma formuna kaydedildi. Takibi olan toplam 208 ICD hastasının ortalama takip süresi 36±31 ay idi. Hastaların %83.2’si erkek, ortalama yaşı 60±12 idi. Hastaların %93.8’ine ikincil koruma amacıyla ICD takılmıştır. Hastaların %59.1’ine koroner arter hastalığı (KAH) +/- ventrikül taşikardisi (VT) veya ventrikül fibrilasyonu (VF) +/- senkronizasyon bozukluğu tanısıyla ICD takılmış olup hastaların %71.6 sında KAH %63.5’inde kalp yetmezliği vardı. Hastaların ortalama atım oranı (EF) %31 idi. Hastaların %6.7’sinde erken dönem komplikasyon, %10.1’inde geç dönem komplikasyon izlenmiştir. Hastaların %55.2’sine ICD tarafından herhangi bir tedavi uygulanmış olup hastaların %43.8’inde uygun şok, %22.1’inde hatalı şok saptandı. Cihaz tarafından tedavi uygulanan hastaların %68.7’sine ilaç değişikliği ± ICD program değişikliği ± girişimsel tedaviler yapılmış ve bunların %86’sında yapılan değişikliklere yanıt alınmıştır. Hastanemizde ICD takılan hastaların endikasyonları, erken ve geç komplikasyonları ve takipte ortaya çıkan sorunlar literatür bilgileriyle uyumlu olup hastaların aldığı uygun veya hatalı şokların tekrarı ilaç değişikliği, cihaz programlaması ve ablasyon yöntemleri ile büyük oranda önlenebilmektdir. The number of patient who received a permanent pacemaker or an implantable cardioverter defibrillator (ICD) are increasing by the time. İmplanting technics, and programmable functions are improved by advances in technology and indications for ICD implantation inreasing . Numerous technical and clinical problems encountered during the short and long term follow up. In our trial all patients who had been implanted a device in Ankara Baskent University Hospital between 1996 and 2009 are evaluated retrospectivly. All of the clinical features of patients and all of the clinical and technical problems in early period or long term follow up are retrieved from the patient records and they are written on to our study form. Median follow up duration was 36±31 months in 208 ICD recipients who were on follow up. Mean age was 60±12 years and 83.2 % of patients were male. Rate of implantation for secondary prevention was 93.8 %. İndication for ICD implantation was coronary artery disease +/- ventricular tachycardias or fibrillation +/- mechanical dyssynchrony in 59.1 % of patient and 71.6 % had coronary artery disease, 63.5 % had congestive heart failure. Mean ejection fraction was 31 % in our trial population. Early complication rate was 6.7 % and late complication rate was %10.1. ICD delivered any therapy in 55.2 % of the patients and 43.8 % of patient had appropriate shocks, and 22.1 % had inappropriate shocks. 68.7 % of patient who received any therapy from ICD had been performed drug change ± ICD reprogramming ± interventional procedures and 86 % of them give response to the modifications of theraphy. İn our hospital; indications for ICD implantation, early and late complication rates and problems had been met during the follow up period were similar according to the literature. Recurrence of appropriate and inappropriate shocks can be prevented by drugs, reprogramming the device and cathater ablation procedures in most of the patients.
  • Thumbnail Image
    Item
    Primer perkütan koroner girişim uygulanan St segment yükselmeli mikyokart enfarktüsü hastalarında Qt dispersiyonuna etki eden faktörlerin belirlenmesi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2015) İş, Gürkan; Atar, İlyas
    Akut ST segment yükselmeli miyokart enfarktüsü hayatı tehdit eden ventriküler aritmilerle seyredebilmektedir. QT dispersiyonu repolarizasyon heterojenitesini gösteren ventriküler aritmiler için iyi bilinen patogenetik bir faktördür. Çalışmamızda ST segment yükselmeli miyokart enfarktüsü hastalarında QT dispersiyonuna etki eden faktörler, primer perkütan girişimin etkisi ve hastane içi dönemde QT dispersiyonun seyrinin incelenmesi hedeflenmiştir. Mayıs 2011-Mayıs 2015 tarihleri arasında acil serviste tanı alıp başarılı primer girişim uygulanan hastalardan öncesinde bilinen koroner arter hastalığı olmayanlar geriye dönük taranmıştır. Çalışmaya alınan 171 hastanın ortalama QTc dispersiyonu 81.11 ± 0.81 ms saptanmıştır. Başarılı girişim yapılmasıyla ortalama QTc dispersiyonu 70.2 ms’ye gerilemiştir. Tanı anında anteriyor miyokart enfarktüsü grubunun QTc dispersiyonu 84.8 ± 1.19 ms, inferiyor miyokart enfarktüsü grubunun ise 78,3 ± 1,05 ms dir. (p < 0.001) Bu fark revaskülarizasyon ile değişmeyip hastaların yoğun bakım takibi boyunca devam etmiştir. Koroner arter hastalığı yaygınlığı açısından gensini skoru yüksek olan hastaların QTc dispersiyonu skoru düşük/orta olanlara göre yüksek saptanmıştır. (84.6 ms – 77.9 ms p<0.001) Yine çok damar hastalığı olanların QT dispersiyonu tek damar hastalığı olanlara göre daha yüksektir. (p < .01) Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu %50’nin altında olanların QTc dispersiyonu normal ejeksiyon fraksiyonlu hastalara göre daha yüksek saptanmıştır. (p < .01) Patolojik Q dalgası gelişen grubun da gelişmeyen gruba kıyasla QT dispersiyonu daha yüksek saptanmıştır. (p < .01) Akut miyokart enfarktüsü hastalarında QT dispersiyonuna hipertansiyon ve diyabetin istatiksel anlamlı etkisi görülmemiştir. (p > .05) Sonuç olarak, akut miyokard enfarktüsünde artmış olan QT dispersiyonu başarılı primer perkutan girişim ile azalır. Bu azalma hastaların yoğun bakım ünitesinde takibi süresince devam eder. Acute ST-segment elevated myocardial infarction may proceed with life-threatening ventricular arrhythmias. QT dispersion is a well known pathogenetic factor for ventricular arrhythmias representing heterogeneity of repolarization. In our study, we aimed to determine factors affecting QT dispersion, the impact of primary percutaneous intervention on QT dispersion and the course of QT dispersion in-hospital period in patients with ST-segment elevated myocardial infarction. Patients with no prior coronary artery disease, diagnosed in the emergency department who underwent successful primary percutaneous intervention between May 2011-May 2015 were reviewed retrospectively. Enrolled 171 patients had an average 81.1 ± 0.81 ms QTc dispersion, respectively. The average QTc dispersion declined to 70.2 ms after successful revascularization. At the time of diagnosis QTc dispersion of anterior myocardial infarction group was 84.8 ± 1.19 ms, while inferior myocardial infarction group was 78.3 ± 1.05 ms. (p <0.001) This difference was continued in-hospital period between two groups. In terms of severity of coronary artery disease patients with high gensini score had higher QTc dispersion than patients with low/medium score. (84.6 ms - 77.9 ms p <0.001) Patients with multi-vessel disease also had higher QT dispersion than patients with single-vessel disease. (p <.01) Patients with left ventricular ejection fraction below 50% had higher QTc dispersion compared with patient who have normal ejection fraction. (p <.01) Patients who developed pathological Q waves also had higher QT dispersion compared with patients without a Q wave. (p <.01) There is no statistically significant affect of hypertension or diabetes on QT dispersion in patients with acute myocardial infarction (p> .05) As a result, increased QT dispersion in acute myocardial infarction decreases significantly with successful primary percutaneous intervention. This Fall lasts during monitoring of patients in intensive care unit.
  • Thumbnail Image
    Item
    ST yükselmesiz akut koroner sendromlarda niasin tedavisinin hs-CRP üzerine etkisi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2011) Karaçağlar, Emir; Atar, İlyas
    Niasin temel olarak HDL kolesterol düzeyini artıran, aynı zamanda plak stabilizasyonu ve ateroskleroz ilerlemesini yavaşlatarak plak rüptürünü önleyen lipid profilini düzenleyici bir ajandır. Fakat ST yükselmesiz akut koroner sendromlarda kullanımının ateroskleroz ve inflamatuvar parametreler üzerine etkisi hakkında yeterli veri yoktur. Biz bu çalışmada ST yükselmesiz akut koroner sendrom ile başvuran dislipidemik hastalarda standart tedaviye eklenen uzamış salınımlı niasin tedavisinin; önemli bir inflamasyon belirteci olan hs-CRP düzeylerine olan etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Prospektif randomize yöntemle, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji kliniğinde, optimal tedavi almakta olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 48 ST yükselmesiz akut koroner sendrom hastası çalışmaya dahil edildi. Hastalar niasin (25 hasta, 16 erkek, ortalama yaş 63±12) veya kontrol grubuna (23 hasta, 14 erkek, ortalama yaş 64±13) demografik özelliklerine göre randomize edildi. Niasin grubunda optimal tedaviye 1 ay süreyle uzamış salınımlı 500 mg niasin eklendi, kontrol grubunda ise optimal tedaviye devam edildi. hs-CRP ölçümü için kan numuneleri hastaneye ilk başvuruda, koroner bakım ünitesinde yatışın 72. saatinde ve tedavinin 1. ayında alındı. Grupların demografik, klinik ve başlangıçtaki laboratuvar özellikleri benzerdi. Her iki grubun bazal ve 72. saat hs-CRP seviyeleri benzerdi fakat 1. ay hs-CRP seviyeleri niasin grubunda kontrol grubuna göre belirgin olarak daha düşüktü (niasin grubunda 2,9±2,2; kontrol grubunda 5,9±5,8. p= 0,034). İzlemde niasin grubunda HDL kolesterol düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı olmayan artış saptandı. Kontrol grubunda 1. ayda HDL kolesterol düzeyinde değişiklik yoktu. Kontrol grubunda 2 ölüm görülürken niasin grubunda hiç ölüm yoktu. 7 hastada niasine bağlı olduğu düşünülen yan etkiler görüldü ancak hiçbir hastada ilacın kesilmesi gerekmedi. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar optimal tedaviye eklenen düşük doz uzamış salınımlı niasin tedavisinin ST yükselmesiz akut koroner sendrom hastalarında önemli bir inflamatuvar parametre olan hs-CRP’ de belirgin azalma sağladığını göstermektedir.

| Başkent Üniversitesi | Kütüphane | Açık Bilim Politikası | Açık Erişim Politikası | Rehber |

DSpace software copyright © 2002-2026 LYRASIS

  • Privacy policy
  • End User Agreement
  • Send Feedback
Repository logo COAR Notify