Browsing by Author "Anuk İnce, Deniz"
Now showing 1 - 3 of 3
- Results Per Page
- Sort Options
Item Bronkopulmoner displazide plazminojen aktivatör inhibitör-1 4G/5G gen polimorfizminin rolünün araştırılması(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2008) Anuk İnce, Deniz; Özbek, NamıkVücutta koagülasyon ve antikoagülasyon bir denge içinde çalışmaktadır. İnflamatuvar hastalıklarda proinflamatuvar sitokinlerin uyarısı sonucu alveoler boşlukta doku faktörü salınımı gerçekleşmekte, plazminojen aktivatör inhibitörünün fazla oluşu fibrinin yıkılmasını engellemekte ve böylece fibrozis gelişimine yatkınlık ortaya çıkmaktadır. Bronkopulmoner displazi (BPD), günümüzde de prematüre bebeklerde en önemli morbidite ve mortalite nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Aynı gebelik haftası ve doğum ağırlığında doğan bebeklerin tümünde BPD gelişmemesi, hastalığın patogenezinde farklı nedenlerin rolünü düşündürmektedir. Bu nedenler arasında plazminojen aktivatör inhibitör- ı (PAl- ı) gen polimorfizmi olası genetik faktörlerden biri olarak ön plana çıkmaktadır. Çalışmamızda prematüre infantlarda PAı-ı geni 40/50 polimorfizminin BPD gelişimindeki rolünü araştırdık. Yenidoğan dönemi sonrası hayatta olan ve BPD tanısı konulan 98 preterm bebek çalışma grubunu, BPD gelişmeyen 94 preterm bebek ise kontrol grubunu oluşturdu. Çalışmada hasta ve kontrol grubundaki bebeklerin PAı-ı 40/50 genotiplemesi için periferik kandan DNA elde edildi. Hedef bölgelere özgü primerler kullanılarak yapılan polimeraz zincir reaksiyonunu (PZR) takiben uygun restriksiyon enzimi ile DNA parçacığı kesildi (Restriction fragment length polymorphism; RFLP analizi). Sonuçlar 40/40, 40/50 ve 50/50 olmak üzere üç genotip şeklinde sınıflandırıldı. Bronkopulmoner displazi grubunda 40/40 (n..43; %43,9), 40/50 (n..27; %27,6) ve 50/50 genotipi (n..28; %28,6), kontrol grubunda ise 40/40 (n..40; %42,6) ,40/50 (n..27; %28,7) ve 50/50 genotipi (n..27; %28,7) bulundu. İki grup arasında genelolarak veya alt gruplara ayrıldığında PAl- ı gen polimorfizmi dağılımında anlamlı fark bulunmadı. Sonuç olarak bizim çalışmamızda BPD gelişiminde Palı 40/50 gen polimorfizminin rolü bulunmadığı gösterilmiştir. Coagulation and anticoagulation work in a balance in human body. Activation of the coagulation cascade leads to intraalveoler fibrin deposition in many inflammatory pulmonary disorders. Proinflammatory cytokines activate coagulation via tissue factor and attenuate fibrinolysis by increasing the level of plasminogen activator inhibitors. Bronchopulmonary dysplasia (BPD) continues to be one of the important causes of morbidity and mortality in preterm neonates. While some preterm infants develop BPD, some infants with the same gestational age and birth weight do not develop such a disease. Therefore, different individual factors may have role in the pathogenesis of BPD. Plasminogen activator inhibitor-l is one ofthe genetic factors that may have a role in the pathogenesis of the disease. We investigated the role of plasminogen activator inhibitor (PAI)-l 40/50 gene polymorphism in BPD. The study group comprised of 98 preterm infants with BPD and control group included 94 preterm infants without BPD. The neonates with congenital anomalies and the neonates who died during the first 28 days of life were excluded from the study. We analysed PAI-l 40/50 gene polymorphism by polymerase chain reaction and restriction enzyme digestion (RFLP). Preterm infants were divided into three groups according to their genotype including 40/40, 40/50 and 50/50. Of the BPD group, 43,9% had 40/40 (n..43), 27,6% the 40/50 (n..27) and 28,6% had 50/50 (n..28) genotype. On the other hand, control group 42,6% had 40/40 (n..40), 28,7% had 40/50 (n..27) and 28,7% had 50/50 (n..27) genotype. There was no statistically significant difference between two groups. In conclusion, we couldn't show any association between PAI-l 40/50 gene polymorphism and BPD in our study group.Item Geç preterm bebeklerde maternal risk faktörlerinin ve plasenta histopatolojilerinin neonatal morbiditeye etkisi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2018) Dutucu, Arife; Anuk İnce, DenizPreterm doğumlar, neonatal morbidite ve mortaliteyi oluşturan en önemli risk faktörüdür. Gebelik haftası 37 haftadan önce olan tüm bebekler preterm olarak tanımlanmaktadır. Bu bebeklerin yaklaşık %65-70’ini 340/7- 366/7 hafta arasında doğan geç preterm bebekler oluşturmaktadır. Geç preterm bebekler çoğunlukla fonksiyonel ve gelişimsel olarak matür olarak düşünülür ve term bebekler gibi ele alınırlar, bu nedenle sorunları gözden kaçabilir. Bu çalışmaya Ocak 2018-Temmuz 2018 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Ankara Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan ünitesinde izlenen gebelik yaşı 340/7- 366/7 hafta olan toplam 62 bebek dahil edilmiştir. Çalışmamızda plasental patoloji ve maternal risk faktörlerine göre bu bebeklerde oluşan neonatal morbiditeler değerlendirilmiştir. Multipl konjenital anomalisi, kromozomal bozukluğu olan bebekler ve farklı hastanelerde doğup hastanemize yatırılan geç preterm yenidoğanlar çalışma dışında bırakıldı. Bu çalışmada en sık görülen morbiditeler beslenme intoleransı (%56.5), hiperbilirübinemi (%50), hipoglisemi (%32.3), yenidoğanın geçici takipnesi (%16.1), polisitemi (%9.7), sepsis (%8.1) ve respiratuvar distres sendromu (%6.5) olarak saptandı. Geç preterm bebeklerde gebelik haftalarına (34., 35. ve 36. haftalar) göre karşılaştırdığımızda; yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki yatış süreleri, morbidite sıklığı ve tedavi gereksinimi en yüksek oranda 34. gebelik haftasında doğan bebeklerde görüldü. Plasentasında maternal uterin malperfüzyon patolojisi görülen bebeklerde hiperbilirubinemi ve intrakranial kanamanın; kronik inflamasyon patolojisi olanlarda polisitemi, beslenme intoleransı ve tekrarlayan hastaneye yatış riskinin; fetal obliteratif vaskülopati patolojisi olanlarda polisiteminin; plasentomegalisi olanlarda erken neonatal sepsis ve beslenme intoleransının ve plasentasında hematomu olan bebeklerde ise pnömötoraksın istatistiksel olarak yüksek görüldüğü belirlendi. Preeklamptik anne bebeklerinde hiperbilirubinemi ve beslenme intoleransının; EMR’li anne bebeklerinde beslenme intoleransının; oligohidroamniyotik anne bebeklerinde hiperbilirubinemi ve beslenme intoleransının; plasenta previası olan anne bebeklerinde RDS ve intrakranial kanamanın; trombofilisi olan anne bebeklerinde hiperbilirubinemi, erken neonatal sepsis ve beslenme intoleransının ve maternal enfeksiyonu olan anne bebeklerinde ise erken neonatal sepsis ve tekrarlayan hastane yatış riskinin anlamlı şekilde yüksek görüldüğü belirlendi.Sonuç olarak; çalışmamızda 34.gebelik haftasında doğan bebeklerde, diğer gebelik haftalarına göre daha çok morbidite saptanmıştır. Annede preeklampsi, oligohidroamniyoz, trombofili, enfeksiyon gibi risk faktörlerinin ve maternal uterin malperfüzyon, kronik inflamasyon, plasentomegali gibi plasentaya ait problemlerin olmasının bebeklerde morbiditeyi artırdığı belirlenmiştir. Preterm births are the most important risk factor for neonatal morbidity and mortality. All infants born before 37 gestational weeks are defined as preterm. About 65-70% of these babies are late preterm infants who were born between 340/7- 366/7 gestational weeks. Late preterm infants are often considered to be mature functionally and developmentally, they were also considered as full-term babies. Therefore, these problems can be overlooked in late preterm infants. This study was carried out between January 2018 and July 2018 at Baskent University Faculty of Medicine including a total of 62 late preterm infants. We evaluated neonatal morbidities in these infants according to placental pathology and maternal risk factors. Multiple congenital anomalies, chromosomal abnormalities and late preterm newborns who were born at the other hospitals were excluded from the study. The most frequent morbidities were feeding intolerance (56.5%), hyperbilirubinemia (50%), hypoglycemia (32.3%), neonatal transient tachypnea (16.1%), polycythemia (9.7%), sepsis (8.1%) and respiratory distress syndrome (6.5%). When we compared according to gestational weeks (34th, 35th and 36th weeks) of late preterm infants; the length of hospitalization, morbidities and treatment requirement were found to be highest in 34th weeks of gestation. Maternal malperfusion pathology in the placenta was related to hyperbilirubinemia and intracranial hemorrhage; chronic inflammation pathology was related to polycythemia, feeding intolerance and recurrent hospitalization; fetal obliterative vasculopathy pathology was related to polycythemia; placentomegaly was related to early neonatal sepsis and feeding intolerance; placental hematomas were related to pneumothorax that all were found to be statistically significant. The following diseases were observed more frequently in the presence of these maternal risk factors, respectively. These included hyperbilirubinemia and feeding intolerance which were mostly observed in infants of preeclamptic mothers; also feeding intolerance in infants of mothers who have PPROM; hyperbilirubinemia and feeding intolerance in infants of oligohydramniotic mothers; RDS and intracranial hemorrhage in infants of mothers with placenta previa; hyperbilirubinemia, early neonatal sepsis and feeding intolerance in infants of mothers with maternal thrombophilia and early neonatal sepsis and re-hospitalization in infants of mothers with maternal infections that were found to be statistically significant. Consequently; in our study, the babies who were born at the 34th gestational weeks have more morbidities than the late preterm infants born in other gestational weeks. It has been determined that risk factors such as preeclampsia, oligohydramnios, thrombophilia, infection and placental problems such as maternal malperfusion, chronic inflammation and placentomegaly increase morbidities in late preterm infants.Item Geç preterm bebeklerde spontan motor hareketler ve erken dönem nörolojik gelişimin plasenta histopatolojisi ile ilişkisinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2023) Akdeniz, Alara; Anuk İnce, DenizGeç preterm bebeklerde solunumsal problemler, hiperbilirubinemi, beslenme problemleri, hipoglisemi, polisitemi, sepsis, uzamış ve/veya tekrarlayan yatışlar, kısa ve uzun dönem nörogelişimsel sorunlar gibi neonatal morbiditeler görülebilmektedir. Plasental histopatolojideki sorunlar, preterm bebeklerde uzun dönem komplikasyonların yanında erken dönem nörolojik sonuçları da etkileyen risk faktörleri arasındadır. Özellikle nörogelişimsel sorunların erken dönemde tanınması ve bu sorunlara erken müdahale edilmesi kritik önem taşımaktadır. Bu nörogelişimsel sorunların erken dönemde tanınmasında spontan motor hareketlerin değerlendirilmesi (General movements-GMs) ve Hammersmith İnfant Nörolojik Değerlendirme (HINE) ölçeği kullanılmaktadır. Çalışmamıza, Kasım 2021-Aralık 2022 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Ankara Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Ünitesinde izlenen, gestasyonel yaşı 340/7-366/7 hafta olan 51 geç preterm bebek cinsiyet ayrımı olmaksızın doğum tarihlerine göre sırayla dahil edildi. Doğum sırasında plasentalar Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı tarafından Patoloji Anabilim Dalı’na, ikiz bebeklerde plasentalar işaretlenerek, gönderildi. Plasental histopatolojiler 1-İnflamasyon (1a-Akut inflamasyon, 1b-Kronik inflamasyon), 2-Plasentomegali, 3-Plasental hematomlar ve perivillöz fibrin birikimi, 4-Maternal uterin malperfüzyon, 5-Fetal obliteratif vaskülopati, 6-Diğer, 7-Normal olmak üzere 7 alt kategoride değerlendirildi. Altı histopatolojik bulgudan herhangi birinin varlığında plasentalar “patolojik” kabul edildi. Çalışmada 24 geç preterm bebeğin plasentası normal, 27 geç preterm bebeğin plasentası patolojik olarak raporlandı. Çalışmada takibe alınan 51 geç preterm bebek; postnatal 1. hafta, 1. ay ve 3. ay olmak üzere toplamda 3 defa değerlendirildi. Postnatal 1. haftada yenidoğan refleksleri ve GMs, postnatal 1. ay ve 3. ayda GMs ve HINE ölçeği değerlendirildi. Plasentada patolojik bulgusu olan ve olmayan gruplar arasında nörolojik muayeneler, neonatal morbiditeler ve maternal risk faktörleri karşılaştırıldı. Plasentada patolojik bulgusu olan ve olmayan geç preterm bebekler arasında neonatal morbiditeler ve maternal risk faktörleri arasında anlamlı ilişki gözlenmedi. Nörogelişimsel değerlendirmede, GDM olan grupta postnatal 3. ay GMs değerlendirmesinde FMs görülmemesi arasında ilişki saptandı. Gebelik haftasına göre düşük doğum ağırlıklı (SGA) bebeklerin HINE skorları gebelik haftasına göre uygun (AGA) veya yüksek (LGA) doğum ağırlığı olan bebeklere göre düşük gözlendi. Ayrıca anormal GMs görülen geç preterm bebeklerin HINE skoru daha düşük bulundu. Riskli bebeklerde erken dönemde GMs ve HINE değerlendirmesi, kısa ve uzun dönem nörogelişimsel sorunların erken dönemde belirlenmesinde faydalı olabilir. Preterm bebeklerde neonatal morbiditeler ve nörogelişimsel sorunların patogenezinde önemli rol oynayan plasental histopatolojik değerlendirme ile de olası riskler belirlenenebilir ve erken tanı konulması için yol gösterici olabilir; bu nedenle preterm doğumlarda plasenta patolojisinin gönderilmesi ve riskli gruplarda preterm bebeklerin postnatal dönemde kısa ve uzun süreli takibi önem taşımaktadır. Late preterm infants are at risk of neonatal morbidities such as respiratory complications, hyperbilirubinemia, feeding difficulties, polycythemia, sepsis, short and long term neurodevelopmental problems. Abnormal placental histopathologies could play an important role not only on long term complications, but also on early stage neurological outcomes. Recognizing neurodevelopmental problems and providing early interventions are critical for risky late preterm infants. General Movement Assessment (GMA) and Hammersmith Infant Neurological Examinations (HINE) are used to determine these neurodevelopmental complications. Fifty one late preterm infants born in Başkent University Ankara Hospital between November 2021-December 2022 were enrolled in this study whose gestational age were 340/7-366/7 weeks. Gender difference was not important. Placentas were sent to Pathology Department during delivery by Obstetricians. In twin deliveries, placentas were assigned for each twin. Placental histopathologies were classified under 7 categories: 1-Inflammation, 2-Placentomegaly, 3-Placental hematomes and perivillous fibrin deposition, 4-Maternal uterine malperfusion, 5-Fetal vasculopathies, 6-Other, 7-Normal. Placental histopathology results were classified as “pathological” if any of the 6 pathological signs were observed. Fifty one late preterm infants were examined 3 times during the study which were done in the first week, first month and the third month of life. On the first examination newborn reflexes and GMs were examined. On the second and third examination which were done in the first and third month of life respectively; GMs and HINE were evaluated. Neurological status evaluated with GMs and HINE, neonatal morbidites and maternal comorbidities were compared between two groups according to the presence of placental histopathologies. No significant relation was present between neonatal morbidites, maternal risk factors and presence of placental histopathologies. There was a significant correlation between GDM and the absence of FMs on the third month GMs evaluation. HINE scores of SGA late preterm babies were found to be lower than AGA and LGA newborns. In addition, HINE scores were found to be lower if the GMs were abnormal.Early assessment of GMs and HINE are important and could be beneficial for defining short and long term neurodevelopmental problems. Placental histopathologies play an important role on the pathogenesis of neonatal morbidites and neurodevelopmental complications; and the evaluation of the placenta could help determining the possible risks and could guide the early diagnosis and intervention. The placental evaluation should be considered in each preterm delivery and short and long-term follow-up of preterm infants in risky groups in the postnatal period are important.