Browsing by Author "Albustanlıoğlu, Tulga"
Now showing 1 - 17 of 17
- Results Per Page
- Sort Options
Item 1939-1945 yılları Tan Gazetesi Refik Halid Karay’ın yazıları ve 2015-2021 yılları Hürriyet Gazetesi Vedat Milor’un yazılarının benzerlikleri ve farklılıkları(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Erzeybek, Eray; Albustanlıoğlu, TulgaBu çalışma gastronomide farklı disiplinlerden yararlanılarak yapılan bir araştırma çalışmasıdır. Araştırma belli bir yıl aralığını kapsamaktadır. Özellikle 1939-1945 yılları arasındaki yazılar Türkiye’nin de içinde bulunduğu 2.Dünya savaşı yıllarının siyasi ve sosyal yansımalarını içermektedir. Bu yıllardaki gelişmelerin yemek kültürümüzdeki izlerini Refik Halit Karay’ın yazılarında görmek mümkündür. Refik Halit Karay’ın 1939-1945 yılları arasında Tan Gazetesi’nde çıkan otuz yazısı ile 2015-2021 yılları arasında Hürriyet Gazetesi’nde Vedat Milor’a ait onaltı yazı bu çalışmanın içeriğini oluşturmuştur. 1939-2021 arasından geçen zaman 82 yıldır. 82 yıllık süreçte Türkiye birçok siyasi-sosyal dönüşümler geçirmiştir. Bu dönüşümlerin hem siyasi hayata hem de günlük sosyal hayata yansımaları olmuştur. Sosyal hayattaki yansımaların toplumsal hayata etkisinde daha çok ekonomik vurgular yer almaktadır. Ancak geçmişten günümüze tartışılmaya devam edilen başlıkların bir kısmı kültürel sorunlardır. Köşe yazılarına konu olan sosyal ve siyasi çalkantıların yaşam tarzına yansıması yemek kültürlerini etkilemiştir ve mutfak kültürüne dair tartışmaları barındırmıştır. 82 yıllık süre boyunca olumlu olumsuz birçok gelişmenin izlerini köşe yazılarında görülmektedir. Bu durum köşe yazılarının benzerliklerinin devam ettiğini göstermektedir. Çalışmada yazıların karşılaştırılmasından çıkan sonuçlar değerlendirilmiştir. Bu çalışma incelendiğinde yemek kültürümüze dair tartışmaların süreklilik oluşturduğu görülmüştür.Nitekim 82 yıl önce ve günümüzde hâla benzer gastronomik ‘’sorunların’’ devam etmesinin nedenleri bir takım soruları da beraberinde getirmiştir. Köşe yazıları üzerinden bu sorulara cevaplar aranmıştır. This study is a research study using different disciplines in gastronomy. The research covers a certain year range. Especially the articles between the years 1939-1945 include the political and social reflections of the years of the Second World War, including Turkey. It is possible to see the traces of the developments in these years in our food culture in the writings of Refik Halit Karay in this date range. Refik Halit Karay's thirty articles published in Tan Newspaper during this period and sixteen articles by Vedat Milor in Hürriyet Newspaper between 2015-2021 constitute the content of this study. The time elapsed between 1939-2021 is eighty-one years. In the 82-year period, Turkey has gone through many political-social transformations. These transformations had reflections on both political life and social life. The effect of the reflections in social life on social life continued in the form of cultural problems from the past and not fully settled, as well as mostly for economic reasons. For all these reasons, the reflection of social and political turmoil on the lifestyle has affected food cultures and has included discussions about culinary culture. During the 82- year period, the traces of many positive and negative developments can be seen in the columns. This situation shows that the similarities of the column articles continue. In the study, the results of the comparison of the articles were tried to be evaluated. In this study, periodical and current columns showing the continuity of our problems were examined. As a matter of fact, the reasons for the continuation of similar gastronomic "problems" 82 years ago and today have brought along some questions. This study has tried to present similar tables of many positive or negative gastronomy developments that we are trying to detect today through columns.Item Anadolu Uygarlıkları(2012) Albustanlıoğlu, TulgaItem Ankara Beypazarı Yalnızçam Köyü Ören Yeri Midir ?(Anadolu Medeniyetleri Müzesi 1995 Yıllığı ,215-231, 1996) Albustanlıoğlu, TulgaItem Antik Anadolunun İlkleri(ODTÜ Mezunlar Derneği Bülteni ,213 ,38-39, 2011) Albustanlıoğlu, TulgaItem Antik dönem deniz ticaretinde gastronomik ögeler: Şarap-Zeytinyağı taşıma kapları ve amphora tipolojisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Eraydın, Çiçek; Albustanlıoğlu, TulgaBu araştırmanın amacı Antik Dönem Deniz Ticaretinde Gastronomik Ögeler: Şarap- Zeytinyağı Taşıma Kapları ve Amphora Tipolojisini incelemektir. Bu araştırmada nitel araştırma modeli kullanılmış olup veriler belge analizi yöntemi ile toplanmıştır. Asma ve zeytin tahıl kadar eski bir tarihi olan oldukça eski bir geçmişe sahip bir kültürdür. Zeytin, bağcılık ve şarap günümüzdeki bilimsel uygulamaları çerçevesinde hızla yükselen bir sanayidir. Bu çerçevede bu sanayinin eski dönemlerde uygulanan yöntemleri ve taşıma kaplarının incelenmesi 21.yy. uygulamalarının da temellerinin anlaşılmasını sağlayacaktır. Antik dönem içerisinde kutsal sayılan bağcılık, şarapçılık ve zeytin bölgenin ekonomisi içerisinde de oldukça önemli bir yer tutmuştur. Bu zenginlik Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde bir sütunda, bir mezar lahiti, bir duvar resmi ve bir kabartmada asma yaprakları ve dolgun üzüm salkımları şeklinde kendini göstermektedir. Toprağın bereketi ile halkın zenginliğinin sembolü olagelmiştir. Ticari amphoralar da bu çerçevede zeytinyağı ve şarap gibi maddelerin kalitesinin korunmasını sağlayarak nemin engellenmesinde kullanılmıştır. Araştırmada şarap ve zeytin ile taşıma kapları amphora tipolojisi geniş bir çerçevede incelenmiş ve bu çerçevede sonuçlar ortaya konmuştur.The aim is to investigate the Typology of Gastronomic items. in Ancient Maritime Trade: Wine – Olive Oil Amphora Carrier Containers and AmphoraTypology. In this study, qualitative research model was used and data were collected by document analysis method. Vine and olive have a culture with a very old history as old as grain. Olive, viticulture and wine is a rapidly rising industry within the framework of 21st century scientific practice: In this context, examining the methods and transport containers applied in the past of this industry will provide an understanding of the foundations of the 21st century application: Viticulture, winemaking and olives, which were considered sacred in the ancient period, had a very important place in the economy of the region. This richness manifests itself in various regions of Anatolia in the form of vine leaves and plump grape clusters on a column, a tomb sarcophagus, a mural painting and a relief. It has been a symbol of the fertility of the land and the wealth of the people.In this context, commercial amphoras were used to prevent moisture by maintaining the quality of substances such as olive oil and wine.In the research, the typology of amphora of wine and olive and transport containers were examined in a wide framework and the results were presented in this framework.Item Antik dönem tedavi merkezlerindeki (asklepion) diyet uygulamalarının gastronomi açısından incelenmesi ve günümüz beslenme ve tedavi süreçlerine yansımaları(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Helvacıoğlu, Özlem; Albustanlıoğlu, TulgaDoğada var olan gıdaları tüketerek hayatta kalmayı başarabilen ilkçağ insanı yerleşik hayata geçip tarım ile uğraşmaya başladıktan sonra hastalık kavramıyla da tanışmıştır. Tarih öncesi çağların sonlarına kadar insan kendi bilgisi ile çözemediği hastalıkların sebeplerini doğaüstü güçlere bağlamış ve bunlardan korunmak adına çeşitli inanç, kavram ve uygulamalar geliştirmiştir. Bu düşünce sistemiyle beraber de din adamları hastalığı tedavi eden kişiler haline gelmiştir. İlk uygar toplumlarda din bir inanç sistemi haline gelmeye başlayınca tıp da yavaş yavaş, insanların fiziksel ve ruhsal yönden rahatladığı ve dinsel tıbbın yerine getirildiği, içinde tapınakların, sunakların ve tedavi binalarının olduğu tapınak-şifahaneleri olan Asklepionlar’da gelişmeye başlamıştır. Antik Dönem tıp felsefesinde diyet, farmakoloji ve cerrahi temel kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Temel görüş ise her türlü tedavi şeklinden daha iyi olduğu kabul edilen iyi bir diyetin sağlığın garantisi olmasıdır. Çünkü besinler ya vücut dengesini bozarak hastalığa neden olmakta ya da bozulan dengeyi düzelterek kişileri sağlığına kavuşturmaktadır. Zamanla beslenme sadece karın doyurmak fikrinden çıkıp tıptaki önemini arttırmış, Hippokrates’in “Besinler ilacınız. İlacınız besinler olsun” aforizması ile örtüşecek biçimde bir gıda, hazırlanış veya tüketim şekline göre hem besin hem de ilaç kabul edilmiştir. Adı antik dönemlerde konmamış olsa da insanlık tarihi kadar eski bir kavram olan fonksiyonel beslenmeye ilgi ise son yıllarda hızla artmaktadır. 2020 yılı ve sonrasında gelecek olan birkaç yılın en önemli konusunun sağlıklı beslenme ve gıdaların sağlık dağıtan, hatta belki de iyileştiren sağlık bileşenlerini keşfetmek olacağı düşünülmektedir. Gelişmemiş toplumlarda yetersiz ve dengesiz beslenme konusuna çözüm bulmakla uğraşan insanoğlu, 2000’li yıllarda gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda aşırı ve dengesiz beslenme sonucu oluşan kronik hastalıklar ile uğraşmaktadır. Diyet uygulamalarının ise kronik hastalıklarda önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Bilim insanları artık sadece yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamak yerine, besinlerde sağlığı olumlu yönde etkileyen sağlık bileşenleri ve antioksidanlara dikkat çekerek diyetin buna göre düzenlenmesini ve bu yolla kronik hastalıkları önlemeyi düşünmektedirler. Bu çalışma ise sağlıklı beslenme öğretileriyle günümüzde hala isimleri geçen Antik Çağda modern tıbbın kurucusu Kos’lu (İstanköy) Hippokrates ile onun ilmini sistematize eden ve öğretileri Roma imparatorluğundan dünyaya yayılan Pergamon’lu (Bergama) Galenos’dan yola çıkılarak hazırlanmıştır. Daha sonra onların yetiştiği Asklepion’ların tapınaklardan şifahanelere dönüşümü incelenerek tarihte tıp ile sağlıklı beslenme ilişkisinin kökenlerine ulaşılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda tarih öncesi çağlardan Orta Çağ’a kadar olan dönemdeki beslenme ve tıbbi tedavi yöntemleri arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Günümüz beslenme ve tedavi uygulamalarının antik dönemlerden ne kadar faydalandığını göstermek amacıyla hem antik dönemin hem de günümüz modern ve postmodern tıbbi yaklaşımlarının sağlıklı beslenme kavramları ile arasında oluşan bağın gastronomi açısından yansımaları açıklanmaya çalışılmıştır. Ancient people, who managed to survive by consuming the foods available in nature, became acquainted with the concept of disease after they adopted a settled life and began to be engaged in agriculture. Until the end of the prehistoric ages, people attributed the causes of diseases that they could not solve with their own knowledge to supernatural powers, and they developed various beliefs, concepts, and practices to be protected from them. Along with this system of thought, religious scholars became the people who treated diseases. When religion began to become a belief system in the first civilized societies, medicine gradually began to develop in the Asclepeions with temples-healing houses, where people relaxed physically and spiritually, religious medicine was practiced, and there were temples, altars, and healing buildings. Diet, pharmacology, and surgery appear as basic concepts in the ancient philosophy of medicine. The basic view is that a good diet, which is considered to be better than all kinds of treatment, is a guarantee of health because foods either cause diseases by impairing the body balance or restore people's health by improving the impaired balance. Over time, nutrition ceased to be an idea of only eating enough and increased its importance in medicine, and food was considered as both nutrients and medication according to its preparation or consumption pattern, in a compatible way with Hippocrates' aphorism "Your food is your medicine. Medicine is your food." Although it was not named in ancient times, the interest in functional nutrition, which is a concept as old as the history of humanity, has been increasing rapidly in recent years. It is considered that the most important issue of the year 2020 and the next few years will be healthy nutrition and the exploration of the health components of foods that provide and even improve health. Human beings, who are trying to find a solution to the problem of inadequate and unbalanced nutrition in underdeveloped societies, are dealing with chronic diseases caused by excessive and unbalanced nutrition in developed and developing societies in the 2000s. It is observed that dietary practices play a significant role in chronic diseases. Scientists now draw attention to the health components and antioxidants in foods that positively affect the health, and they consider regulating the diet accordingly and thus preventing chronic diseases, instead of just providing adequate and balanced nutrition. This study was prepared based on Hippocrates of Kos, who was the founder of modern medicine in ancient times, and Galen of Pergamon (Bergama), who systematized his knowledge and whose teachings spread to the world from the Roman Empire, whose names are still mentioned nowadays with healthy nutrition teachings. Then, the transformation of the Asclepeions, where they grew up, from temples to healing houses was examined, and it was attempted to reach the origins of the relationship between medicine and healthy nutrition in history. Accordingly, the relationships between nutrition and medical treatment methods during the period from prehistoric times to the Middle Ages were investigated. It was attempted to explain the reflections of the connection between both the ancient period and today's modern and postmodern medical approaches with the concepts of healthy nutrition in terms of gastronomy in order to reveal to what extent today's nutrition and treatment practices have benefited from ancient times.Item Antik uygarlıklarda yemek kültürü ve müzik etkileşimi; Şölenler, festivaller, ritüeller(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Dikeç, İkbal Ertuğrul; Albustanlıoğlu, TulgaGastronomi, çok disiplinli bir alan olarak yemeğin kimya, biyoloji, tarih, sosyoloji, arkeoloji ve daha birçok disiplinle ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Yemek ve müzik arasındaki ilişki günümüzde nörogastronomi çalışmaları altında bilimsel düzeyde incelenmekte ve bu çalışmalar gelişerek devam etmektedir. İlk insanların yaşamda kalma güdülerinden olan seslere anlam yükleme ve dilsel beceri gibi yetileri zaman içinde gelişerek önce seslerden anlamlı fakat ilkel melodiler üretmeye, ardından karmaşık armonili müzik yapıtları yaratmaya evrilmiştir. Yemek ve müzik birlikteliği dönemler boyunca değişik coğrafyalarda ayrı biçimlerde varlık göstermiştir. İlk insanlardan bu yana yemek ve müziğin birlikte yer aldığı etkinlikler insan yaşamında özel bir değere sahip olmuştur. Antik dinlerde tanrıları mutlu etmek için sunulan kurban ritüellerinde veya dinsel coşku içeren ziyafetlerde müzik yer almıştır. Antik Dönem'de de kültlerin ayrılmaz parçası olan müzik, devlet yöneticilerinin iktidarlarını pekiştirme aracı olarak kullandıkları büyük ziyafetlerde de yer almıştır. Veriler toplanırken bir nitel araştırma yöntemi olan doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Veri analizi yöntemi olarak betimsel analiz kullanılmıştır. Yapılan betimsel analiz sonucunda görülmüştür ki; müzik, yazısız dönemde yiyeceklerden arta kalanlar ile sesler çıkarmaktan ibaretken, zamanla şölenlerin ve şenliklerin ayrılmaz parçası olmuş, günümüzde ise ‘yemek müziği’ gibi bir kavramı doğurmuştur. Bununla birlikte, ‘gastronomi ve müzik’ başlığı altında gerçekleştirilen ve bu ilişkiye ışık tutan güncel araştırmalar, çok disiplinli ve yeni bir alan olan gastronominin literatürüne büyük katkı sağlayacaktır. Gastronomy, as a multidisciplinary field, is a science that examines the relationship of food with chemistry, biology, history, sociology, archeology, and many other disciplines. The relationship between food and music is currently being studied scientifically under neurogastronomy studies and these studies continue to develop. The abilities of early humans, such as attributing meaning to sounds and linguistic skills, which are among the survival instincts, evolved to first produce meaningful but primitive melodies from sounds, and then to create musical works with complex harmony. The unity of food and music has existed in different forms in different geographies throughout the periods. Since the first humans, the activities in which food and music take place together have had a special value in human life. In ancient religions, music was included in the sacrificial rituals offered to please the gods or in feasts containing religious enthusiasm. Music, which was an inseparable part of cults in Antiquity, was also included in the great banquets used by state administrators as a means of reinforcing their power. While collecting data, the document analysis method, which is a qualitative research method, was usÇev. Descriptive analysis was used as the data analysis method. As a result of the descriptive analysis, it was seen that; While music consisted of making sounds with the leftovers of food in the unwritten period, it became an integral part of feasts and festivities in time, and today it has given birth to a concept such as 'dining music'. However, current research under the title of 'gastronomy and music' and shedding light on this relationship will make a great contribution to the literature of gastronomy, which is a multidisciplinary and new field.Item Cumhuriyet Dönemi’nden günümüze Ankara’da kurulmuş pastane ve şekerleme işletmelerinin gastronomi kültürü açısından incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Aydın, Büşra Nur; Albustanlıoğlu, TulgaFarklı mutfak kültürlerini içerisinde barındıran Türk mutfağı için tatlı ve şekerlemeler her zaman büyük öneme sahip olmuştur. Özellikle Osmanlı Dönemi’nde bolca tüketilen şekerlemeler, ilk olarak saray mutfağında üretilmeye başlanmıştır. Zaman içerisinde şekerin yaygınlaşmasıyla şekerleme üretiminde ve çeşidinde bir artış gözlemlenmiştir. Düğünlerde, cenazelerde, mevlitlerde ve kutlamalarda ikram edilen şekerlemeler özel günlerin vazgeçilmez ürünü haline gelmiş ve üretiminde 14-15. yüzyılda bir artış yaşanmıştır. Fakat Tanzimat Dönemi’nde yaşanan batılılaşmanın etkisiyle Anadolu toprakları yeni tatlarla tanışmıştır. Bu sayede, mutfaklarda üretilen tatlılar ve şekerlemeler değişikliğe uğramış ve alaturka tatlıların yerini alafranga tatlılar almaya başlamıştır. Ermeniler, Makedonlar ve Rumlar aracılığıyla İstanbul’da görülmeye başlayan bu alafranga lezzetler, Anadolu’ya Hemşinliler sayesinde yayılmıştır. Hemşinliler ise bu sektörle geçim sıkıntısı sebebiyle tanışmışlardır. Coğrafyalarının zor şartları onları göçe zorlamış, Rusya ve çevresine göç eden Hemşinliler orada ekmekçilik ve pastacılığı öğrenmişlerdir. Bolşevik ihtilalinden sonra Türkiye’ye dönen göçmenler ilk olarak büyük şehirlerde pastaneler açmaya başlamışlardır. En çok tercih edilen şehirlerden biri de Ankara olmuştur. Bunun en büyük sebebi, o yıllarda Ankara’nın başkent olmasıdır. Modern yaşamın merkezi olan Ulus’ta kurulmaya başlayan pastaneler Ankaralılar için hem toplanma yerleri hem de sosyalleştikleri alanlar olmuştur. İlk yıllarında edebiyatçıların, ressamların ve bürokratların uğrak mekânı olan pastanelerin birçoğu; kentsel dönüşüm, kurumsallaşamama, işletmenin devamlılığını sağlayabilecek kişilerin olmaması ve Ankara’nın merkezinin Ulus’tan Kızılay’a kayması gibi sebeplerle günümüze kadar varlığını sürdürememişlerdir. Ankara’nın yeni merkezi haline gelen Kızılay ve çevresinde çoğunlukla Hemşinlilerin açmış olduğu mekânlar kümelenmeye başlamış ve büyük ses getirmişlerdir. Günümüzde hala hizmet vermekte olan Damla Pastanesi ve Flamingo Pastanesi bu mekânlar arasındadır. Bu çalışmada şekerleme ve pastacılığın tarihi, ortaya çıkışı, gelişimi ile pastane kültürü araştırılarak sosyal yaşama olan etkileri incelenmiştir. Bu kapsamda derinlemesine literatür taraması yapılmış, aynı zamanda görüşme yöntemi kullanılarak 12 soruluk yarı yapılandırılmış soru formu hazırlanmış ve 3’ü şeker ustası 8’i pasta ustası olan toplam 11 ustaya sorular yönetilerek Cumhuriyet Dönemi’nden günümüze kadar olan süreçte pastacılık ve şekerlemecilik sektörüyle ilgili bilgi alınmaya çalışılmıştır. Hosts in different culinary cultures of Turkey sweets and confectionery have always been of great importance for the cuisine. Confectionery, which was consumed in abundance especially in the Ottoman Period, was first produced in the palace kitchen. With the spread of sugar over time, an increase in confectionery production and variety has been observed. Confectionery, which is served at weddings, funerals, mawlids and celebrations, has become an indispensable product of special days and is produced in the 14-15th century. century, there was an explosion. However, with the effect of westernization in the Tanzimat Period, Anatolian lands met with new tastes. In this way, the sweets and confectionery produced in the kitchens have changed and Turkish desserts have started to be replaced by European desserts. These European flavors, which started to be seen in Istanbul through the Armenians, Macedonians and Greeks, spread to Anatolia thanks to the Hemşinlis. On the other hand, the people of Hemşin met this sector due to financial difficulties. The difficult conditions of their geography forced them to migrate, and the Hamshens who immigrated to Russia and its surroundings learned bakery and pastry making there. Immigrants who returned to Turkey after the Bolshevik revolution first started to open bakeries in big cities. One of the most preferred cities was Ankara. The biggest reason for this is that Ankara was the capital at that time. The patisseries that started to be established in Ulus, the center of modern life, became both meeting places and socializing areas for Ankara residents. Many of the patisseries, which were frequented by literati, painters and bureaucrats in their early years; They could not survive until today due to reasons such as urban transformation, institutionalization, lack of people who can ensure the continuity of the enterprise and the shift of the center of Ankara from Ulus to Kızılay. The places opened mostly by Hemşinlis in and around Kızılay, which has become the new center of Ankara, started to cluster and made a big impact. Damla Patisserie and Flamingo Patisserie, which are still in service today, are among these places. In this study, the history, emergence, development and patisserie culture of confectionery and pastry were investigated and their effects on social life were examined. In this context, an in-depth literature review was conducted, and a semi-structured questionnaire of 12 questions was prepared using the interview method, and a total of 11 masters, 3 of whom were candy masters, and 8 were pastry masters, were asked to reach the result.Item Dokimeion Mermer Ocağı(İDOL Arkeolojive Arkeologlar Dergisi ,9 ,14-19, 2001) Albustanlıoğlu, TulgaItem Dokimeion Ocaklarıın İşletme ve İhrcaat Organizasyonu(Anadolu Med.Müzesi 2001 Yıllığı ,276-297, 2002) Albustanlıoğlu, TulgaItem Hitit bayram ritüellerinin Anadolu yemek kültürüne yansımaları; Çiğdem (AN.TAḪ.ŠUMSAR) bayramı örneği(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Alper, Soner; Albustanlıoğlu, TulgaHititler, tanrılarını memnun etmek için birçok bayram kutlamaktaydı. Bu bayramlardan en önemlilerinden biri de tez çalışmamızın konusunu oluşturan ve 38 gün süren AN.TAḪ.ŠUMSAR Bayramı’dır. Çalışmada, Hitit Bayramlarının ve araştırmanın konusunu oluşturan AN.TAḪ.ŠUMSAR Bayramı’nın geçtiği Hitit çivi yazılı metinler ve diğer yazılı kaynaklar ele alınıp; Çiğdem Bayramı ile ilgili belgeler araştırılarak, literatür taraması ile sınırlı olmak üzere, Hitit döneminde ve bayram ritüellerinde ağırlıklı olarak ne tür içeceklerin ve gıdaların tüketildiği, bu malzemelerin nerede ve nasıl pişirildiği, Çiğdem Bayramı olarak bilinen AN.TAH.ŠUMSAR Bayramındaki ritüellerin neler olduğu, çiğdemin günümüzde nerelerde yetiştiği, ritüelin Anadolu’da halen hangi bölgelerde/illerde devam ettiği, ritüelde ağırlıklı olarak ne tür gıdaların tüketildiği, çiğdem pilavının nasıl reçete edildiği, Hitit Bayram ritüellerinin Anadolu yemek kültürüne yansımalarının neler olduğu sorularına cevap aranmış, Çiğdem Bayramı özelinde Hititlerinin günümüz yemek kültürüne katkıları detaylıca incelenmeye çalışılmıştır. AN.TAḪ.ŠUMSAR Bayramı’nın günümüz Anadolu’suna yansıması olarak kabul edilen Çiğdem Bayramı ile ritüeller bağlamında - doğal olarak - benzer olmadığı, ancak özünde “biten yıla veda, yeni yıla merhaba” niteliğinde olmaları ve mevsimsel döngüde kutlanmaları bakımından, baharın müjdecisi çiğdem çiçekleri ile ilişkilendirilerek her iki bayramda da baharın hayırlandığı, Çiğdem Bayramı’nın farklı isimler ile; Çorum, Çankırı, Yozgat ve Ankara başta olmak üzere özellikle Orta Anadolu’da, ayrıca Malatya’dan Tekirdağ’a, Samsun’dan Mersin’e uzanan geniş bir coğrafyada tanındığı anlaşılmış, Çiğdem Bayramı kutlamalarına yerli ve yabancı turistlerin de dâhil edilmesinin, kültürel mirasın tanıtımı ve sürdürülebilirliğine katkı sunacağı değerlendirilmiştir. The Hittites celebrated many festivals to please their gods. One of the most important of these holidays is AN.TAḪ.ŠUMSAR Festival, which lasts for 38 days and also the subject of our thesis. In this study, by reviewing the Hittite cuneiform texts and other written sources, regarding the Hittite Festivals and the AN.TAḪ.ŠUMSAR Festival, which is the subject of the research and by researching the documents related to the Crocus Festival, limited to the literature review, answers were sought to the questions of what kind of drinks and foods were mainly consumed in the Hittite period and in the holiday rituals, where and how these materials were cooked, AN.TAḪ.ŠUMSAR known as Crocus Festival what the rituals are, where the crocus is grown today, in which regions/provinces the ritual still continues in Anatolia, what kind of food is mainly consumed in the ritual, how the crocus pilaf is prescribed, what are the reflections of the Hittite Festivals rituals on the Anatolian food culture, and also, the contribution of the Hittites to today’s food culture has been tried to be examined in detail. AN.TAḪ.ŠUMSAR Festival, which is considered to be the reflection of today’s Anatolia, is not naturally similar to the Crocus Festival in terms of rituals, but in terms of being “goodbye to the end of the year, hello to the new year” in essence and being celebrated in the seasonal cycle, and as, it is associated with crocus flowers, the herald of spring associated with the celebration of spring in both festivals, it is understood that; Crocus Festival known in with different names in Central Anatolia, especially in Çorum, Çankırı, Yozgat and Ankara, and in a wide geography stretching from Malatya to Tekirdağ, Samsun to Mersin, it has been evaluated that the inclusion of domestic and foreign tourists in the Crocus Festival celebrations will also contribute to the promotion and sustainability of cultural heritage.Item Roma İmparatorluk Mermer Ocaklarında Locus'un İşlevi(2007) Albustanlıoğlu, TulgaItem Seyahat Acenatcılığı ve Tur Operatörlüğü(2012) Albustanlıoğlu, TulgaItem Sosyal statü ve yabancılaşma çerçevesinde gastronomi ögeleri: Charlie’nin çikolata fabrikası örneği (2005)(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Çitler, Begüm; Albustanlıoğlu, TulgaYemek, insanlık tarihi için en temel ihtiyaç olarak akıllı varlıkların enerji kaynağı olmuştur. Çikolata ise kakao çekirdeğiyle insanlığın dikkatini çeken bir gastronomik öge olarak literatüre adını yazdırmıştır. Çikolata, psikolojik ve fizyolojik olarak farklı anlamlarla literatürde yer etmiş ve filmlere de konu olmuştur. Charlie’nin Çikolata Fabrikası Roald Dahl için fantastik temellerle değerlendirilen bir kitap olarak karşımıza çıkmış daha sonra Tim Burton ile beyaz perdeye taşınmıştır. Çalışmada 2005 yapımı Charlie’nin Çikolata Fabrikası filmi içerisindeki gastronomi ögelerinin , karakterler ve toplumsal yapılanma temeliyle gastronomi ögelerinin işlenici biçiminde göstergebilimsel yöntemle değerlendirilmiştir. Sonucunda ise film içinde fantastik temelli gastronomi ögelerinin çoğunlukla toplum içerisindeki aracı ve yönlendirici unsur olarak değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Food has been the most basic need for human history and the source of energy for intelligent beings. Chocolate, on the other hand, has written its name in the literature as a gastronomic element that attracts the attention of humanity with its cocoa bean. Chocolate has taken its place in the literature with different meanings, both psychologically and physiologically, and has also been the subject of films. Charlie and the Chocolate Factory emerged as a book evaluated with fantasy foundations for Roald Dahl, and was later brought to the silver screen by Tim Burton. In the study, the gastronomic elements in the 2005 film Charlie and the Chocolate Factory were evaluated with the semiotic method in the processed form of gastronomic elements based on characters and social structure. As a result, it was concluded that the fantasy-based gastronomic elements in the film were mostly evaluated as intermediary and guiding elements within the society.Item Turizm Coğrafyası(2012) Albustanlıoğlu, TulgaItem Türkiye'nin Kültürel Mirası(ODTÜ Mezunlar Derneği Bülteni ,213 ,36-37, 2011) Albustanlıoğlu, TulgaItem Udi-Alban mutfağı: Azerbaycan’daki nic ve oğuz yerleşimleri üzerine etno-gastronomi araştırması(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2024) Dede, Elif Aybuke; Albustanlıoğlu, Tulga