Repository logo
Communities & Collections
All of DSpace
  • English
  • العربية
  • বাংলা
  • Català
  • Čeština
  • Deutsch
  • Ελληνικά
  • Español
  • Suomi
  • Français
  • Gàidhlig
  • हिंदी
  • Magyar
  • Italiano
  • Қазақ
  • Latviešu
  • Nederlands
  • Polski
  • Português
  • Português do Brasil
  • Srpski (lat)
  • Српски
  • Svenska
  • Türkçe
  • Yкраї́нська
  • Tiếng Việt
Log In
New user? Click here to register.Have you forgotten your password?
  1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "Akçil Ok, Mehtap"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 14 of 14
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • No Thumbnail Available
    Item
    Ağırlık yönetimi beslenme bilgisi ölçeğinin Türkçe’ye uyarlanması ve hafif şişman/şişman üniversite öğrencilerine verilen ağırlık yönetimi eğitiminin çeşitli parametreler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Onbaşı, Zeki Çağın; Akçil Ok, Mehtap
    Bu araştırma iki aşamalı olarak planlanmış olup, ilk aşamada Ağırlık Yönetimi Beslenme Bilgisi Ölçeği’nin (AYBBÖ) Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış, ikinci aşamada ise hafif şişman/şişman üniversite öğrencilerine verilen ağırlık yönetimi eğitiminin çeşitli parametreler üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk aşaması yaş ortalaması 20.6±1.50 yıl olan 392 üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Kırk üç maddeden oluşan AYBBÖ’nün, orijinal ölçekte olduğu gibi beş faktör (boyut) altında toplandığı sonucuna varılmıştır. Her boyuttaki maddelerin faktör yükü 0.40’ın üzerinde ve toplam varyans açıklama yüzdesi %47.3 olarak bulunmuştur. AYBBÖ puanı ile alt boyutlarının korelasyonu incelendiğinde, tüm alt boyutların puanları AYBBÖ toplam puanı ile pozitif korelasyonlu olup istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.0001). AYBBÖ’nin güvenirlik (iç tutarlılık) analizinde toplam ölçek maddeleri arasında orta düzeyde güvenilirlik sağlanmıştır (Cronbach’s alfa=0.75). Çalışmanın ikinci aşaması ise yaş ortalaması 21.0±1.27 yıl olan 18 kadın ve 7 erkek olmak üzere toplamda 25 üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Araştırma kapsamında çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2015 kaynak alınarak hazırlanmış ağırlık yönetimi eğitimi 4 ay boyunca, on beş günde bir kez en az 30 dakikalık olacak şeklinde toplamda 9 kez çevrim içi olarak verilmiştir. Eğitimlerden önce çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine çevrim içi yöntemler kullanılarak anket formu, AYBBÖ, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ), besin tüketim sıklık formu ve antropometrik ölçüm formu uygulanmıştır. Eğitimlerin bitişinden 2 hafta sonrasında AYBBÖ, SBİTÖ, besin tüketim sıklık formu ve antropometrik ölçüm formu tekrar uygulanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasına katılan bireylerin eğitim öncesi AYBBÖ puan ortalamaları 23.6±4.95 puan iken, eğitim sonrası 35.6±4.06 puan olarak yükselmiş ve bu değişim anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Eğitim öncesi ve sonrası SBİTÖ gruplarındaki değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuş olup, eğitim öncesi orta düzey tutuma sahip olan bireylerin eğitim sonrası yüksek ve ideal tutuma sahip oldukları belirlenmiştir (p<0.05). Üniversite öğrencilerinin eğitim öncesi günlük enerji alım ortalamaları 2568.3±692.06 kkal iken, eğitim sonrası 2126.3±530.95 kkal olarak azalmış ve bu değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin günlük enerjilerinin protein ve yağlardan gelen oranı, posa, n-3 yağ asidi, sıvı, A vitamini, B2 vitamini, B6 vitamini, folat, C vitamini, kalsiyum, fosfor, potasyum ve magnezyum alımları anlamlı şekilde yükselmiştir (p<0.05). Bireylerin vücut ağırlığı, BKİ’leri, bel çevreleri ve bel kalça oranları eğitim sonrası anlamlı şekilde azalmıştır (p<0.05). Sonuç olarak verilen ağırlık yönetimi eğitimi üniversite öğrencileri, beslenme bilgi düzeylerini artırmış, besin tüketimlerini ve antropometrik ölçümlerinin olumlu şekilde gelişmesini sağlamıştır. The present study was planned in two stages, at the first stage of the study validity and reliability studies were performed for the Turkish version of the Weight Management Nutrition Knowledge Questionnaire (WMNKQ), and at the second stage of the study, the effect of weight management education given to overweight/obese university students on various parameters were evaluated. The first stage of the study was conducted on 392 university students with a mean age of 20.6±1.50 years. WMNKQ consisting of 43 items, was gathered under five factors (dimensions) as in the original questionnaire. The factor load of the items in each dimension was found over 0.40 and the percentage of total variance explanation was found 47.3%. When the correlation of the WMNKQ score and its subdimensions is examined, scores of all sub-dimensions were positively correlated with the total score of WMNKQ and found to be statistically significant (p<0.0001). In the reliability (internal consistency) analysis of WMNKQ, moderate reliability was achieved among the total scale items (Cronbach's alpha=0.75). The second stage of the study was conducted on 25 university students, 18 females and 7 males, with a mean age of 21.0±1.27 years. Within the scope of the research, weight management education intervention, which was prepared based on the Turkey Dietary Guidelines (TUBER) 2015, was given to university students online 9 times, at least 30 minutes, once every fortnight, for 4 months. Before the intervention, a questionnaire form, WMNKQ, Attitude Scale for Healthy Nutrition (ASHN) food frequency questionnaire and anthropometric measurement form were applied to university students using online methods. Two weeks after the end of the intervention, WMNKQ, ASHN, food frequency questionnaire and anthropometric measurement form were applied again. While the mean WMNKQ score was 23.6±4.95 points before the intervention, it increased to 35.6±4.06 points after the intervention and this change was found to be significant (p<0.05). The change in ASHN groups before and after the intervention was found to be statistically significant, and it was determined that the individuals who had a moderate attitude before the intervention had a high and ideal attitude after the intervention (p<0.05). While university students' mean daily energy intake was 2568.3±692.06 kcal before the intervention, it decreased to 2126.3±530.95 kcal after the intervention, and this change was found to be statistically significant (p<0.05). In addition to this, the daily average energy rates from proteins, energy rates from fats, fibre, n-3 fatty acids, liquids, vitamin A, vitamin B2, vitamin B6, folate, vitamin C, calcium, phosphorus, potassium, magnesium and iodine intakes of individuals significantly increased (p<0.05). Individuals' body weight, BMI, waist circumference and waist-hip ratios decreased significantly after the intervention (p<0.05). As a result, the weight management education given to university students increased their nutritional knowledge level and provided a positive development in their food consumption and anthropometric measurements.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Akademisyenlerin yeni besinlere karşı yaklaşımlarının saptanması ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Kol, Keziban Cansu; Akçil Ok, Mehtap
    Yeni besinlere yaklaşım bireylerde farklılık gösterebilmektedir. Daha önce tadılmamış, bilinmeyen besinlerden farklı derecelerde kaçınma durumu yeni besin korkusu olarak tanımlanmaktadır. Yeni besinlere yaklaşımda yeni besin korkusunun sağlıklı beslenme üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerinin varlığı da bilinmektedir. Bu çalışma, akademisyenlerin yeni besinlere karşı yaklaşımlarını değerlendirmek ve yeni besinlere yaklaşımını etkileyebilecek faktörleri incelemek ve yeni besin korkusunu etkileyen birçok etkenin birbirleriyle ilişkisini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Eylül 2019 – Ocak 2020 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Bağlıca Kampüsü’nde farklı fakülte ve bölümlerin akademik personelinden gönüllü 173 kadın ve 63 erkek birey olmak üzere toplamda 236 yetişkin akademisyen üzerinde yapılmıştır. Bireylerin kişisel özelliklerine, beslenme alışkanlıklarına ilişkin bilgileri saptamak amacıyla anket formu, yeni besin korkularını belirleyebilmek amacıyla yeni besin korkusu (YBK) ölçeği, bireylerin yeni yiyecekler yaklaşımlarının gelenekçi ve yenilikçi boyutunu belirleyebilmek için yeni yiyeceklere yaklaşım (YYY) ölçeği uygulanmıştır. Bu çalışmadaki bireylerin; yaş ortalaması kadınlarda 37.9±11.03 yıl, erkeklerde 40.8±4.76 yıl olarak saptanmıştır. Bireylerin yeni besin korkusu (YBK) ortalama puanı 32.7±12.26 olarak saptanmış olup kadınlarda ve erkeklerde bu değerin birbirine yakın olduğu bulunmuştur (p>0.05). Yurt dışına çıkan bireylerin yeni besin korkuları çıkmayanlara göre daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Yurt dışında besin seçimi yapan bireylerin yeni besin korkuları yapmayan bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Bireylerin yeni yiyeceklere yaklaşım (YYY) ölçeğinden ortalama puanı 3.7±0.48 olarak saptanmıştır. Bireyler ölçeğin gelenekçi alt boyutundan ortalama 3.4±0.51 puan almışlardır; yenilikçi alt boyutundan ise ortalama 3.8±0.74 puan almışlardır. Kadınların gelenekçi boyut ortalama puanları erkeklere göre daha yüksektir (p<0.05). Evli bireylerin gelenekçi alt boyut ortalama puanları bekâr bireylere göre daha yüksektir (p<0.05). Yurt dışında besin seçimi yapan bireylerin gelenekçi alt boyut puanları yurt dışında besin seçimi yapmayanlara göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Yurt dışında besin seçimi yapan bireylerin yenilikçi puanı ise yurt dışında besin seçimi yapmayanlara göre daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Akademisyenlerin büyük çoğunlunun yeni besin korkusu ölçeğinde nötr olarak bulunmuştur. Yeni besin korkusu ve yeni yiyeceklere yaklaşım ölçek puanları incelendiğinde iki ölçeğin birbirini desteklediği görülmüştür (p<0.001). Sonuç olarak; yeni besinlere yaklaşımda yeni besin korkusu etkili olabilmektedir. Bireylerin yeni besin korkusunu çeşitli faktörler etkileyebilmektedir. Bireylerin yeni besin korkularının nedeni detaylı incelenmeli, yaklaşımlar ve çözümler de uygun şekilde yapılmalıdır. Yeni besinlere yaklaşım ve yeni besin korkusunu inceleyen çalışma sayısı oldukça azdır. Bu çalışma yeni besin korkusu ölçeği ve yeni besinlere yaklaşım ölçeğini karşılaştıran ve akademisyenlerin yeni besinlere yaklaşımını inceleyen ilk çalışma olması nedeniyle önem taşımaktadır ve bu konuda yapılacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.The approach to new foods may differ in individuals. Different levels of avoidance from unknown foods that have not been tasted before are defined as food neophobia. It is also known that the fear of new food has positive and negative effects on healthy nutrition in the approach to new foods. This study was planned to evaluate academicians' approaches to new foods and to examine the factors that may affect their approach to new foods and to evaluate the relationship of many factors that affect food neophobia. The study was conducted between September 2019 - January 2020 at Başkent University Bağlıca Campus, on a total of 236 adult academicians, including 173 female and 63 male volunteers from academic staff of different faculties and departments. Questionnaire form to determine the information about the personal characteristics and nutritional habits of individuals, food neophobia scale (FNS) was applied in order to determine food neophobias, and a new food approach scale was used to determine the traditional and innovative dimension of individuals' approaches to new foods. In this study; the mean age of individuals was 37.9 ± 11.03 years in women and 40.8 ± 4.76 years in men. The mean score of food neophobia (FNS) of individuals was 32.7 ± 12.26 and it was found to be close to each other in women and men (p> 0.05). The food neophobia of individuals who went abroad was found to be lower than those who did not go abroad (p<0.05). Food neophobia of individuals who chose food abroad was found higher than those who did not choose food abroad (p <0.001). The mean score of individuals on the scale of approach to new foods was determined as 3.7 ± 0.48. Individuals received an mean of 3.4 ± 0.51 points from the traditional sub-dimension ; on the other hand, they received an mean of 3.8 ± 0.74 points from their innovative sub-dimension of the scale. The traditional sub-dimension mean scores of women are higher than the men (p <0.05). The traditional sub-dimension mean scores of married individuals are higher than single individuals (p <0.05). The traditional sub-dimension scores of individuals who chose food abroad were found higher than those who did not choose food abroad (p <0.001). The innovative score of individuals who chose food abroad was lower than those who did not choose food abroad (p <0.05).The majority of academics are present in the new food fear scale, neutral. When the scales of new food and approach to new foods are examined, it should be seen that the two scales support each other (p<0.001). As a result, food neophobia can be effective in approaching new foods. Various factors can affect individuals' food neophobia. The reason of individuals' food neophobia should be examined in detail, approaches and solutions should be made appropriately. There are very few studies examining the approach to new foods and food neophobia. This study is important because it is the first study that compares the food neophobia scale and the approach to new foods and examines the approach of academics to new foods, and more studies are needed on this subject.
  • Thumbnail Image
    Item
    Bilişimde ontoloji kavramı ve istatistik ontolojisi
    (Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2015) Şengün, Gülşen; Akçil Ok, Mehtap
    Günümüzde web sayfaları, kullanıcılarına yapısal olmayan, dinamik, dağınık ve hızla büyüyen bir veri yığını sunmaktadır. Bu yığın verilerin ne anlama geldiği ve birbirleri ile olan ilişkileri bilinmemektedir. Günümüzdeki web sayfaları bireylerin okuması için tasarlanmıştır. İçeriğindeki bilgilerin birbirleri ile olan anlamsal ilişkileri belirtilmemiş, sadece insanların kolaylıkla okuyabileceği şekilde düzenlenmiştir. Bu nedenle web sayfalarının içeriğini sadece insanlar anlamlandırabilmektedir. Bilgisayar programlarının web sayfalarını okuyup işlemesi ve anlamlandırması mümkün değildir. Bunu sağlamak için yeni bir yaklaşım gerekmektedir. Bu konuya ilk olarak Tim Berners Lee değinmiş ve anlamsal web kavramını öne sürerek çözüm önerisinde bulunmuştur. Anlamsal webde bilgiler bilgisayarların da anlayabileceği şekilde tanımlanmakta ve birbirleri ile olan anlamsal ilişkileri düzenli bir yapıda verilmektedir. Ontolojiler, anlamsal webde bilginin anlamlı paylaşılabilmesi için kullanılmaktadırlar. Ontolojiler sayesinde sınıflandırmanın ötesinde kavramlar arasında anlamsal ve mantıksal bağlantılar kurabilmek mümkün olacaktır. Bu çalışmada, bilişimdeki ontoloji kavramının tanıtılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda kısaca web’in gelişiminden ve anlamsal web kavramından bahsedilmiş, daha sonra ontoloji kavramı açıklanmış ve istatistik ontolojisi oluşturulmuştur. Oluşturulan istatistik ontolojisi, kullanıcıların doğru istatistiksel testi seçmesine yardımcı olan bir web uygulamasında kullanılmıştır. In recent years, web pages are offering non-structured, dynamic, rapidly growing and unclassified data to their visitors. This big stack of data, and the relations between them are not well identified and it is an unknown to the visitors even though main purpose is to be read by them. Instead of defining meaningful relations between presented data, they are arranged to let visitors easily read them. Hence, web sites can be read and interpreted by humans, but only humans. It is not possible for computer applications to do interpretation and reasoning, and there must be a new approach to let applications have this skill. This subject is first announced by Tim Barners Lee where he suggested to use semantic web to overcome this obstacle. By applying semantic web exercises, data can be presented as structured to allow computers understand them. Ontologies are used to share structured and easily understandable data in semantic web. By having ontology exercises, it will be possible to set reasonable and logical relations between definitions, on top of structural categorization. In this study, introduction and explanation of the term “ontology” in information technologies is aimed. Hence, development of web technologies and semantic web are mentioned to explain what ontology is and how one can set statistical ontology. This statistical ontology is used in a web application which helps its users to select correct statistical test type according to their needs.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Çalışan bireylerde sosyal medya kullanımının paketlenmiş gıda tüketimine, irrasyonel besin inançlarına ve sağlıklı beslenmeye etkisinin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Karakaya, Nurbanu; Akçil Ok, Mehtap
    Günümüzde sosyal medya kullanımının hızla yaygınlaşması beslenme ile ilgili bilgilere daha kolay ulaşım imkanı sunmaktadır. Sosyal medya bireylerin beslenme bilgisinin, alışkanlıklarının güncelliğini korumakta ve beslenme ile ilgili haberlerin, reklamların tüketicilerin besin tercihlerini etkilediği bilinmektedir. Bu çalışma sosyal medya kullanımının yetişkin bireyler üzerinde beslenme ve beslenme alışkanlıklarına etkisini araştırmak, paketlenmiş gıda tüketimi, irrasyonel besin inançları ve sağlıklı beslenmeye yönelik tutumun incelenmesini değerlendirmek amacıyla planlanmştır. Çalışma Aralık 2019 - Ocak 2019 arasında Özel Medisis Hastanesi’nde aktif şekilde sağlık çalışanı ya da hastane personeli olan 159 kadın, 101 erkek toplam 260 gönüllü çalışan yetişkin üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya katılan bireylerin sosyo-demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıkları, paketlenmiş gıda tüketim sıklığı ve sosyal medya kullanımı ile ilgili bilgileri alınıp değerlendirilmiştir. Bireylerin beslenme ile ilgili yanlış bireysel inançlarını ve yeme davranışlarının incelemek amacıyla İrrasyonel Besin İnançları Ölçeği (İBİÖ); sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumlarını ölçmek amacıyla ise Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan yetişkinlerin çoğunluğunun (%44.6) 27-35 yaş arasında olduğu ve kadın çalışanların BKİ ortalaması 22.20±3.70 kg/m2, erkek çalışanların BKİ ortalaması ise 24.91±2.45 kg/m2 olarak tespit edilmiştir. Çalışanların çoğunlukla (%48.8) gece öğününde ve genellikle (%53.8) hızlı ulaşılabilir olduğu için paketlenmiş gıda tüketmeyi tercih ettiği bulunmuştur. Çalışanların çoğunun birden fazla sosyal medya hesabının olduğu ve bu sosyal medya hesaplarında günde 2-3 saat (%60.4) vakit harcadığı saptanmıştır. Katılımcıların İrrasyonel Yeme puanları ortanca değerinin 2.44 ve Rasyonel Yeme puan ortanca değerinin 2.81 olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılanların bel çevresi, kalça çevresi ve beden kütle indeksi (BKİ) değerleri ile İrrasyonel Yeme puanları arasında istatistiksel olarak önemli pozitif yönlü ancak zayıf bir korelasyon (Sırasıyla; r=0.223, r=0.186 ve r=0.195) saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların sosyal medya hesap sayısına göre Rasyonel Yeme puanları arasında ise istatistiksel olarak önemli düzeyde bir farkın olduğu tespit edilmiştir (p˂0.05). Katılımcıların sosyal medyadaki beslenme/diyet önerilerini kendisine uygulama durumuna göre İrrasyonel Yeme boyutu puanları arasında istatistiksel olarak önemli bir farkın olduğu tespit edilmiş (p˂0.05). Çalışanların sosyal medya etkisiyle bir gıda ürününü deneme durumuna göre İrrasyonel Besin İnançları Ölçeğinin İrrasyonel Yeme ve Rasyonel Yeme boyutlarından aldıkları puanlar arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır (p˂0.05). Çalışmada sosyal medya kullanımının, beslenmeye etkisi olduğu tespit edilmiştir. Bireye, beslenmenin doğru bir şekilde öğretilmesi, doğru yönlendirilmelerin yapılması ve farkındalığın arttırılmasına yönelik diyetisyenlere büyük görevler düşmektedir. The rapid spread of social media use offers easier access to nutritional information today. Social media keeps the nutritional information and habits of individuals up to date and it is known that news and advertisements about nutrition affect the food preferences of consumers. This study was planned to investigate the effects of social media use on nutrition and dietary habits of adults, and to evaluate packaged food consumption, irrational food beliefs and attitudes towards healthy nutrition. The study was conducted among 260 healthy adults (159 female, 101 male), who were active healthcare workers of Medisis Hospital between December 2019 and January 2019. Data on socio-demographic properties, anthropometric measurements, nutritional habits, packaged food consumption frequency and social media usage of the individuals participating in the study were obtained and evaluated. Irrational Nutritional Beliefs Scale (IFBS) was used to examine the individuals nutritional beliefs and eating behaviors. Moreover, in order to measure their attitudes towards healthy nutrition, the Attitude Scale for Healthy Nutrition (ASHN) was given to the participant. The majority of adults participating in the study (44.6%) were between the ages of 27-35, and the average BMI of female employees was 22.20 ± 3.70 kg/m2, and the average BMI of male employees was 24.91 ± 2.45 kg/m2. It has been found that employees preferred to consume packaged food, mostly (48.8%) at night, and generally (53.8%) because it was quickly available. It is determined that most of the employees had more than one social media account and spent 2-3 hours a day (60.4%) in these social media accounts. The median value of the irrational eating points of the participants was 2.44 and the median value of the rational eating points was 2.81. A statistically significant positive but weak correlation (r = 0.223, r = 0.186 and r = 0.195, respectively) was found between the waist circumference, hip circumference and body mass index (BMI) values of the study participants and their Irrational Eating scores (p <0.05). There was a statistically significant difference between the Rational Eating scores of the participants according to the number of social media accounts that they have (p˂0.05). It was determined that there was a statistically significant difference between the Irrational Eating size scores according to the participants' application of nutritional / diet recommendations on social media (p˂0.05). It was found that the difference between the scores of the Irrational Nutritional Beliefs Scale from the Irrational Eating and Rational Eating dimensions by the social media effect of the employees was statistically significant (p˂0.05). In the study, it was determined that the use of social media has an effect on nutrition. Dieticians have an important duty of teaching, informing and guiding, public and raising awareness on health nutrition via using social media.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Covid-19 salgını sürecinde televizyonda ve sosyal medyada yayınlanan gıda reklamlarının sağlık eğitimi alan öğrencilerin besin seçimi üzerine etkilerinin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Entitüsü, 2020) Gürel, Satı; Akçil Ok, Mehtap
    Bu çalışma, Covid-19 salgın sürecinde televizyon ve sosyal medyada yayınlanan gıda reklamlarının sağlık eğitimi alan öğrencilerin besin seçimi üzerine etkilerini belirlemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmanın örneklem grubu, Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde öğrenim gören 18-30 yaş arasında 260 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Mayıs-Haziran 2020 tarihleri arasında, online sistem üzerinden (google form aracılığıyla) hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. Veri toplanmasında kullanılan formda; demografik özelliklere yönelik sorular, beslenme alışkanlıklarına yönelik sorular, sosyal medya ve televizyon ile ilgili sorular, Satın Alma Davranış Ölçeği (SADÖ) ve besin profil modeli kullanılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %89.2’si kadın, %10.8’i erkektir. Çalışmaya katılan öğrencilerin Covid-19 salgın sürecinde %44.6’sının vücut ağırlıklarında değişim olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin %32.7’sinde ortalama 2.0±1.29 kg vücut ağırlık artışı, %11.9’unda 2.5±1.03 kg vücut ağırlık kaybı olduğu saptanmıştır. Covid-19 salgın sürecinin, fiziksel aktivite yapma durumu ile ana ve ara öğün tüketimleri üzerindeki etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin pandemi sürecinde televizyon ve sosyal medya izleme sürelerinde artışlar olduğu gözlenmiştir. Öğrencilerin %41.5’i izledikleri reklamların yeme isteklerini arttırdığını, %28.8’i reklamı yapılan gıda ürünlerinin besin seçimlerini etkilediğini ifade etmiştir. Reklamdan etkilenilerek tüketilen besinler arasında ilk sırada yer alanlar, kek-çikolata-kraker, çay- kahve, süt ve süt ürünleridir. Covid-19 salgın sürecinin öğrencilerin toplam SADÖ puanları üzerine etkisi önemli bulunmuştur (p<0.05). Covid-19 salgın sürecinin, besin profil modelinde yer alan besin tüketimleri üzerindeki etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Bu süreçte, öğrencilerin toplam besin alımları ile birlikte sağlıksız atıştırmalıkların tüketimlerinde önemli artışlar olduğu saptanmıştır (p<0.05).This study was planned to determine the effects of food advertisements broadcasted on television and social media during the Covid-19 pandemic process on the food choice of students receiving health education. The sample group of the study consists of 260 students between the ages of 18-30 who study at Trakya University Faculty of Health Sciences. The data of this research were collected between May and June 2020 with a questionnaire form prepared on the online system (via google form). The questionnaire used to collect the data, which includes questions about demographic characteristics, dietary habits, social media and television, Purchasing Behavior Scale (PBS) and nutrient profile model. At this research, 89.2% of the students are women and 10.8% of the students are men. It was determined that 44.6% of the students had a change in their body weight during the Covid-19 pandemic process. It was determined that 32.7% of the students had an average body weight gain of 2.0±1.29 kg and 11.9% of the students lost an average of 2.5±1.03 kg body weight. The effect of the Covid-19 epidemic process on physical activity, main meal and snack consumption was found to be statistically significant (p<0.05). It was observed that during the pandemic process, students' watching time for television and social media increased. It was determined that 41.5% of the students stated that the advertisements which they watched increased their desire to eat. It was determined that 28.8% of the students stated that the advertised food products affect their food choices. Cakes-chocolate-crackers, tea-coffee, milk and dairy products take the first place among the foods consumed by being affected by advertising. The effect of the Covid-19 epidemic process on students' total PBS scores was found to be significant (p<0.05). The effect of the Covid-19 epidemic process on food consumption in the nutrient profile model was found to be statistically significant (p <0.05). In this process, it was determined that there was a significant increase in the consumption of unhealthy snacks together with the total food intake of the students (p <0.05).
  • No Thumbnail Available
    Item
    Duygusal özgürleştirme tekniğinin aşırı besin isteği, hedonik açlık ve besin tüketimi üzerindeki etkisinin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Ölmez, Yağmur; Akçil Ok, Mehtap
    Açlık; beslenme ve besin arayışı davranışlarını çağrıştıran birden fazla motivasyonel süreç içeren karmaşık bir durumdur; kontrolünde iki temel mekanizma hakimdir, bunlar; homeostatik ve hedonik sistemlerdir. Yemek yeme dürtüsü, aşırı tüketime duyulan teşvik, duyusal zevk ve ödül ihtiyacı hedonik açlık olarak adlandırılır. Duygusal Özgürleştirme Tekniği (EFT), ani negatif blokajların vücutta oluşturduğu tıkanmaları ortadan kaldırarak enerji iç akış dengesi sağladığı ve pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmaya başladığı bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı; Hedonik açlığın, aşırı yeme isteğinin strese bağlı faktörlerini azaltmada EFT’nin etkinliğini incelemek ve uzun vadede antropometrik ölçümleri azaltma sağlamaktır. Çalışma Aralık 2019 – Temmuz 2020 tarihleri arasında uygulanmıştır. 19-64 yaş arası EFT müdahalesine katılmak isteyen ve hedonik açlığının olduğunu beyan eden 54 kişiyle müdahale- kontrol çalışması yürütülmüştür. Müdahale grubundaki bireylere iki adet eğitim videosunu 28 gün boyunca en az haftada bir kez EFT uygulamaları ve her gün EFT aktifleştirme yapmaları istenmiştir ve 28. Gün sonunda anket formunu tekrar doldurmaları istenmiştir. Çalışmanın 29-60. Günü izlem süresine ayrılmıştır. Çalışmaya katılanların %87’si kadın, %13’ü erkektir. Müdahale grubuna dahil edilen katılımcıların (n=54) yaş ortalaması 30.0±8.81, kontrol grubundaki (n=54) bireylerin yaş ortalaması ise 31.0±10.63’dır. Müdahale ve kontrol gruplarının yaş ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak değerlendirildiğinde önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Müdahale grubundan alınan ölçümlere göre 0.gün, 28.gün ve 60.gün antropometrik ölçümleri değerlendirildiğinde ağırlık ölçümleri arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.001). Ağırlık ölçümleri başlangıçta 73.1±18.56 kg iken, 28. günde alınan ölçümde 69.9±16.97 kg, 60. Günde alınan ölçümde 69.9±16.87 kg olarak saptanmıştır; bu fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Katılımcıların Duygusal Özgürleştirme Tekniği uygulaması sonrasında enerji alım ortalamalarında azalma olmuştur. Başlangıçtaki enerji alım ortalaması 1768.4 ±625.07 kkal iken 28. günde 1393.5±390.84 kkal’e düşmüştür. 60.günde ise daha da azalarak 1278.4±358.33 kkal olmuştur. Katılımcıların 0.gün, 28.gün ve 60.gün enerji alım düzeyleri değerlendirildiğinde zamana bağlı olarak enerji alım ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.001) . EFT uygulanan bireylerin Besin Gücü Ölçeğinden başlangıçta, 28.günde ve 60.günde elde ettikleri ortalama puanları sırasıyla 3.8±0.60, 2.5±0.52 ve 2.7±0.73’dır ve bu azalmanın istatistiksel olarak önemli olduğu sonucuna varılmıştır (p<0.05). Sonuç olarak: EFT, hedonik açlığın azaltılmasında kullanılabilecek yöntemler arasında olabilir. Hedonik açlık, ağırlık denetimini etkileyen faktörler arasında yer aldığından hedonik açlıkla mücadele, zayıflama tedavisine ek olarak tercih edilebilmesi pek çok kişi için umut verici olabilir. Bu çalışma hedonik açlığın EFT yöntemiyle azaltılabileceğini vurgulayan ilk çalışmadır. Bu konuda daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır.Hunger; is a complex situation involving multiple motivational processes that evoke nutritional and nutritional quest behaviors. Two basic mechanisms dominate the control of hunger. These mechanisms are homeostatic and hedonic systems. The impulse to eat, the incentive for excessive consumption, the need for the sensorial pleasure, and reward be termed as hedonic hunger. In the study conducted in recent years, EFT has been used in posttraumatic stress disorder, anxiety including panic, agoraphobia, social phobias, specific phobias. The aim of this study is to examine the effectiveness of the Emotional Freedom Technique in reducing the stress-related factors of hedonic hunger and food consumption and therefore, it is to change anthropometric measurements in the long term by aiming for a reduction in nutrient consumption. The study was conducted as an intervention -control study between December 2019 and July 2020, with 54 individuals who wanted to participate in eft intervention between the ages of 19 and 64 who declared that they had excessive food requests and hedonic hunger. The application of the Emotional Freedom Technique is the intervention of the study and a one-on-one matching control group has been created. The individuals in the intervention group were asked to perform two training videos for EFT at least once a week for 28 days and activate EFT every day and complete the questionnaire form at the and of the 28th day. 29-60th day of the study is reserved for monitoring time. 87% of the study participants are female and 13% are male. The average age of the participants (n=54) included in the intervention group is 30.0±8.81 and the average age of individuals in the control group (n=54) is 31.0±10.63. When the difference between the average age of intervention and control groups is evaluated statistically, there was no significant difference(p>0.05). Participants were asked to evaluate their excessive food consumption on a Likert scale out of 10.The difference between weight measurements when evaluating on 0th day, 28th day, and 60th-day anthropometric measurements according to measurements taken from the intervention group was found to be statistically significant (p<0.001). Weight measurements were initially 73.1±18.56, while on the 28th day 69.9±16.97, 60th day 69.9±16.87 was determined in the measurement taken per day. The times that make a difference in weight measurements were between 0th day and 28th day and 0th day and 60th day. After the application of the Emotional Freedom Technique, there was a decrease in energy intake averages. The initial energy intake average decreased from 1768.4 ±625.07 calories to 1393.5±390.84 calories on the 28th day. On the 60th day, it decreased further to 1278.4±358.33 calories. When participants' energy intake levels are evaluated on 0th day, 28th day, and 60th day, the difference between energy intake averages which is depending on the time was found to be statistically significant (p<0.001). As a result: EFT may be among the methods that can be used to reduce hedonic hunger. It is quite easy to apply EFT and continue for a long time. When creating an individualized weight-loss diet, individuals' chronic stress level, hedonic hunger status, and excessive food consumption should also be evaluated.This study is important because it is the first study to emphasize that hedonic hunger can be reduced in individuals by the EFT method and therefore more studies are needed on the subject.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Menopoz dönemindeki kadınların fitoöstrojen içerikli beslenme durumunun osteoporoz riski ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Kade, Aslıhan; Akçil Ok, Mehtap
    Bu çalışma menopoz dönemindeki kadınların fitoöstrojen içerikli bazı besinleri tüketme durumuna göre osteoporoz riskleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi incelemek için yapılmıştır. Çalışma Aralık 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında, sosyal medya üzerinden çalışmaya katılmaya gönüllü olan 40-60 yaş arası osteoporoz tanısı almamış 116 kadın ile yürütülmüştür. Bireylere, demografik özellikleri, sağlık durumları ve beslenme alışkanlıkları ve menopozal özellikleri ile ilgili sorular, çevrimiçi anket yöntemiyle uygulanmıştır. Bireylerin 20 fitoöstrojen içerikli besin için besin tüketim sıklığı ve aylık tüketim miktarları alınmıştır. Fitoöstrojen besinler literatürdeki sınıflandırmaya göre fitoöstrojen alt besin gruplarına ayrılmıştır. Bireylerin osteoporoz riski BBORS (Birinci Basamakta Osteoporoz Risk Skalası), yaşam kaliteleri (Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği) ve Depresyon Stres Anksiyete (DASS-21) ölçeği ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 52.53±4.86 yıl, menopoz yaşı ortalaması 46.66±4.7 yıldır. Bireylerin BKİ ortalaması 25.93±4.35 kg/m² ‘dir. Bireylerin BBORS Risk puanı 20.89±4.31 ile hafif risk sınıfındadır. Bireylerin en sık ve fazla miktarda tükettikleri fitoöstrojen içerikli besinler; domates, çay ve elmadır (sırasıyla 103.22±70.51 gr/gün, 82.59±24.11 ml/gün, 63.23±39.57 gr/gün). Bu çalışmada bireylerin fitoöstrojen içerikli besinlerden lahana tüketiminin MÖYKÖ vazomotor alt alan puanı ile, keten tohumu tüketiminin, cinsel alt alan puanı ile, yeşil fasulye ve üzüm suyu tüketiminin fiziksel alt alan puanı ile pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur (r= 0.263, r = 0.215, r= 0.242, r= 0.200) (p<0.05). Bireylerin günlük brüksel lahanası tüketim miktarı ile osteoporoz riski arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde bir ilişki belirlenmiştir (r=-0.278) (p<0.05). Bezelye tüketim miktarı ile DASS-21 ölçeği alt boyut puanlarından olan anksiyete arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur (r=0.2018) (p<0.05). Bireylerin MÖYKÖ alt boyut puanlarından olan, vazomotor alan puanı ile lignan içerikli besinlerin tüketim miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı düşük düzeyde pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır (r=0.275) (p<0.05). Bireylerin fitoöstrojen besin grupları ile DASS-21 ve BBORS ölçekleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin, BKİ, yaş, ara ve ana öğün sayıları ile BBORS puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Bu çalışmada katılımcıların, MÖYKÖ ve DASS-21 ölçekleri arasında anksiyete ve cinsel alan puanı hariç anlamlı pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak fitoöstrojen içerikli besinlerin tüketim durumunun, menopoza özgü yaşam kalitesi ve osteoporoz riski üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Fitoöstrojen içerikli besin sayısının fazlalığı, fitoöstrojenlerin menopoz, osteoporoz ve diğer hastalıklarla ilişkileri hakkında sonuçların tutarsız olması sebebiyle bu konuda daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. This study was conducted to examine the relationship between osteoporosis risks and quality of life in menopausal women according to their consumption of some phytoestrogen-containing foods. The study was conducted with 116 women aged 40-60 years who were not diagnosed with osteoporosis and volunteered to participate in the study via social media between December 2021 and February 2022. Questions about demographic characteristics, health status and nutritional habits and menopausal characteristics were applied to individuals by online questionnaire method. Food consumption frequency and monthly consumption amounts were taken for 20 phytoestrogen-containing foods of individuals. Phytoestrogen foods are divided into phytoestrogen sub-food groups according to the classification in the literature. Individuals' risk of osteoporosis was evaluated with BBORS (Osteoporosis Risk Scale in Primary Care), quality of life (Menopause-Specific Quality of Life Scale) and Depression Stress Anxiety (DASS-21) scale. The mean age of the participants was 52.53±4.86 years, and the mean age of menopause was 46.66±4.7 years. The mean BMI of the individuals participating in the study was 25.93±4.35 kg/m². Participants' BBORS Risk score of 20.89±4.31 is in the mild risk class. Phytoestrogen-containing foods that the participants consume most frequently and in large amounts; tomatoes, tea, and apples (103.22±70.51 g/day, 82.59±24.11 ml/day, 63.23±39.57 g/day). In this study, it was found that the consumption of cabbage, which is a phytoestrogen-containing food, was positively correlated with the vasomotor sub-area of the MENQOL, the consumption of flaxseed with the sexual sub-area score, and the consumption of green beans and grape juice with the physical sub-area score (r= 0.263, r = 0.215, r= 0.242, r= 0.200) (p<0.05). A statistically significant negative correlation was found between the daily consumption of brussels sprouts and the BBORS scale of the individuals participating in the study (r=-0.278) (p<0.05). A statistically significant positive correlation was found between the amount of pea consumption of the participants and the anxiety, which is one of the sub-dimension scores of the DASS-21 (r= 0.2018) (p<0.05). Statistically significant between the participants' vasomotor area scores, which are the sub-dimension scores of MENQOL, and the amount of containing lignan nutrients consumption. A low level of positive correlation was found (r=0.275) (p<0.05). There was no statistically significant relationship between the phytoestrogen food groups of the participants and the DASS-21 and BBORS scales (p>0.05). When the relationship between the number of main meal and snacks and the BBORS score was examined, a statistically significant negative relationship was found between BMI, age, the number of main meals and the number of snacks (p<0.05). A significant positive correlation was found except for the sexual area score (p<0.05). As a result, the phytoestrogen conten.t It was concluded that the consumption of foods with high nutritional value did not have a significant effect on the menopause-specific quality of life and osteoporosis risk. More studies are needed on this subject due to the high number of phytoestrogen-containing foods and the inconsistent results about the relationship of phytoestrogens with menopause, osteoporosis, and other diseases.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Obezite cerrahisi olan, zayıflama ilacı kulanan ve sadece diyet yapan obez bireylerin beslenme bilgi düzeylerinin karşılaştırılması
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Öztürk Gök, Saadet; Akçil Ok, Mehtap
    Obezite, birçok metabolik ve psikolojik rahatsızlığı beraberinde getiren önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Obezite tedavisinde diyet, farmakolojik ilaçlar ve cerrahi uygulanmaktadır. Tedavide esas olan yaşam tarzı değişikliği ve bunun ömür boyu sürdürülmesidir. Bu çalışma; obezite ameliyatı olan, zayıflama ilacı kullanan ve sadece diyet yapan bireylerin yeme davranışları, beslenme bilgi düzeyleri ve depresyon durumlarının karşılaştırılması amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Ocak 2020 - Mart 2020 tarihleri arasında araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden Ankara Özel Medisis Hastanesi’ne başvuran 18-64 yaş arası obez hastalar üzerinde yürütülmüştür. Ameliyat, ilaç ve diyet grubunda 42 kişi olmak üzere toplam 126 kişi çalışmaya katılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere; çoktan seçmeli ve açık uçlu soruların bulunduğu anket formu; Yetişkinler için Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği, Hollanda Yeme Davranış Anketi, Kilonun Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi Ölçeği ve Beck Depresyon Tarama Ölçeği uygulanmıştır. Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği’nde temel beslenme puanı değerlendirildiğindee, ameliyat olan, ilaç kullanan ve diyet yapan bireylerin ortalama puanları sırasıyla 44.59 ± 10.54, 52.90 ± 7.86, 60.16 ± 8.18’dir. Besin tercihi puanı değerlendirildiğinde, ameliyat olan, ilaç kullanan ve diyet yapan bireylerin ortalama besin tercihi puanları sırasıyla 28.21 ± 9.39, 33.21 ± 4.89, 41.26 ± 5.97’dir. Diyet ve ameliyat grupları arasında istatistiksel olarak önemli fark olduğu belirlenmiştir (p<0.001). Hollanda yeme davranış ölçeği değerlendirildiğinde; kısıtlayıcı, duygusal ve dışsal yeme davranış ortalama puanları ameliyat, zayıflama ilacı ve diyet grupları arasında istatistiksel olarak önemli fark olduğu belirlenmiştir (Sırasıyla; p<0.001, p=0.002, p=0.001). Beck Depresyon Envanteri toplam puanı; ameliyat olan bireylerde 21.76 ± 10.75, zayıflama ilacı kullanan bireylerde 16.61±9.99, sadece diyet uygulayan bireylerde 11.73 ± 9.66 olarak bulunmuştur. Gruplar arasında depresyon envanteri toplam puanları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak önemli fark olduğu görülmektedir (p<0.001). Gruplara göre kilonun yaşam kalitesi üzerine etkisi ölçeği incelendiğinde ameliyat olan, ilaç kullanan ve diyet yapan grupların ortalama yaşam kalitesi puanı arasında istatistiksel olarak önemli fark olmadığı görülmektedir (p>0.05). Sonuç olarak obezite tedavisinde üç farklı yöntemi uygulayan bireylerin süreçleri ve çeşitli özellikleri karşılaştırılmış ve beslenme bilgi düzeyi, depresyon, yeme davranışları ve yaşam kaliteleri ortaya konulmuştur. Obezitenin tedavisinde kalıcı sonuçlar alabilmek için yaşam tarzı değişikliği şarttır. Yaşam tarzı değişikliğinin bireylere adapte edilebilmesi için tedavi planının, kişinin depresyon ve yeme davranışları durumlarının iyi belirlenmesi gerekmektedir ve tedavide multidisipliner yaklaşım büyük önem arz etmektedir. Zayıflama yöntemlerinde eksik kalan konular iyi belirlenmeli ve gelecekte yapılacak çalışmalar bu konularda spesifikleştirilmelidir
  • No Thumbnail Available
    Item
    Ofis saatli ve nöbetli çalışan erkeklerin hedonik açlık düzeyleri ile beslenme durumları ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Eroğlu, Fatma Elif; Akçil Ok, Mehtap
    Hedonik açlık, vücudun ihtiyacı olmadığı halde, lezzetli besinlere karşı aşırı yeme isteğinin duyulması sonucunda, besinin tüketilmesinden zevk alma kavramıdır. Günümüzde obezojenik yaşam tarzı ve çalışma koşullarının değişmesi bireylerin besin tüketimini etkilemektedir. Bireylerin besin tüketimlerini etkileyen hedonik açlık ve uyku kalitesinin saptanması önemlidir. Bu çalışma; ofis saatli ve nöbetli çalışan erkeklerin hedonik açlık durumları ile beslenme durumları ve uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi göstermek amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Haziran 2019 – Ağustos 2019 tarihleri arasında Ankara’da yaşayan 25 – 40 yaş arası gönüllü 64 ofis saatli çalışan ve 64 nöbetli çalışan erkek birey olmak üzere toplam 128 erkek yetişkin üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin kişisel özelliklerine, sağlık bilgilerine, beslenme alışkanlıklarına ve fiziksel aktivite düzeylerine ilişkin bilgileri saptamak amacıyla anket formu, hedonik açlık durumlarını belirleyebilmek amacıyla Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) uygulanmıştır. Bireylerin uyku kalitesini ölçmek için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Görsel Analog Skalası(VAS) ölçeği ile besin tüketimi değerlendirilmiştir. Ofis saatli çalışanların yaş ortancası 33.50[2.00] yıl olup, nöbetli çalışanların ise 26.00[4.00] yıldır. Ofis saatli ve nöbetli çalışanların sırasıyla Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması 25.8±2.75 kg/m2 ve 25.3±2.25 kg/m2 iken; vücut yağ oranı ortalamaları ise 21.2±4.34 ve 19.7±4.25’dır. Ofis saatli çalışanların Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) toplam puanı 4.8±2.49 ve nöbetli çalışanların ise 4.4±2.65 olarak saptanmıştır (p>0.05). Ofis saatli çalışanların hedonik açlık oranı %43.8, nöbetli çalışanların ise %57.8 olarak değerlendirilmiştir (p>0.05). Çalışma durumu ile gece/gündüz uykudan kalkıp ufak tefek atıştırmalık yapma durumu arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p=0.001). Ofis saatli çalışanların toplam BGÖ puanı arttıkça öznel uyku kalitesi pozitif olarak artmıştır (p<0.05). Nöbetli çalışanların ise toplam BGÖ puanı arttıkça ara öğün sayısı artmaktadır (p<0.05). Ofis saatli çalışanların toplam BGÖ puanı arttıkça kremalı pasta, gazlı içecekler, fast-food, kuruyemiş çeşitleri, dondurma ve meyve tüketimleri isteği (p<0.05) ;PUKİ toplam puanları arttıkça gazlı içecekler, patates kızartması, ekmek çeşitleri, makarna, hamur işleri, kuruyemiş çeşitleri, dondurma, meyve tüketimleri isteği pozitif yönde artmaktadır (p<0.05). Nöbetli çalışanların fast-food, ekmek çeşitleri ve hamur işleri tüketim isteği artıkça BGÖ toplam puanları pozitif yönde arttmaktadır (p<0.05). Ayrıca meyve tüketim isteği arttıkça PUKİ toplam puanı azalmaktadır(p<0.05). Ofis saatli çalışanların hedonik açlığı olan bireylerde zayıflama diyeti uygulama sıklığı daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). Ofis saatli çalışanlarda vücut ağırlığı (kg) artıkça BGÖ toplam puanı da pozitif yönde artmaktadır (p<0.05). Ofis saatli çalışanlarda enerji (kkal/gün) alımı artıkça vücut yağ yüzdesi (%) (p<0.05); nöbetli çalışanlarda da enerjinin yağdan gelen yüzdesi arttıkça BKİ(kg/m2) ve iskelet kas kütlesi(kg) artmıştır (p<0.05).Ofis saatli çalışanlarda enerjinin yağdan gelen yüzdesi arttıkça ve nöbetli çalışanlarda ise enerjinin karbonhidratlardan gelen yüzdesi arttıkça PUKİ toplam puanının azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Uyku kalitesine ve hedonik açlığa neden olan faktörlerin belirlenmesi, bireylere özgü planlanacak beslenme ve fiziksel aktivite programlarına daha doğru yönlendirmeler yapılmasına, bireylerin beslenme alışkanlıklarının ve uyku düzenlerinin iyileştirilmesine ve obezitenin önlenmesine ve tedavisine yönelik başarının arttırılmasında katkı sağlayacaktır. Katılımcı sayısının az olması bu çalışmanın kısıtlılığı olarak düşünülmektedir. Bu nedenle bu çalışma daha geniş çaplı yapılacak benzer çalışmalarla desteklenmelidir. Hedonic hunger is the concept of peasure the consumption of food as a result of the desire to eat excessively against delicious foods even though the body not need them. Nowadays, it is important to determine hedonic hunger and sleep quality in order to establish a balanced relationship between the changes in obesogenic lifestyle and working conditions and food comsuption.This study was conducted on a lot 128 male adults, 64 office worker and 64 shift worker aged between 25 and 40 years living Ankara between April 2019 and January 2019. A questionnaire form was applied to determine the personal characteristics, their chronic disease eating habit and physial activity of the individuals.In order to determine hedonic hunger status, Food Power Scale (PFS) was applied. Some of the factors taht can affect individuals hunger status Pittsburgh Sleep Quality İndex (PSQI),Visual Analogue Scale(VAS) scales and food intake were evaluted .In this study; the median age of office workers were 33.50[2.00] years,shift workers were 26.00[4.00] years; the average body mass index(BMI) of office workers 25.829± 2.75 kg/m2 and 25.342±2.25 kg/m2 for shift workers; the mean of office workers body fat ratio was 21.253±4.34 and 19.715±4.259 for shift workers. The PFS total score of the office workers was found to be 4.89±2.49 points and 4.43±2.65 points for shift workers.Hedonic hunger average was found to be higher in office workers (p>0.05). Hedonic hunger rate of office hours workers were 43.8% and 57.8% of workers were evaluted (p>0.05).Significant was found between work status and waking from sleep to day or night of small snack consmption in this study (p=0.001). It was observed that the office workers who took part in increased the PSQI sub-factor( subject sleep quality) score the study, so snack consumption increased in nightly wakening.(p<0.05). It was observed that office workers who took part in increased the PFS score the study, so PSQI sub-factor( subjective sleep quality) score increased (p<0.05). It was observed that shift workers who took part in incresased the total PFS and PFS sub-factor( food available) scores the study, so number of snack increased(p<0.05). Office workers consumption cream cake and soft drinks and fasf-food,nuts ,ice cream and fruit and the positive correlation between the total PFS score was found statistically significant(p<0.05).Shift workes consumption fast-food,bread types, pastries and the positivite correlation between the total PFS score was found statistically significant (p<0.05). Shift workes consumption fruit and the negative correlation between the total PSQI score was found statistically significant (p<0.05). It was determined that the number of weight-loss dietary regimen was higher in office worker with hedonic hunger (p<0.05).It was observed that office workers who took part increased the total PFS score the study,so total body weight increased positively (p<0.05). The percentage of body fat (%) as energy (kcal / day) intake increases in office worker (p <0.05); BMI (kg / m2) and skeletal muscle mass (kg) increased as the percentage of energy from fat increased in shift workers (p <0.05). It was found that as the percentage of energy increased from fat in office worker anda the percantege of energy from carbonhyrates increased in the shift worker,the total PSQI score decreased(p<0.05). Determining the factors that cause sleep quality and hedonic hunger,to provide more accurate guidance to the nutrition and physical activity programs to be planned for individuals,to improve the nutritional habits and sleep patterns of individuals will help to improve the success of obesity prevention and treatment.The limited number of participants is considered to be limitation of this study. Further studies are needed to investigate factors affecting sleep quality and hedonic hunger.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Pişirme ve yiyecek hazırlama becerileri ölçeğinin türkçe geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2020) Keleş, Gizem; Akçil Ok, Mehtap
    Bu çalışmada; Orijinali İngilizce olan “Pişirme ve Yiyecek Hazırlama Becerileri” ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirliğini değerlendirerek Türkçe adaptasyonunun yapılması amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklem grubunu, Şubat 2020- Mart 2020 tarihleri arasında Pamukkale Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulu‟nda kursa katılan 18 yaş üzeri gönüllü, 150 kadın, 150 erkek birey olmak üzere toplamda 300 kişi oluşturmaktadır. Çalışmada öncelikle Pişirme ve Yiyecek Hazırlama Becerileri (PB ve YHB) ölçeğinin Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Pişirme becerileri alt boyutunda 14 madde, yiyecek hazırlama becerileri alt boyutunda 19 madde olup toplam 33 maddeden oluşan bu ölçek; obezitenin azalmasına katkıda bulunabilecek bir yöntem olarak geliştirilmiştir. Kaiser-Meier-Olkin testi istatistiği sonuçlarına göre örneklem büyüklüğünün yeterli olduğu saptanmıştır (KMO=0.93). Ayrıca Bartlett Küresellik Testi sonucuna göre maddeler arasında faktör analizi yapılabilecek yeterli düzeyde ilişkili olduğu belirlenmiştir (χ2= 5928; p<0.0001). Açıklayıcı faktör analizi ile PB ve YHB ölçeğinin, orijinalinde belirtildiği şekilde 2 faktör (boyut) altında toplandığı sonucuna varılmıştır. Her faktörün faktör yükü 0.40‟ın üzerinde ve toplam varyans açıklama yüzdesi %30‟un üzerinde olduğundan PB ve YHB ölçeğinin bu faktörlerde değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi ile Düzeltilmiş İyi Uyum İndeksi (Adjusted Goodness of Fit Index-AGFI) 0.93, Yaklaşık Hataların Ortalama Karekökü (Root Mean Square Residual-RMR) 0.042 ve Tahmini Ortalama Karekök Hatası (Root Mean Square Error of Approximation-RMSEA) 0.073 bulunmuştur. Bu ölçekte saptanan değerler PB ve YHB ölçeğinin Türkçe‟ye uyarlanmasının kabul edilebilirliğini ve uygulanabilirliğini göstermektedir. PB ve YHB ölçeğinin güvenirlik (Cronbach Alfa) katsayısı 0.954 olarak bulunmuştur. Doğrulayıcı Faktör Analizinde onaylanan PB ve YHB ölçeğinin 2 alt boyutu için güvenirlik katsayıları; 1. alt boyut (pişirme becerileri) için 0.90 ve 2. alt boyut (yiyecek hazırlama becerileri) için 0.92 olarak saptanmıştır. Bu sonuçlar, her bir alt boyutun iç tutarlılığının olduğunu göstermektedir. PB ve YHB ölçeğinin geçerlik ve güvenirliği tamamlandıktan sonra çalışmaya katılan bireylere uygulanmış ve ölçekten aldıkları puanlar ile çeşitli değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Ölçeğin puan değerlendirmesi için katılımcılardan her görevde ne kadar iyi olduklarının puanlaması istenir ve kullanılan beceriler için 1 ile 7 arasında verilen puanlar toplanır. Asla/nadiren seçeneğini işaretleyen katılımcılar 0 puan almaktadır. Toplam puan arttıkça pişirme ve yiyecek hazırlama becerilerinin yüksek olduğunu göstermektedir PB ve YHB toplam ölçek puanı ve alt boyutları puan ortalamaları kadınlarda erkeklere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). PB ve YHB toplam ölçek puanı ile meslek arasındaki ilişki incelendiğinde, farklılığı yaratan grubun ev hanımı olduğu; öğrenci, memur, serbest meslek ve emekli olan bireylere göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). Bireylerin PB ve YHB toplam ölçek puanı ile çeşitli beslenme alışkanlıkları ve bazı pişirme ile ilgili bilgileri arasındaki korelasyonlar incelendiğinde; daha az akşam yemeğe çıkanların ve daha az fastfood tüketen bireylerin PB ve YHB toplam ölçek puanı arasında pozitif yönde ve istatistiksel açıdan önemli ilişkiler saptanmıştır (p<0.05). Evde yemek pişirme sıklığı daha az olan, yemek yeme hızı daha yüksek olan ve pişirme becerilerini daha geç yaşta öğrenen bireylerin PB ve YHB toplam ölçek puanı arasında negatif yönde ve istatistiksel açıdan önemli ilişkiler saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin ara öğün tüketme sıklığı ve yemek yapmak için harcanan süre arttıkça PB ve YHB toplam ölçek puanının pozitif yönde arttığı saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışmada; PB ve YHB ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış ve mükemmel derecede güvenilir olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda bu ölçek, bireylerin pişirme ve yiyecek hazırlama becerileri düzeyini ölçerek hangi yöntemlerde eksiklerin olduğunu bulunmasında yardımcı olabilir. Bu becerilerin gelişmesi, evde yemek pişirme sıklıklarının artmasında, daha sağlıklı gıdalar tüketilmesinde ve obezitenin önüne geçilmesinde bir ışık olabilir.Objective: In this study; It was aimed to adapt the "Cooking Skills and Food Skills" measure, originally in English, to Turkish by evaluating its Turkish version's validity and reliability. The sample group of the study consists of a total of 300 participants; 150 women and 150 men over the age of 18, who attended the course at Pamukkale Public Education Center and Evening Art School between February 2020 and March 2020. In the study, validity and reliability analyzes were conducted for the Turkish adaptation of the CS and FS measure. There are 14 items in the cooking skills sub-dimension and 19 items in the food skills sub-dimension. This measure consists of 33 items; It has been developed as a method that can contribute to the reduction of obesity. In the study, it was determined that the sample size was sufficient according to the Kaiser-Meier-Olkin test statistics results (KMO = 0.93). In addition, according to the Bartlett Test of Sphericity, it was determined that there was a sufficient level of correlation between the items to perform a factor analysis (χ2 = 5928; p <0.0001). With the explanatory factor analysis, it was concluded that the CS and FS measures were gathered under 2 factors (dimensions) as stated in the original. Since the factor load of each factor is above 0.40 and the total variance explained percentage is above 30%, it has been concluded that CS and FS measure can be evaluated in these factors. With the confirmatory factor analysis, the Adjusted Goodness of Fit Index (AGFI) was 0.93, the Root Mean Square Residual-RMR was 0.042, and the Root Mean Square Error of Approximation (RMSEA) was 0.073. The values determined in this scale show the acceptability and applicability of adapting the CS and FS measure to Turkish. The reliability (Cronbach alpha) coefficient of the CS and FS measure was found to be 0.954. Reliability coefficients for 2 sub-dimensions of CS and FS measure approved in Confirmatory Factor Analysis were found to be; 0.90 for the 1st subdimension (cooking skills) and 0.92 for the 2nd sub-dimension (food skills). These results show that each sub-dimension has internal consistency. After the validity and reliability of the CS and FS measure were completed, it was applied to the individuals who participated in the study, and the relationships between the scores they got from the measure and various variables were examined. For the score assessment of the measure, participants are asked to score how well they are in each task, and scores between 1 and 7 are added for the skills used. Participants who choose never / rarely option get 0 points. It is understood that the higher the total score of the participants, the higher their cooking and food skills are. CS-FS total measure score and sub-dimensions mean scores were higher in females than males (p <0.05). When the relation between the CS-FS total scale score and the profession is examined, it is found that the group that creates the difference is housewives. It was determined that housewives differ from students, civil servants, self-employed and retired individuals (p <0.05). When the correlations between individuals CS-FS total measure score and their knowledge about various eating habits and some cooking techniques were examined; A positive and statistically significant relationships was found between the CSFS total measure scores of those who had less dine-outs and consumed less fast food (p <0.05). Negative and statistically significant relationships were found between the CS-FS total measure scores of individuals who had less cooking frequency at home, had higher eating speed, and learned cooking skills at an older age (p <0.05). It was determined that as the frequency of consuming snacks and the time spent for cooking increased, CS-FS total measure score increased positively (p <0.05). As a result, in this study; The validity and reliability study of the CS and FS measure has been conducted and it has been found to be perfectly reliable. At the same time, this measure can help to find out at which methods individuals are insufficient by measuring their cooking skills and food skills. The development of these skills can be beneficial for increasing the frequency of cooking at home, consuming healthier foods and preventing obesity.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Üniversite öğrencilerinde sınav kaygısının, hedonik açlık ve beslenme durumları ile tükürük omentin 1, glukagon benzeri peptid 1 (GLP 1) ve kortizol hormon düzeyleri üzerine etkisi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2024) Çelikel Taşçı, Seda; Akçil Ok, Mehtap
    Bu çalışma üniversite öğrencilerinde sınav kaygısının; hedonik açlık, beslenme, tükürük omentin 1, glukagon benzeri peptid 1 (GLP 1) ve kortizol hormon düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Bayburt Üniversitesi’nde öğrenim gören 19 26 yaş arası 80 öğrenci dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan öğrencilerden antropometrik ölçümler alınıp anket formu uygulanmıştır. Öğrencilere sınav dönemlerinin başında ve sınavların bitiminde sınav kaygısı ölçeği ve besin gücü ölçeği uygulanarak, tükürük örnekleri ve üç günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Kadın öğrencilerde sınav dönemi öncesi günlük enerji alımı ortalama 1833.75±388.52 kkal iken sınav dönemi bitiminde ortalama değeri 1723.75±283.07 kkal olarak bulunmuştur. Diyetle günlük sükroz, kolesterol, magnezyum ve folat alımı tüm öğrencilerde sınav haftasında daha yüksek düzeyde bulunmuştur (p<0.05). Çalışmaya katılan tüm öğrencilerin tükürük kortizol hormon düzeyi ortalaması sınav döneminde 5.51±1.80 ng/mL, sınav bitiminde 3.50±1.58 ng/mL olarak saptanmıştır (p<0.001). Öğrencilerde hedonik açlık durumu sınav dönemi ve sınavların bitiminde cinsiyete göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmaya katılan tüm öğrencilerin sınav dönemi ve sınavların bitiminde tükürük omentin 1 ve GLP 1 düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark mevcuttur (p<0.001). Omentin 1 düzeyi sınav döneminde ortalama 5.26±0.70 ng/mL iken sınav dönemi bitiminde 4.25±0.69 ng/mL olarak bulunmuştur. Sınav döneminde ölçülen GLP 1 düzeyi 129.86±6.24 ng/mL iken, sınav dönemi bitiminde 127.25±6.52 ng/mL olarak belirlenmiştir. Sigara içenlerde GLP 1 düzeyi ortanca değeri 1.5 ng/mL iken içmeyenlerde 2.3 ng/mL olarak elde edilmiştir. Öğrencilerin sınav dönemi bitiminde sigara kullanma durumuna göre sınav kaygısı ölçeği puanları ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.017). Sigara kullananlarda puan ortancası 122 iken kullanmayanlarda 110 olarak elde edilmiştir. Tüm öğrencilerin sınav döneminde fiziksel aktivite durumuna göre sınav kaygısı ölçeği puanı ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.023). Hiç egzersiz yapmayanlarda puan ortancası 116 iken haftada 3 günden fazla spor yapanlarda 128 olarak elde edilmiştir. Öğrencilerin fiziksel aktivite durumu ile hedonik açlık arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0.050). Çalışmaya katılan öğrencilerin sınav dönemlerinde uyku düzenleri ile hedonik açlığın değerlendirildiği besin gücü ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.006). Sınav döneminde düzenli uyuyabilen öğrencilerin puan ortalaması 2.95±0.54 iken, uykusu düzenli olmayanlarda puan ortalaması 3.4±0.86 olarak elde edilmiştir. Kadınlarda tükürük omentin 1, GLP 1 ve kortizol hormon düzeylerinin sınav dönemi ve sınav dönemi bitiminde ölçek ve alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0.050). Erkeklerde omentin 1 hormonu düzeyi ile sınav döneminde hedonik açlık toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve orta şiddette bir ilişki vardır (r=0.426; p=0.006). Sonuç olarak üniversite öğrencilerinin sınav dönemlerinde daha yüksek düzeyde kaygı yaşamalarının beslenme ile uyku düzeni, fiziksel aktivite ve sigara kullanımı gibi alışkanlıkları ile tükürük omentin 1, GLP 1 ve kortizol hormon düzeylerinin değişebileceğini ortaya koymaktadır. Aynı şekilde kaygıya bağlı olarak iştah (omentin 1, GLP 1) ve stres (kortizol) yönetiminde etkili hormon düzeylerini etkilemesi nedeniyle değerlendirilmesinde faydalı olabileceği düşünülmektedir. This study was conducted to investigate the effect of test anxiety on hedonic hunger, nutrition, salivary omentin 1, glucagon like peptide 1 (GLP 1) and cortisol hormone levels in university students. 80 students between the ages of 19 and 26 studying at Bayburt University were included in the study. Anthropometric measurements were taken from the students participating in the study and the questionnaire form was applied. At the beginning of the exam periods and at the end of the exams, the test anxiety scale and the food power scale were applied to the students, saliva samples and three day nutrient consumption records were taken. While the average daily energy intake of female students before the exam period was 1833.75±283.07 kcal, the average value at the end of the exam period was 1723.75 kcal. Daily dietary intake of sucrose, cholesterol, magnesium and folate was found to be higher in all students during the exam week (p<0.05). The average salivary cortisol hormone level of all students participating in the study was found to be 5.51±1.80 ng/mL during the exam period and 3.50±1.58 ng/mL at the end of the exam (p<0.001). There was no statistically significant difference in the hedonic hunger status of the students, the exam during and the completion of the exams compared to gender (p>0.05). There is a statistically significant difference between the salivary omentin 1 and GLP 1 levels of all students participating in the study (p<0.001). Omentin 1 level was calculated as 4.25±0.69 ng/mL at the end of the exam period, while the average level was 5.26±0.70 ng/mL during the exam period. The GLP 1 level measured during the exam period was 129.86±6.24 ng/mL, while it was calculated as 127.25±6.52 ng/mL at the end of the exam period. The median GLP 1 level in smokers was 1.5 ng/mL, while the median value was 2.3 ng/mL in non smokers. A statistically significant difference was found between the median values of the exam anxiety scale scores according to the smoking status of the students at the end of the exam period (p=0.017). The median score for smokers was 122, while the median score was 110 for non smokers. A statistically significant difference was found between the median values of the exam anxiety scale score according to the physical activity status of all students during the exam period (p=0.023). The median score was 116 for those who did not exercise at all, while it was 128 for those who did sports more than 3 days a week. There is no statistically significant difference between the physical activity status of the students and hedonic hunger (p>0.050). A statistically significant difference was found between the sleep patterns of the students participating in the study during the exam periods and the food power scale scores on which hedonic hunger was evaluated (p=0.006). The average score of the students who were able to sleep regularly during the exam period was 2.95±0.54, while the average score of those who did not sleep regularly was 3.4±0.86. There is no statistically significant relationship between the salivary omentin 1, GLP 1 and cortisol hormone levels in women during the exam period and the scale and sub dimension scores at the end of the exam period (p>0.05). There is a statistically significant, positive and moderate relationship between the level of the hormone omentin 1 in men and the total hedonic hunger scores during the exam period (r=0.426; p=0.006). As a result, it reveals that university students experience higher levels of anxiety during exam periods, diet, sleep patterns, physical activity and smoking habits, as well as salivary omentin 1, GLP 1 and cortisol hormone levels may change. In the same way, it is thought that it may be useful in evaluating hormone levels that are effective in the management of anxiety related appetite (omentin 1, GLP 1) and stress (cortisol).
  • Thumbnail Image
    Item
    Üniversite öğrencilerinin hedonik açlık durumlarının farklı ölçekler ile belirlenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2018) Hayzaran, Melisa; Akçil Ok, Mehtap
    Bu çalışma; orjinali "Power of Food Scale-PFS" olan "Besin Gücü Ölçeği-BGS" ile orjinali "Palatable Eating Motives Scale-PEMS" olan "Lezzetli Besinleri Tüketme Motivasyonu Ölçeği-LBTMS" ölçeklerinin Türkçe adaptasyonlarının sağlanması ve sonrasında üniversite öğrencilerinin hedonik açlık durumlarının bu ölçekler tarafından belirlenip, hedonik açlık dürtüsünü etkileyen faktörlerin etkisini ortaya çıkarabilmek amacıyla planlanmıştır. Çalışmanın örneklem grubunu, Nisan 2017- Mayıs 2017 tarihleri arasında Başkent Üniversitesinde öğrenim görmekte olan 18 yaş üzeri gönüllü, 293 kadın, 70 erkek birey olmak üzere toplamda 363 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada öncelikle hedonik açlık durumlarının belirlenmesi amacıyla geliştirilen BGS ve LBTMS ölçeklerinin Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Bu analizlerin sonucunda orijinal ölçeklerdeki tüm faktör boyutları elde edilmiştir. BGS ölçeğinin tüm maddelerinin toplam puanla korelasyonu pozitif ve 0.30’un üzerinde, LBTMS ölçeğinin ise tüm maddelerinin toplam puanla korelasyonu pozitif ve 0.25’in üzerindedir. Bu durum; her iki ölçeğin de bir bütün olarak besinlerin bireyler üzerindeki etkisini ölçebileceğini göstermektedir. BGS ölçeğinin güvenirlik katsayısı (Cronbach’s Alpha) 0.85, LBTMS ölçeğinin ise 0.88 olarak bulunmuştur. Doğrulayıcı Faktör Analizinde onaylanan BGS ölçeğinin 3 alt boyutu için güvenirlik katsayıları 0.67 ile 0.80 arasında, LBTMS ölçeğinin 4 alt boyutu için ise 0.75-0.89 arasında değişmektedir. Bu sonuçlar, ölçeklerin her bir alt boyutunun iç tutarlılığının olduğunu göstermektedir. Düzeltilmiş İyi Uyum İndeksi (Adjusted Goodness of Fit Index-AGFI) değeri BGS ölçeği için 0.97, LBTMS ölçeği için 0.91 bulunmuştur. Yaklaşık Hataların Ortalama Karekökü (Root Mean Square Residual-RMR) değeri BGS ölçeği için 0.048, LBTMS ölçeği için 0.020 bulunmuştur. Tahmini Ortalama Karekök Hatası (Root Mean Square Error of Approximation-RMSEA) değeri ise BGS ölçeği için 0.070, LBTMS ölçeği için 0.071 bulunmuştur. Saptanan bu değerler BGS ve LBTMS ölçeklerinin Türkçe’ye uyarlanmasının kabul edilebilirliğini ve uygulanabilirliğini göstermektedir. BGS ve LBTMS ölçeklerinin geçerlik ve güvenirliği tamamlandıktan sonra çalışmaya katılan üniversite öğrencilerine uygulanmış ve ölçeklerden aldıkları puanlar ile çeşitli değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Aynı zamanda, öğrencilerin beden kütle indekslerinin BGS ve LBTMS ölçekleriyle açıklanmasına yönelik çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Bu analizin sonucunda, BGS ölçeğinin alt boyutlarından sadece besin bulunabilirliği puanı BKİ üzerinde pozitif etkili olup (β=1.379), istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p=0.000). BKİ üzerinde LBTMS alt boyutlarından sosyalleşme motivasyonu ve başa çıkma motivasyonunun istatistiksel olarak önemli etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Başa çıkma motivasyon puanı arttıkça, BKİ ile pozitif doğrusal olarak artış göstermektedir (β=0.980; p=0.00). Öğrencilerin sosyalleşme motivasyon puanının BKİ üzerinde negatif etkiye sahip olduğu (β= - 0.857) ve bu etkinin istatistiksel olarak önemli olduğu sonucuna varılmıştır (p=0.000). BGS ve LBTMS, hedonik açlık, duygular ve son derece lezzetli besinlere olan ilgiyi içeren pek çok durumun olduğu ölçeklerdir. Bu ölçekler, başta obezite olmak üzere bireylerin enerji gereksinimlerinin çok ötesinde enerji alımı, bariatrik cerrahi operasyon öncesi ve sonrasında besinin birey üzerindeki psikolojik etkisinin nasıl değiştiği, aşırı yeme davranışı ve yeme kontrolünün kaybedilmesi gibi durumların altında yatan nedenlere ışık tutabilir. Bu ölçekler diyetisyenlerin hastalarının, hedonik açlık durumlarını ve lezzetli besinleri tüketmelerinin nedenlerini belirleyerek, planlanan beslenme programlarında bireylerin daha doğru yönlendirilmesinde ve beslenme alışkanlıklarının iyileştirilmesinde kullanılabilir. This study has been planned; with the aim of providing the Turkish adaptations of Power of Food Scale-PFS and Palatable Eating Motive Scale-PEMS scales, determining the hedonic hunger status of university students with those scales, revealing the impact of the factors affecting the hedonic hunger motivation. The study was conducted on 363 university students (203 female and 70 male), who are volunteers aged above 18, meanwhile studying at Başkent University between April 2017 – May 2017, constitutes the sample group of the study. Primarily in this study, validity and reliability analyses for the Turkish adaptation of BGS and LBTMS scales, developed with the purpose of determining hedonic hunger status, was made. In the results of these analyses, all factor dimensions in the original scales has been obtained. The correlation of all scale items of BGS scale with the total score is positive and above 0,30, the correlation of all scale items of LBTMS scale with the total score is positive and above 0,25. This status shows that both scales can measure the impact of food over individuals as a whole. Reliability coefficient of BGS scale (Cronbach’s Alpha) has been calculated as 0,85; of LBTMS scale, 0,88. Reliability coefficient for 3 sub-scales of BGS scale approved in Confirmatory Factor Analysis changes between 0,67 and 0,80; for 4 sub-scales of LBTMS scale, 0,75-0,89. These results show that each sub-scale of the scales has an internal consistency. Adjusted Goodness of Fit Index-AGFI was calculated as 0,97 for BGS scale, 0,91 for LBTMS scale. Root Mean Square Residual-RMR value was calculated as 0,048 for BGS scale, 0,020 for LBTMS scale. Root Mean Square Error of Approximation-RMSEA value was calculated as 0,070 for BGS scale, 0,071 for LBTMS scale. These values show the acceptability and applicability of the adaptation of BGS and LBMTS scales to Turkish. After the completion of validity and reliability of BGS and LBTMS scales; they were applied to the university students that participate in the study, relations between the score they got from the scales and other variables were examined. At the same time, a multilinear regression analysis was made in order to explain the body mass index of the students with BGS and LBTMS scales. As a consequence of this analysis, only food availability score among sub-scales of BGS scale has positive affect over BMI (β=1.379), was found statistically significant (p=0,000). It was detected that socialising motivation and coping motivation among LBTMS sub-scales have important affect on BMI. As the coping motivation score increase, BMI shows a positive linear increase with BMI. (β=0.980; p=0.00). It has been concluded; student socialising motivation score has negative affect on BMI (β=-0,857) and this affect is statistically significant (p=0,000). BGS and LBTMS are scales that include statuses such as hunger, emotions and highly delicious food. These scales can enlighten the reasons behind situations such as; caloric consumption far beyond the energetic necessity of the individual as so in the cases of obesity, before and after a surgical operation bariatric how psychological influence of food over the individual changes, over-eating behavior and loss of control eating. Determining the hedonic hunger statuses and reasons behind consumption of delicious food, these scales can be used for directing individuals in a more accurate way with planned nutrition programs and for amelioration of their eating habits.
  • Thumbnail Image
    Item
    Yatarak tedavi gören hastaların hastane yiyecek hizmetlerinden memnuniyetleri ile nutrisyonel durumlarının karşılaştırılması
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2017) Ural, Gökçen; Akçil Ok, Mehtap
    Bu çalışmanın amacı; yatarak tedavi gören hastaların yatış süreleri boyunca yiyecek hizmetleri tarafından gönderilen yemekleri tüketip tüketmediklerini, tüketmeme nedenlerini ve memnuniyetleri ile nutrisyonel durumlarını karşılaştırmaktadır. Araştırma Nisan 2016-Eylül 2016 tarihlerinde Bayındır Söğütözü Hastanesi’nde yatarak tedaviye alınan 18 yaş üstü gönüllü bireylerden oluşmaktadır. Yatan hastaların 57’si kadın 43’ü erkek olmak üzere araştırmaya toplamda 100 hasta katılmıştır. Yatan hastaların %53’ü hastaneye ameliyat olmak için yatmıştır. Hastaların %72’sinin iştahları normal bulunmuştur. Hastaların %69’u servis edilen yemekleri yeterli miktarda tüketmektedir. Nutrisyonel Risk Taraması (NRS-2002) sonucuna göre yatan hastaların sadece %10’unun nutrisyonel risk altında olduğu görülmüştür. Hastane Yiyecek Hizmetleri Hasta Memnuniyeti (HYHHM) anketinin Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Orijinal ölçekte olduğu gibi tüm değerlendirmeler 20 madde üzerinden yapılmıştır. Her boyutun faktör yükü 0.40’ın ve varyans açıklama yüzesi %30’un üzerinde olduğundan ölçeğin bu boyutlarda değerlendirebileceği sonucuna varılmıştır. Modelin uyumunun değerlendirilmesinde kullanılan tüm indeks değerleri uyumun yeterli olduğunu göstermiştir. Ölçeğin maddeler arası tutarlılığı için Cronbach Alpha Katsayısı 0.74 olarak bulunmuştur. Bu değer ölçeğin güvenilir olduğunu göstermektedir. Türkiye’de hastane yiyecek hizmetleri hasta memnuniyetini ölçmek için kullanılabilecek bir model haline getirilmiştir. Hastane Yiyecek Hizmetleri Hasta Memnuniyeti (HYHHM) alt boyut puanları arttıkça yatan hastalarda genel memnuniyet de artmaktadır (p<0.05). Kadınların %21.1’inde anksiyete, %45.6’sında depresyon; erkeklerin ise %7’sinde anksiyete %25.6’sında depresyon olduğu görülmüştür (p<0.05). Yeme alışkanlıklarını saptamak amacıyla DEBQ (The Dutch Eating Behavior Questionnaire/Hollanda Yeme Alışkanlıkları Anketi) alt boyutlarının puan ortalamaları incelendiğinde; kadınların erkeklere göre duygusal yeme durumu puanı daha yüksek iken (p<0.05) erkeklerin dışsal yeme puanlarının kadınlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Diyetisyenin görevleri arasında; hastanın günlük beslenme durumunu kontrol etmek, besin öğesi ihtiyaçlarını hastalıklarına göre ayarlamak, hastalara giden yemeklerin tepsilerini ve hastanın yemek tüketimini kontrol etmek yer almaktadır. Bunların yanında, hastane yönetimi ve diğer sağlık personelleriyle irtibat halinde kalarak hastaların yiyecek hizmetlerinden ve hastaneden memnun kalmasını sağlar. Hasta memnuniyetini sağlamak için multidisipliner çalışmanın yanında hastane yönetiminin de diyetisyenin önerilerini dikkate almalıdır. This study compares if hospitalized patients consumed the foods provided by foodservice during hospitalization periods, their reasons, satisfactions and nutritional conditions. Study population comprises of individuals over the age of 18 years who voluntarily presented to Bayindir Hospital Sogutozu between April 2016 and September 2016 and admitted to hospital for treatment. A total of 100 hospitalized patients were included in the study and 57 of them were females and 43 of them were males. Fifty-three percent of hospitalized patients were admitted to the hospital to undergo surgery. Seventy-two percent of the patients were found to have a good appetite. While 69% the patients consume sufficient of food. According to the result obtained from NRS (Nutritional Risk Screening) 2002, it was observed only 10% of hospitalized patients were at risk. As scores of Hospital Foodservice Patient Satisfaction (HFPS) subscales increase, also general satisfactions of hospitalized patients increase (p<0.05). Validity and reliability study was performed for Turkish version of Acute Care Hospital Food Service Patient Satisfaction Questionnaire (ACHFSPSQ). All assessments were performed based on 20 items as it was in original scale. Since factor loading and the percentage of variance explained were higher than 0.40 and 30%, respectively, it was concluded that the scale could be evaluated with these items. All index values used for evaluation of compliance of the model showed that version was sufficient. Cronbach’s alpha coefficient was found to be 0.74 for the internal consistency of the scale items. This value shows us that the scale is reliable. It has been brought a model that could be used to measure Acute Care Hospital Food Service Patient Satisfaction in Turkey. As the scores of ACHFSPSQ subscales increase, also general satisfaction increases among hospitalized patients (p<0.05).When conditions of experiencing hospital anxiety and depression were investigated, it was observed that 21.1% of females had anxiety and 45.6% of them had depression; 7% of males had anxiety and 25.6% had depression (p<0.05). When average scores of DEBQ (The Dutch Eating Behavior Questionnaire) subscales were investigated to determine eating habits; while emotional eating condition scores of the females were higher compared to the males (p<0.05), external eating scores of the males were found to be higher compared to the females (p<0.05). Checking daily nutritional status of the patient, adjust dietary needs of the patients according to their diseases, checking food trays brought to the patients and food consumption of the patient are among responsibilities of dietician. Additionally, he/she ensures patient satisfaction from food service and hospital by getting in touch with hospital administration and other healthcare professionals. In order to ensure patient satisfaction, hospital administration should take into consideration of dietician’s recommendations in addition to multidisciplinary work.
  • Thumbnail Image
    Item
    Yetişkin bireylerin hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi
    (Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2019) Şarahman, Ceren; Akçil Ok, Mehtap
    Hedonik açlık, metabolik ihtiyaç yokluğunda, mevcut olmayan besinlere karşı yeme isteği duyulması sonucunda, besinden zevk alma beklentisi ile ilişkili bir kavramdır. Günümüzde obezojenik yaşam tarzı ile besin tüketimi arasında dengeli ilişki kurabilmek açısından hedonik açlığın saptanması önemlidir. Bu çalışma; yetişkin bireylerin hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin etkisini göstermek amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Kasım 2018 – Ocak 2019 tarihleri arasında Bandırma ilçesinde yaşayan 18 – 65 yaş arası gönüllü 158 kadın, 157 erkek birey olmak üzere toplamda 315 yetişkin birey üzerinde yapılmıştır. Bireylerin kişisel özelliklerini, hastalıklarına ve yaşam tarzı alışkanlıklarına ilişkin bilgileri saptamak amacıyla anket formu, hedonik açlık durumlarını belirleyebilmek amacıyla Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) uygulanmıştır. Bireylerin hedonik açlık durumlarını etkileyebilecek faktörlerden bazıları ise Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİS), Barratt Dürtüsellik ve Coopersmith Benlik Saygısı Ölçekleri ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmadaki; bireylerin yaş ortalaması 37.95±12.30 yıl; kadınların Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması 24.43±5.21 kg/m2 ve erkeklerin 25.43±3.62 kg/m2’dir. Bireylerin BGÖ toplam puanı 2.68±0.73 olarak saptanmıştır. Hedonik açlık kadınlarda erkeklerden daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Çalışmada, 18 – 27 ve 28 – 38 yaş grubundaki bireylerde 39 – 48 ve ≥ 49 yaş grubundaki bireylere göre hedonik açlık daha yüksektir (p<0.05). Hedonik açlık BKİ gruplarına göre farklıdır, BKİ arttıkça hedonik açlık artmaktadır ancak bu çalışmada BKİ grupları ile hedonik açlık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerin BGÖ toplam puanı ve alt faktör puanları arttıkça gece uykudan kalkıp atıştırmalık tüketimlerinin arttığı görülmektedir (r=0.253; p<0.001). Hedonik açlığı olan bireylerde zayıflama diyeti uygulama sayısının daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). ABİS ölçeği toplam ve alt faktör puan ortalamalarının hedonik açlığı olan bireylerde hedonik açlığı olmayan bireylerden daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çikolata ve çikolatalı ürünler, kremalı pasta ve pastane ürünleri, cips, fast-food yiyecekler, patates kızartması, ekmek çeşitleri, makarna, hamur işleri ve dondurma tüketme isteği ile BGÖ puanı arasındaki pozitif ilişki istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin ABİS toplam puanı ve alt faktör puanları arttıkça (r=0.649; p<0.001), Barratt dürtüsellik toplam puanı ve alt faktör puanları arttıkça (r=0.196; p<0.001), Coopersmith benlik saygısı toplam puanı arttıkça (r=0.060; p>0.05) hedonik açlığın da pozitif yönde arttığı saptanmıştır. Sonuç olarak hedonik açlıkla ilişkili çevresel besin ipuçlarına duyarlılıkta farklılıklara neden olan yaş, cinsiyet, BKİ gibi bireysel farklılıklar; bireylerin yaşamış oldukları aşırı besin istekleri, fiziksel aktivite, atıştırmalık tüketme, diyet uygulama durumları ile literatürde olmayan dürtüsellik ve benlik saygısı gibi psikolojik faktörlerin besin alımına yönelik motivasyonlar ile hedonik açlığı etkilediği ilk kez ortaya konulmuştur. Hedonik açlığa yol açan faktörlerin belirlenmesi bireye özgü planlanan beslenme programlarında doğru yönlendirmeler yapılmasına, beslenme alışkanlıklarının iyileştirilmesine, homeostatik ve hedonik açlığın sinyallerinin daha doğru anlaşılarak bilişsel davranışçı terapiler ile obezitenin önlenmesi ve tedavisine yönelik başarının artırılmasına katkı sağlayacaktır. Bu çalışma hedonik açlık ve hedonik açlığa etki eden faktörler üzerinde yapılan ilk çalışma olması nedeniyle önem taşımaktadır ve bu konuda yapılacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. In the absence of metabolic necessity, hedonic hunger refers to the appetite for food, as a result of desire to eat against non-available foods, and it is important to determine hedonic hunger to establish a balanced relationship between food consumption and obesogenic lifestyle. This study was planned to elucidate the effect of factors affecting hedonic hunger status of adult individuals. The study was conducted on a total of 315 adult individuals, 158 female and 157 male, aged between 18 and 65 years living Bandırma between November 2018 and January 2019. A questionnaire was applied to determine the personal characteristics, diseases and lifestyle habits of individuals. The Power of Food Scale (PFS) was applied to determine the hedonic hunger status of individuals. Some of the factors that may affect the hedonic hunger of individuals were assessed by the Food Craving Questionnaire (FCQ), Barratt Impulsiveness Scale-11 (BIS-11) and Coopersmith Self-Esteem Scale. Anthropometric measurements of individuals were taken based on the declaration. In this study, the mean age of individuals was 37.95 ± 12.30 years. The mean Body Mass Index (BMI) of women 24.43±5.21 kg/m2 and 25.43±3.62 kg/m2 for men. The PFS total score of the individuals was found to be 2.68 ± 0.73 points. Hedonic hunger was more common in women than men. (p<0.05). In this study, hedonic hunger is higher in individuals between the ages of 18 - 27 and 28 - 38 compared to 39 - 48 and ≥ 49 age group (p<0.05). Hedonic hunger differs according to BMI groups, hedonic hunger increases as BMI increases, but no significant relationship was found between BMI groups and hedonic hunger in this study (p>0.05). It was observed that the individuals who took part in the study increased the total score and the sub-factor scores of the study, so the nightly sleep and snack consumption increased (r=0.253; p<0.001). It was determined that the number of weight loss diet regimens was higher in individuals with hedonic hunger (p<0.05). The ABIS scale total and sub-factor mean scores were higher in individuals with hedonic hunger than those without hedonic hunger (p<0.05). Chocolate and chocolate products, cream cake and pastry products, chips, fast-food, fried potatoes, bread types, pasta, pastries and ice cream consumption and the positive correlation between the PFS score was found statistically significant (p<0.05). As the ABIS total score and the sub-factor scores of the individuals participating in the study increased (r=0.649; p<0.001), as Barratt impulsivity total score and sub-factor scores increased (r=0.196; p<0.001), as the total score of Coopersmith self-esteem increased (r=0.060; p>0.05), hedonic hunger increased positively. As a result, individual differences such as age, gender, BMI, which lead to differences in susceptibility to environmental nutritional cues associated with hedonic hunger; it has been shown for the first time that psychological factors such as excessive nutrient requirements, physical activity, consumption of snacks, diet and the psychological factors such as impulsivity and self-esteem affect the hedonic hunger. Determining the factors that lead to hedonic hunger will contribute to correct orientation in the individual nutritional programs, to improve nutritional habits, to better understand the signals of homeostatic and hedonic hunger, and to increase the success in the prevention and treatment of obesity by cognitive behavioral therapies. This study is important because it is the first study on the factors affecting hedonic hunger and hedonic hunger and there is a need for further studies.

| Başkent Üniversitesi | Kütüphane | Açık Bilim Politikası | Açık Erişim Politikası | Rehber |

DSpace software copyright © 2002-2026 LYRASIS

  • Privacy policy
  • End User Agreement
  • Send Feedback
Repository logo COAR Notify