Repository logo
Communities & Collections
All of DSpace
  • English
  • العربية
  • বাংলা
  • Català
  • Čeština
  • Deutsch
  • Ελληνικά
  • Español
  • Suomi
  • Français
  • Gàidhlig
  • हिंदी
  • Magyar
  • Italiano
  • Қазақ
  • Latviešu
  • Nederlands
  • Polski
  • Português
  • Português do Brasil
  • Srpski (lat)
  • Српски
  • Svenska
  • Türkçe
  • Yкраї́нська
  • Tiếng Việt
Log In
New user? Click here to register.Have you forgotten your password?
  1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "Özyılkan, Özgür"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 5 of 5
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • Thumbnail Image
    Item
    Hepatasolüler karsinomada Cox-2 ifadesi ve hastalığın klinik özellikleri ile ilişkisi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2007) Yıldırım, Yeşim; Özyılkan, Özgür
    Yakın zamanda yapılan çalısmalarda siklooksijenaz-2 ( COX-2) enzim sisteminin aktivasyonunun hepatokarsinogenezde rolü olabileceği söylenmektedir. Ancak hepatoselüler karsinomda (HCC) COX-2 ifadesinin klinik önemi tam olarak belli değildir. Bu çalısmada hepatit B ve hepatit C virus iliskili HCC’lu hastalarda ve etiolojisi bilinmeyen HCC’lu hastalarda COX-2 ifadesi ve COX-2 ekspresyonunu klinik anlamı incelendi. COX-2 ifadesi immünhistokimyasal olarak HCC’lu 31 hastanın ( 27 erkek ve 4 kadın, 48-75 yas aralığında) karaciğer dokularında analiz edildi. Bu hastalardan 19’u hepatit B pozitif iken 6 hasta hepatit C pozitifti ve 6 hastada tüm viral belirteçler negatifti ve etiolojik faktörler tespit edilmedi. Altı hasta lokal tedaviler alırken (transarteriel kemoembolizasyon ya da radyofrekans ablasyon) 13 hastaya transplantasyon uygulandı, 4 hastaya cerrahi rezeksiyon yapıldı. Yedi hastaya palyatif tedavi verildi. Sadece 1 hasta sistemik kemoterapi aldı. Viral belirteçleri pozitif ya da negatif olan tüm HCC örneklerinde COX-2 ifadesi saptandı. HCC etiolojisi ile COX-2 ifadesi arasında bir iliski saptanmadı. COX-2 ifadesi ile lezyonların sayısı ya da tümörün derecesi arasında bir iliski saptanmadı. COX-2 ifade derecesi <%5 olan hastalarda ortanca sağ kalım 32 aydı. COX-2 ifadesi >%5 olan hastalarda ortanca sağ kalıma ulasılamadı. COX-2 ifade derecesi ile sağ kalım arasında bir iliski bulunmadı (p=.72). COX-2 sistemi hepatokarsinogenezde hastalığı baslatan faktörlerden bağımsız ortak bir bölüm olarak görülmektedir. COX-2 ifadesi hastaların sağ kalımı ile iliskili görülmemekle birlikte bu sistemi hedefleyen tedavilerin HCC tedavisinde ve transplantasyon sonrası tekrarları önlemede makul bir yeri olabileceğini göstermektedir.
  • Thumbnail Image
    Item
    Hepatosellüler karsinomda tedavi yaklaşımları
    (Hematoloji Onkoloji Dergisi ,18 ,4 ,248-253, 2008) Yıldırım, Yeşim; Özyılkan, Özgür; Karakayalı, Hamdi; Haberal, Mehmet
    Hepatosellüler karsinoma (HCC) özellikle viral hepatit insidansı yüksek olan Asya ve Uzak Doğu'da sık görülen bir tümördür. Viral hepatitlere bağlı kronik karaciğer hastalığı zemininde gelişen HCC da tedavi gerektiren sadece tümörün kendisini değil aynı zamanda altta yatan karaciğer hastalığıdır. Cerrahi rezeksiyon, küratif bir yöntem olmasına rağmen sirozun varlığı hastaların %90'nında rezeksiyona engel olmaktadır. Bununla beraber sıklıkla yaygın ya da çoklu lezyonlara rastlanıldığı için, hastalar küratif rezeksiyona uygun olmamaktadırlar. Karaciğer transplantasyonu hem altta yatan kronik karaciğer hastalığının tedavisinde hem de HCC tedavisinde kür sağlayıcı bir tedavidir, merkezimizde genişletilmiş kriterlerle yapılan karaciğer transplantasyonlarda oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır. Cerrahi girişime uygun olmayan hastalarda lokal ablatif tedaviler gündeme gelmektedir. Transarteriel kemoembolisazyon (TACE), perkütan alkol enjeksiyonu (PAE) ya da radyofrekans ablasyon (RF) sık kullanılan yöntemler olup, küçük solid lezyonlarda etkili olabilmektedir. Ekstrahepatik yayılım varlığında, cerrahi rezeksiyona uygun olmayan hastalarda sistemik kemoterapiler kullanılmaktadır. Sisplatin, doksorubisin, etoposit ve 5-Florourasil gibi pek çok ilaç tek başına yada kombine olarak kullanılmış ancak yanıt oranları %8-18 ile sınırlı kalmıştır. Sisplatin, interferon-alfa-2b, doksorubisin ve 5-florourasil (PIAF) kombinasyonu ile bu grup hastalarda yüksek yanıt oranı elde edilmiş olmasına rağmen doksorubisinle karşılaştırıldığında sağ kalım avantajı sağlamadığı görülmüştür. Ciddi morbiditesi olması nedeniyle bu kombinasyonun henüz standart olarak kabul edilmemektedir. Son yıllarda HCC da etkinliği gösterilen bir ajanda, Raf kinaz inhibitörü olan sorafenibdir. Faz III çalışmada plaseboya karşı anlamlı olarak sağ kalım avantajı sağladığı gösterildiğinden dolayı, sorefenib HCC'un tedavisinde umut verici gibi görünmektedir. Hepatocelluler carcinoma is common especially in Asia and Far East where the incidence of viral hepatitis is very high. Treatment of HCC includes the treatment of underlying chronic liver disease caused by viral hepatitis and the tumor itself. Although, surgical resection is the curative treatment procedure for the disease, presence of cirrhosis hinders the resection at about 90% of patients. Besides, owing to diffuse and multiple lesions, most of the patients are not suitable for the curative resection. Liver transplantation can cure both the underlying chronic liver disease and the HCC. Liver transplantation are performed according to expanded criteria and successful results have been obtained at our center. Local and ablative treatments are put on to the agenda in patients whom are not suitable for surgical intervention. Transarterial chemoembolisation (TACE), percutaneous alcohol injections (PAI) and radiofrequency ablation (RF) are the most common procedures that are effective in small solitary lesions. Systemic chemotherapies are used in the case of extrahepatic dissemination or in patients with unresectable disease. Cisplatin, doxorubicin, etoposite and 5-flourouracil have been used both as a single agent and in combinations but the response rates are limited between 8 to 18%. In this group of patients although the higher response rate was achieved with the combination of cisplatin, interferon-?-2b, doxorubicin and 5-flourouracil (PIAF), no survival advantage was obtained when compared with doxorubicin. This combination has not been accepted as a standard because of its severe morbidity. Recently sorefenib, a Raf kinase intibitor, was shown to be effective in HCC. Owing to survival advantage in a phase III trial when comparing to placebo, sorefenib seems to be proming agent in HCC.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Küçük hücre dışı akciğer karsinomu tanısı alan hastalarda patolojik alt grup analizi ve sağkalım üzerine olan etkileri
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2013) Karadeniz, Cemile; Özyılkan, Özgür
    Amaç: Dünyada kansere bağlı ölümlerin en sık nedeni akciğer kanseridir. Küçük Hücre Dışı Akciğer Kanserinin (KHDAK) adenokarsinoma histolojik alt grubunun sıklığı giderek artmaktadır. KHDAK’ nin histolojik alt grubundaki artış oranı ile sağkalım üzerine olan etkilerine bakmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2006-Aralık 2011 tarihleri arasında KHDAK tanısı histopatolojik olarak kanıtlanmış 493 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, başvuru şikayetleri, hastalığın evresi, hangi tanısal işlem uygulandığı, alt grup analizi için kullanılan TTF-1 ve CK-20 belirteç durumları, hastalığın primer bölgesi, hangi tedavinin uygulandığı, ölüm ve progresyon sürelerine retrospektif olarak bakıldı. Bulgular: Hastaların %86,4’ ü erkek, %13,6’ sı kadın ve ortanca yaş 60 idi. Hastaların %90,5 sigara kullanmıştı. KHDAK’ nin kadınlarda sıklığının giderek arttığını (p=0,024) ve adenokarsinomanın en sık görülen histolojik alt grup olduğunu (%44,9) tespit ettik. Performansı iyi olan, erken evrede tanı alan ve adenokarsinoma histolojisine sahip hastaların sağkalımını daha iyi (p<0,05) bulduk. Yıllara göre sağkalım oranının arttığını (p=0,011) tespit ettik. TTF-1 pozitifliğinin de yıllara göre arttığını ve kadınlarda sıklığının daha fazla (p<0,05) olduğunu saptadık. Cinsiyetin, yaşın, TTF-1 pozitifliğinin, primer tümör yerleşim yerinin sağkalıma etkisi olmadığını saptadık (p>0,05). Sonuç: Günümüzde adenokarsinoma sıklığı, kadınlarda görülme ve sağkalım oranları giderek artmaktadır. Elde ettiğimiz veriler tüm dünyada yapılan sağkalım ve histolojik alt grup analizleri ile benzer olarak değerlendirildi.
  • Thumbnail Image
    Item
    Küçük hücreli olmayan akciğer kanserli hastalarda C-erbB-2 onkojen ifadesinin prognostik önemi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2007) Çalışkuşu, Züleyha; Özyılkan, Özgür
    Küçük hücreli olmayan akciğer karsinomlu (KHOAK) hastaların % 30’undan fazlasında, c-erbB-2 proteininin olduça fazla eksprese edildiği ve bunun da kötü prognoz ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Araştırmamızda, KHOAK’li hastaların doku örneklerinde immünohistokimyasal yöntem ile c-erbB-2 ekspresyonunu ve bunun sağkalım üzerine olan etkisinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya KHOAK tanısı olan 89 hasta alındı. Hastalara ait tümör preparatlarından immünohistokimyasal boyanma için uygun olanları, seçilerek immünohistokimya işlemi uygulandı. Şiddetli boyanma (3+), orta şiddette kesintili boyanma (2+), ve soluk kesintili boyanma (1+), membran boyanması göstermeyen (–) olarak kabul edildi. Çalışmaya alınan 89 hastanın 84’ü (%94,4) erkek, 5’i (%5,6) kadındı. Hastaların yaş ortalaması; c-erbB-2 (-) olanların 60 (35-78), c-erbB-2 (+) olanları ise 62 (47-77) idi. Hastaların KHOAK hücre tiplerine göre dağılımında; 45 (% 50,6) hasta adenokarsinom, 32 (%36) hasta epidermoid karsinom, 12 (% 13,5) hasta NSCLC idi. Toplam 89 hastanın 18 (% 20,2)’inde c-erbB-2 pozitif bulundu. 3 (% 3,4)’ünde (+), 13 (% 14,6)’ünde (++), 2 (% 2,2)’sinde (+++) idi. Sağkalım süreleri Kaplan-Meier analizine göre değerlendirildiğinde c-erbB-2 (-) hastaların ortanca sağkalım süresi 13 ay % 95 CI (10- 15), c-erbB-2 (+) olan hastaların, sağkalım süresi ise 6 ay % 95 CI (2-10) olarak bulundu ve sonuç istatistiksel olarak anlamlıydı p=0.022. C-erbB-2 pozitifliği ile klinik evre arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmadı p=0,798. C-erbB-2 pozitifliği ile histoloji arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmadı p=0,13. Cox regresyon analizinde sağkalıma etki eden faktörler (c-erbB-2, patoloji, evre) değerlendirildiğinde, c-erbB-2 ve klinik evrenin sağkalım üzerine etkilerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlendi. CerbB- 2 (+) olanların ölüm riski c-erbB-2 (-) olanlara göre 1,96 kat daha fazla % 95 CI (1,08-3,54) bulundu p=0,26. Sonuç istatiksel olarak anlamlı idi. İleri evre hastaların ölüm riski, erken evredeki hastalara göre 4 kat daha fazla % 95 CI (1,6-10,3) bulundu p=0,001. Sonuç olarak, literatür bilgileri ile uyumlu olarak c-erbB-2 aşırı ekspresyonunun KHOAK’de kötü prognozun bir belirleyicisi olduğu sonucuna vardık.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Metastatik kolorektal karsinomlu hastalarda bevacizumab kullanımının hipertansiyon gelişmesi ve serum vasküler endotelyal büyüme faktörü, nitrik oksit, anjiyotensin II düzeyleri üzerindeki etkisi ve tedaviye yanıt ile olan ilişkisi
    (Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2012) Sümbül, Ahmet Taner; Özyılkan, Özgür
    Kolorektal kanser dünya genelinde en sık görülen üçüncü kanser olup akciğer kanserinden sonra en sık ölüme yol açan kanserdir(1,2,3) Kanserden ölümlerin yaklaşık %10’nunu oluşturur. Son 20 yılda tarama programları, tanısal yöntemlerdeki, moleküler onkolojide gelişmeler, daha etkin sitotoksik kemoterapiler, hedefe yönelik tedaviler ve kişiye özgü tedavilerin ortaya çıkması ve daha yaygın kullanılmasıyla kolorektal kansere bağlı ölüm sıklığı belirgin olarak azalmıştır. Bu tedavilerden birisi olan bevacizumab her ne kadar bir sitostatik kemoterapi olmasa da mortaliteyle sonuçlanabilecek yan etkilere sahip bir moleküldür. Prognostik ve prediktif belirteçlerin hem sonlanım hem tedaviye yanıtın öngörülmesi hem de toksisitenin engellenmesi açısından önem kazandığı günümüzde biz de bevacizumab kullanan metastatik kolorektal kanserli hastalarda bevacizumab tedavisinin tedavi öncesi ve tedavinin 3. ayında serum VEGF, Nitrik Oksit (NO) ve Anjiyotensin (Ang II) düzeyleri üzerindeki etkisine ayrıca bu durumun hipertansiyon gelişimiyle arasındaki ilişkisini ve tümör yanıtıyla olan ilişkisini araştırdık. Çalışmaya Başkent Üniversitesi Adana Uygulama Araştırma Merkezinde takip edilen 24 metastatik kolorektal kanserli hasta dahil edildi. . Hastaların 15’i (%62,5) erkek, 9’u (%37,5) kadındı. VEGF düzeyleri arasındaki değişim istatiksel olarak anlamlı olarak düşme eğilimi şeklinde saptanırken(p= 0,009), NO ve ANG II düzeyleri açısından istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. 6 siklus tedavi sonrası VEGF düzeyleri tümör cevabıyla ilişkili olarak saptandı. (p= 0,014) Hastalar hipertansiyon gelişimi yönünden incelendiğinde 1 hastada (%4.2) hipertansiyon gelişmezken, 5 hastada (%20.8) prehipertansiyon, 15 hastada (%62.5) evre 1 hipertansiyon ve 3 hastada (%12.5) evre 2 hipertansiyon geliştiği saptandı. Proteinüri yönünden incelendiğinde 6 doz tedavi sonrası hastaların 6’sında (%25) mikroalbumüniri geliştiği gözlendi. Genel olarak progresyonsuz sağ kalım ortancası 18.1 ay olarak bulundu. Hiçbir parametrenin hastalıksız sağ kalımla ilişkisi saptanmadı (p> 0.05). Sonuç olarak 6 siklus tedavi sonrası serum VEGF düzeyleri tümör cevabıyla ilişkiliyken, VEGF, NO ve ANG II düzeyleri veya hipertansiyon gelişimi progresyonsuz sağ kalımla ilişkili değildir. Bu konuda daha kesin sonuçlar için daha büyük hasta gruplarında yapılacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.

| Başkent Üniversitesi | Kütüphane | Açık Bilim Politikası | Açık Erişim Politikası | Rehber |

DSpace software copyright © 2002-2026 LYRASIS

  • Privacy policy
  • End User Agreement
  • Send Feedback
Repository logo COAR Notify