Repository logo
Communities & Collections
All of DSpace
  • English
  • العربية
  • বাংলা
  • Català
  • Čeština
  • Deutsch
  • Ελληνικά
  • Español
  • Suomi
  • Français
  • Gàidhlig
  • हिंदी
  • Magyar
  • Italiano
  • Қазақ
  • Latviešu
  • Nederlands
  • Polski
  • Português
  • Português do Brasil
  • Srpski (lat)
  • Српски
  • Svenska
  • Türkçe
  • Yкраї́нська
  • Tiếng Việt
Log In
New user? Click here to register.Have you forgotten your password?
  1. Home
  2. Browse by Author

Browsing by Author "Özdamar, Betül Bilge"

Filter results by typing the first few letters
Now showing 1 - 7 of 7
  • Results Per Page
  • Sort Options
  • No Thumbnail Available
    Item
    21. Yüzyıl ile değişen yemek yeme pratikleri ve iç mekân biçimlenişleri
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Akkülah Köroğlu, Esra; Özdamar, Betül Bilge
    Beslenme, insanların en temel biyolojik ihtiyaçlarından biridir ve açlık hissini gidermek için yeme ve içme ihtiyacı duyması ilkçağlardan beri küresel bir olgudur. Fakat toplumların sosyal özellikleri ile bulundukları coğrafyaların birbirinden farklı olması; yemek yeme şekli, zamanı ve yiyecek-içecek tercihini etkilemiştir. Bu nedenle tarihsel süreç içerisinde yaşanan ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak beslenme, zorunlu bir ihtiyaç olmaktan öte kültürel bir anlam kazanmıştır. Bu kapsamda yemek kültürü; ateşin kontrol altına alınması, avcılık stratejilerinin geliştirilmesi, evcilleştirme, tarımsal üretimin başlaması, sanayi devrimi ve dünya savaşları gibi süreçlerden etkilenerek değişim ve gelişim göstermiştir. Beslenme ihtiyacı ilkçağlardan beri insanların içinde bulundukları çevre ile etkileşime girerek hem çevreyi tanımasına hem de ihtiyaç ve beklentilerine göre şekillendirmesine neden olmuştur. Bu nedenle beslenme ihtiyacının, tarihsel süreç içerisinde yaşanan; ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak kültürel bir anlam kazanması yemek yeme mekânının da değişim ve gelişim göstermesine ve 21. yüzyılın eşiğinde yemek yeme mekânının toplumsal etkileşimin en yaygın olduğu fiziksel mekânlar haline gelmesine neden olmuştur. Bu kapsamda araştırmanın amacı 21. yüzyıl ile değişen yemek kültürünün ve yeme içme iç mekân biçimlenişine etkisinin araştırılmasıdır. Araştırma sonucunda insanların beslenme ihtiyacının yanı sıra “ait olma”, “mahremiyet”, “sosyal ilişki kurma”, “konfor” ve “statü” ihtiyacını da giderdiği fiziksel mekân haline dönüşen yeme içme iç mekân biçimlenişinin; ekonomik, seri üretim, teknoloji ve iletişim, politik ve siyasi ile toplumsal, sosyal ve kültürel faktörler etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra yakın çevre, giriş alanı, yemek salonu, mutfak ve yardımcı alanlar (ofis, depo, tuvalet) gibi bölümlerden oluştuğu ve bu bölümlerin tasarımı yemek yeme mekânının konforu ve kullanılabilirliği açısından önem arz ettiği araştırma kapsamında ulaşılan diğer sonuçtur. Nutrition, one of the most basic biological needs of humans and the need to eat and drink to satisfy the feeling of hunger has been a global phenomenon since ancient times. But, the differences between the social characteristics of the societies and the geographies in which they are located; eating style, affected time and food-beverage preference. So, depending on the economic, social and technological developments experienced in the historical process, nutrition has gained a cultural meaning rather than a compulsory need. In this context, food culture; It has changed and developed by being affected by processes such as controlling fire, developing hunting strategies, domestication, starting agricultural production, industrial revolution and world wars. The need for nutrition has caused people to interact with the environment they live in since ancient times, and to know the environment and shape it according to their needs and expectations. So, the need for nutrition, experienced in the historical process; Gaining a cultural meaning depending on economic, social and technological developments has caused the place of eating and drinking to change and develop, and at the turn of the 21st century, the place of eating and drinking has become the physical places where social interaction is most common. In this context, the aim of the research is to investigate the effect of the changing food culture with the 21st century and the shaping of the eating and drinking interior. As a result of the research, the formation of the food and beverage interior, which has turned into a physical space where people meet their nutritional needs as well as their "belonging", "privacy", "social relations", "comfort" and "status" needs; It has been concluded that economic, mass production, technology and communication, political and political and social, social and cultural factors are affected. In addition, it is another conclusion reached within the scope of the research that it consists of sections such as the immediate environment, entrance area, dining hall, kitchen and auxiliary (office, warehouse, toilet) areas and the design of these sections is important for the comfort and usability of the eating and drinking area.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Kentsel mekân oluşumunda meydanlar: Ankara ulus meydanı örneği incelemesi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Kalaycı, Elçin; Özdamar, Betül Bilge
    Günümüzde nüfusun hızla artması ve teknolojinin ilerlemesi sonucu; kentli insan ile kentsel sosyal mekânlar arasındaki ilişkiye dayalı ve farklı fonksiyonlara hizmet eden kentsel mekânlar oluşmaktadır. Meydanlar insanların bir araya gediği, aktivitelerde bulunduğu ve vakit geçirdiği, kentin önemli odak noktalarıdır. Çalışma kapsamında kentsel mekân olarak yer alan kent meydanlarındaki mekân oluşum değerlerinin fiziksel, sosyal, kültürel boyutları, kimlik ve işlevsellik ögeleri ile ele alınarak mekânsal değer karşılıklarının okunmuştur. Meydanların tarihi gelişimi ve tipolojileri, “Erken Cumhuriyet Dönemi” ile sınırlandırılarak, meydan olgusu tartışılmıştır. Meydan yaklaşımları, ele alınış biçimlerine göre örnekler üzerinden incelenmiştir. Meydanlarda, “kentsel mekânı” oluşturan etken faktörler araştırılmıştır. Meydanlar ve kentsel mekân ilişkisi açısından bir yaklaşım ve ele alış biçimi belirlenerek ortak okumaları yapılmıştır. Çalışma verileri, “Ankara Ulus Meydanı” üzerinden değerlendirilmiştir. Değerlendirme; çalışmada belirlenen kentsel mekânı oluşturan ögeler üzerinden, meydanların kentsel mekân yaklaşımları oluşturulmuş ve Ankara “Ulus Meydanı” üzerinden örnekler incelenerek yapılmıştır. Today, as a result of the rapid increase in population and the advancement of technology, urban spaces are formed based on the relationship between urban people and urban social spaces and serving different functions. Squares are important focal points of the city, where people gather, engage in activities and spend time. Within the scope of this study, physical, social, cultural dimensions, identity and functionality elements of spatial formation values in urban squares as urban spaces were discussed and spatial value equivalents were read. The historical development and typologies of the squares are restricted to the “early republican period” and the fact of the Square has been discussed. The approaches to the challenge were examined through examples according to the way they were dealt with. In the squares, the factors that make up the “urban space” were investigated. In terms of the relationship between squares and urban space, an approach and a way of handling were determined and their joint readings were made. The study data was evaluated on” Ankara Ulus Square". Evaluation; the urban space approaches of the squares were constructed through the components that make up the urban space identified in the study and examples were made through Ankara “Ulus Square”.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Sağlıklı yaşam tesislerinde iyileşmeyi destekleyici terapötik tasarım taklaşımı
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Özer, Nil; Özdamar, Betül Bilge
    Modern yaşamın bir getirisi olan modern kentlerde artan nüfus; şehirde yoğunluk artışı, betonlaşma, doğadan uzaklaşma ve ekolojik sorunları beraberinde getirmiştir. Yaşanan bu değişimler bireyler üzerinde stres oluşumunu artırmakta, bireylerin hem psikolojik hem de fizyolojik sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bunlara ek olarak yakın zamanda Covid-19 salgınıyla birlikte birçok insan sağlığını kaybetmiştir. Yaşanan pandemi süreciyle birlikte dünya genelinde bilinçlenme artarak, sağlığa yönelik hem bireysel hem kamusal farkındalık sağlanmış ve sağlık harcamalarında artış yaşanmıştır. Bu çerçevede sağlıklı yaşam tesisleri ve sağlık kazanımına yönelik farklı yaklaşımlar gittikçe artan bir talep görmektedir. Sağlıklı yaşam tesisleri şehir karmaşasından uzak ve doğayla iç içe bir ortamda; medikal, estetik, spa, sağlıklı beslenme, spor gibi birçok farklı hizmeti tek çatı altında toplayarak bütüncül bir yaklaşım sağlaması ve kişisel tedavi planları sunmasıyla öne çıkmaktadır. Bireylerin sağlıklarını korumak ve geliştirmek hedefleriyle başvurdukları bu yapılarda, iyileşme deneyiminin geliştirilmesi adına mekânsal tasarım önem kazanmaktadır. Kullanıcı sağlığını ve iyileşme sürecini geliştirmeyi hedefleyen ve sağlık mekânlarına odaklanan ‘Terapötik Tasarım’, bu süreç içerisinde öne çıkan ve sağlık mekanlarına yönelik tasarım değerlerine etkisi olan yaklaşımları içermektedir. Bireylerin stresini en aza indirmeye ve dolayısıyla iyileşme sürecini olumlu yönde etkilemeye yönelik terapötik tasarım temelli mekânsal özelliklerin belirlenmesi ve sağlıklı yaşam tesisleri iç mekânları kapsamında mekânsal uygulamaların ortaya konulması çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Alanında öne çıkan ve tesis tasarımında mekânın iyileştirici etkisinin kullanıldığı belirten örnek tesisler; literatür taraması sonucu belirlenen terapötik mekân özellikleri, mekânsal organizasyon ve mekânsal işlevler açısından değerlendirilmiştir. The increasing population in modern cities, which is a consequence of modern life, has brought with it increased density, concretization, distancing from nature and ecological problems in the city. These changes increase stress on individuals and negatively affect both the psychological and physiological health of individuals. In addition to these, many people have recently lost their health with the Covid-19 pandemic. People have realized the value of their health with the pandemic, and health expenditures have increased worldwide. Today, wellness facilities, which are among the more frequently visited health structures and offer individuals the opportunity to improve their health both psychologically and physiologically within a holistic approach, are in increasing demand. Wellness facilities are become prominent by gathering many different services such as medical, aesthetic, spa, healthy nutrition, sports under one roof and offering personalized treatment plans in an environment away from the chaos of the city and surrounded by nature. Spatial design becomes important in order to improve the healing experience in these buildings where individuals apply to protect and improve their health. 'Therapeutic Design', which aims to improve user health and the healing process and focuses on health spaces, includes approaches that stand out in this process and have an impact on design values for health spaces. The aim of the study is to identify therapeutic design-based spatial features to minimize the stress of individuals, and thus positively affect the healing process and to reveal spatial applications within the scope of wellness facility interiors. Sample facilities that stand out in the field and where the healing effect of space is used in facility design were evaluated in terms of therapeutic space features, spatial organization, and spatial functions that determined as a result of the literature review.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Tüketim kültüründe endüstriyel mobilya tasarımı ve iç mekan temsliyeti : IKEA yazılı belleği
    (Başken Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Seyhan, Tuğçe; Özdamar, Betül Bilge
    Endüstrileşmenin 19.yy’da gelişmesi ile tüm dünyada meydana gelen ekonomik ve toplumsal değişimler, sanayi, teknoloji ve yaşam biçimlenişlerinde yeni bir düzene zemin hazırlamıştır. Bu gelişmeler doğrultusunda mobilya sektöründe yaşanan değişimler bütün dünyayı etkileyecek düzeyde olmuştur. Tüketim kültürü ortaya çıkmış ve tüketim toplumu oluşmuştur. Teknoloji ile gelişen seri üretimin ortaya çıkması, modül mobilya anlayışının benimsenmesi ile sonuçlanmıştır. Modüler kullanım anlayışı ve seri üretimin hızla uygulanması, mobilya sektörü üzerinde de etkisini göstermiş ve modüler mobilya üretimi ve kullanımı yaygınlaşmıştır. Çalışmanın amacı; teknoloji ve endüstriyel gelişimlerin, sosyal-ekonomik ve toplumsal oluşum ve değişimlerin paralelinde, konut içi endüstriyel mobilya kullanımının, yazılı belgeler üzerinden tasarım eğilimleri ile olan ilişkisinin incelenmesidir. Kullanıcıların toplum içindeki statülerinin bir göstergesi olan kişisel alanlarında kullandıkları mobilya ve tasarım kararları, aynı zamanda sosyal bir temsiliyete dair özelliği de içinde barındırmaktadır. Seri üretim mobilyası ve mobilyanın kullanıcının kişisel alanlardaki kullanım tercihleri, sosyal bir varlık olarak kullanıcıları üzerinde yönlendirici bir etkiye sahip olmaktadır. Bu çalışmada seri üretim mobilya ürün tasarımlarının, teknolojik, toplumsal ve kültürel olaylar paralelinde okumaları yapılarak, farklı temsiliyetlerin yazılı bellek değeri taşıyan IKEA katalogları üzerinden incelenmesi yapılmıştır. With the development of industrialization in the 19th century, the economic and social changes that took place all over the world paved the way for a new order in industry, technology and lifestyle. In line with these developments, the changes in the furniture industry have been at a level that will affect the whole world. A consumption culture has emerged and a consumer society has been formed. The emergence of mass production developed with technology has resulted in the adoption of the modular furniture concept. The concept of modular use and the rapid implementation of mass production have also shown their effect on the furniture industry, and the production and use of modular furniture has become widespread. The aim of the study is to examine the relationship between the use of domestic type industrial furniture and design trends through printed documents in parallel with technology and industrial developments, social-economic and social formations and changes. Furniture and design decisions that users use in their personal spaces, which are an indicator of their status in society, also contain a feature of social representation. Mass production furniture and the user's preferences for use in personal areas have a guiding effect on its users as a social entity. In this study, mass production furniture product designs were read in parallel with technological, social and cultural events, and different representations were examined through IKEA catalogs, which have printed engram value.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Uluslararası havalimanları bekleme alanlarında kullanıcı-mekân etkileşimi ve iç mekân biçimlenişi: Uluslararası İstanbul havalimanı örneği
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Genç, Eda; Özdamar, Betül Bilge
    Toplu kullanım alanları olan uluslararası havalimanları, ülkelerin önemli yapılarının başında gelen, kullanıcı sayısı yüksek iç mekân oluşumlarıdır. Uluslararası havalimanları küresel dünyadaki insan hareketliliğine bağlı olarak farklı ülkelerden insanların bir araya geldiği duraklardan biridir. Bu yapılar kullanıcı sayısı yüksek olan büyük ölçekli, karmaşık planlama ve mekânsal dinamiklere sahip iç mekânlar olmaları nedeniyle, günümüz dünyasında kullanıcı etkileşimli olarak sürekli gelişim ve değişim gösteren mekânlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Hava ulaşımı günümüzde en hızlı ulaşım şekli ve yoğun insan trafiğine sahip olması paralelinde havalimanları iç mekânlarında yer alan bekleme alanları, kullanıcı açısından önem kazanmış, farklı ihtiyaçların beklentisinin oluşmasına neden olmuştur. Çalışmada, iç mekân ve kullanıcı etkileşimi, yer ve zaman arasında var olan kullanıcının yarattığı algı ve deneyim üzerinden çalışılarak, belirleyici dinamikler tanımlanmıştır. Yersizlik ve zamansızlık bağlamında yok mekân kavramı mekânsal deneyim ve kullanıcı aidiyeti üzerinden ele alınmıştır. Kullanıcı ve mekânsal etkileşim, örnek havalimanları üzerinden biçimsel karşılıkları ile aranmış; ‘‘mekânsal organizasyon ve form ilişkisi’’, ‘‘fonksiyona yönelik mekânsal kullanım’’ ve ‘‘mekân aidiyeti ve anlam ilişkisi’’ başlıkları altında araştırılmıştır. Uluslararası İstanbul Havalimanı yolcu bekleme alanları üzerinden örnek çalışma kapsamında incelenmiş ve kullanıcı aidiyeti ve memnuniyetine etki eden faktörler göz önüne alınarak değerlendirilmiştir. International airports with public use areas are interior spaces with a high number of users where is one of the most important structures of countries. International airports are one of the stops where people from different countries come together depending on the human mobility in the global world. Since these buildings are large scale, complex planning and interior spaces with a high number of users, hey appear as spaces which are constantly developed and changed in user interaction in today’s world. In parallel with the fact that air transportation is the fastest way of the trasportation and has heavy human traffic today, the waiting areas in the interiors of the airports have gained their importance for the user and have caused the expectation of different needs. In this study, the decisive dynamics of the interaction between the interior and the user are defined by considering the perception and experience created by the user existing between space and time. In the context of placelessness and timelessness, the concept of non-existent space is discussed through spatial experience and user belonging. User and spatial interaction are searched with their formal counterparts through sample airports; It has been researched under titles of “spatial organization and form relationship”, “functional spatial use” and “space belonging and meaning relationship”. Within the scope of this study, international Istanbul airport passenger waiting areas were examined and evaluated by considering the factors affecting user satisfaction.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Yeni nesil çalışma alanları iç mekân değerlendirilmesi, "yemeksepeti park" ofisi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Keser, Ecem; Özdamar, Betül Bilge
    Küresel koşullar birçok alanda olduğu gibi çalışma mekânı tasarım anlayışının yeniden şekillenmesinde de etkili olmaktadır. Süreç içerisinde değişen yenilikçi tasarım yaklaşımı, yaşanılan bu dönemde hala evrim sürecini tamamlayabilmiş değildir. Sürekli ve dönüşümlü olarak ilerleyen bu mimari algının gelecek zamanda da tamamlanamayacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Değişen dünya şartlarına rağmen insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için çalışmak zorundadırlar. Bu neden ile çalışma mekân ve koşulları zamana ve teknolojiye bağlı olarak sürekli bir değişim içinde olsa dahi, değişmeyen tek şey insanoğlunun çalışmaya karşı duyduğu ihtiyaç ve gereksinimdir. Günümüzde “Yeni nesil” olarak tanımlanan çalışma alanının iç mekân ölçeğinde karşılıklarının aranması ve değerlendirmesinin yapılması, bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Kuşakların tanımlanarak, algısal farklılıklarının ortaya konulması ile birlikte, çalışma alanlarının mekânsal gereksinimlerinin belirlenmesine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Çalışma alanlarının yeni oluşum ve mekânsal değer karşılıklarının aranmasına yönelik olarak; modern dönem itibari ile çalışma mekânın kendi dönemleri içerisinde öne çıkan ve “yenilikçi” olarak tanımlanan mekânın tarihsel süreç içerisinde ele alınması ve değerlendirilmesi ikinci alt amacını oluşturmaktadır. Bu noktada; nesiller arası algı ve yaşam biçimi ile ilişkilenen iç mekân yansımalarını okumak mümkün olabilecektir. Yeni nesil anlayışına karşılık gelen ofis iç mekân oluşumlarının, kullanıcı açısından değerlendirmesi ile mekânsal karşılıkların ne derece uyumlu olduğunun belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın kapsamı günümüz çalışan kuşağı olan “Z kuşağı” ile sınırlandırılmıştır. 21. Yüzyıl ile tanım kazanan “yeni nesil” çalışma alanlarının mekânsal özelliklerine dair inceleme, yüzyılın başı ile öne çıkan çalışma ofisleri çerçevesinde ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte Z kuşağının iş yaşamından beklentilerini, çalışma mekân tercihlerine ilişkin algılamalarını ortaya koyarak araştırmaktır. Çalışmada, yeni nesil ofis iç mekân değerlendirmesi; teknoloji, fonksiyon ve estetik değerler açısından ele alınmıştır. Elde edilen veriler üzerinden aynı kapsam çerçevesinde "Yemeksepeti Park" ofis binası değerlendirmesi yapılmıştır. Bu amaçla yapılan çalışmada seçilen ana kütle ve örneklem dâhilinde veri toplamak için anket yöntemine başvurulmuştur. Global conditions are effective in re-shaping the workplace design concept as in many fields. The innovative design approach that has changed during the process has not been able to complete the evolution process in this period. It is an inevitable fact that this architectural perception, which is progressing continuously and alternately, will not be completed in the future. Despite the changing world conditions, people have to work to survive. For this reason, even if the working place and conditions change continuously depending on time and technology, the only thing that does not change is the need and need of human beings for work. The aim of this study is to search for and evaluate the responses of the study area, which is defined as the “new generation”, on an interior scale. It is aimed to contribute to the determination of the spatial requirements of the study areas by identifying the generations and revealing their perceptual differences. In order to search for new formation and spatial value provisions of the study areas; the second sub-purpose of the study is to evaluate and evaluate the space that stands out in its own periods and defined as “innovative” within the historical process as of the modern period. At this point it will be possible to read the interior reflections associated with perception and lifestyle. It is aimed to determine how the spatial responses are compatible with the evaluation of the office interior formations corresponding to the new generation understanding in terms of the user. The scope of the study is limited to the "Generation Z", which is the current generation. The analysis of the spatial properties of the “new generation” workspaces, which have been defined by the 21st century, were evaluated in detail within the framework of the work offices that stand out with the beginning of the century. In addition to this, it is to investigate the expectations of generation Z from business life by revealing their perceptions about workplace preferences. In the study, new generation office interior assessment searched with technology, function and aesthetic values. Based on the data obtained, "Yemeksepeti Park" office building was evaluated within the same scope. In this study, the survey method was used to collect data within the main mass and sample selected.
  • No Thumbnail Available
    Item
    Yeniden işlevlendirilen tarihi yapılarda aktif yangın güvenliği açısından iç mekân tasarımına yönelik risk değerlendirmesi ve kontrol önerisi
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Turhan Kutluk, İrem; Özdamar, Betül Bilge
    Tarihi yapılar inşa edildikleri dönemin mimari ve kültürel özelliklerini taşımaktadırlar. Kültürel mirasımızın parçası olan tarihi yapıların zaman ve çevresel koşullar içerisinde yapım amacına yönelik işlevi kaybolabilmektedir. Restore edilen veya önceki kullanım fonksiyonları dışında yeniden işlevlendirilerek hizmete açılan tarihi yapılar korunarak, kültürel mirasın sürdürülebilirliğini sağlamaktadır. Tarihi yapının yeniden işlevlendirme aşamasında karşılaşılan önemli zorluklardan biri; yapıya müdahalenin koruma ilkeleri kapsamında sınırlı olması sebebi ile acil durumlarda iç mekânda yangın güvenliği sistem kurgusunun oluşturulma zorluğudur. Özellikle iç mekân tasarımı bağlamında yangın güvenliğinin, yapı estetiği ve işlevselliği ile bütünleşik şekilde ele alınması büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma, yeniden işlevlendirilen tarihi yapı iç mekânlarında yangın güvenliğine yönelik güvenlik önlemlerine ve tasarım odaklı risk yönetimi yaklaşımına odaklanmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı; iç mimarlık disiplini çerçevesinde uygulanabilir risk değerlendirme analizi ve buna yönelik kontrol ve denetim listesi önerileri geliştirmektir. Bu doğrultuda birinci bölümde tarihi yapıların yeniden işlevlendirilme sürecinde yangın güvenliği planlamasının önemi vurgulanarak, çalışmanın amaç, kapsam ve yöntemi belirlenmiş olup hipotezler sunulmuştur. İkinci Bölümde literatür taraması ile kültürel miras kapsamında yeniden işlevlendirme sürecinde tarihi yapılara yaklaşım değerleri, korunmaya yönelik temel ilke ve esasları içeren uluslararası ve ulusal tüzüklerde müdahale sınırları incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde afet ve acil durum risk planlaması açıklanarak, tarihi yapılara yönelik ulusal ve uluslararası yangın yönetmelikleri karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Yangın riskine karşı iç mekânda aktif güvenlik önlemleri ve yapıya müdahale biçimleri ortaya konmuştur. Bölüm sonunda risk değerlendirmeye yönelik yöntemler ile denetim ve kontrol açısından sınırlılıklar ve gereklilikler belirlenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde yangın riskine yönelik aktif güvenlik sağlayıcı firmalar içerisinde yer alan; “algılama/söndürme sistemleri uygulayıcı firmaları” ve “yangın danışmanlık ve projelendirme firmaları” ile sözlü görüşmeler yapılmıştır. Buna yönelik uygulamada müdahale sınırlılıkları bağlamında karşılaşılan iç mekân ilişkili problemler ile eksiklik oluşturabilen aktif güvenlik ağına yönelik kısıtlamalar ortaya konmuştur. Çalışmanın son bölümünde elde edilen tüm çıkarımlar doğrultusunda, yangın riskine yönelik aktif güvenlik önlemleri çerçevesinde iç mekân risk değerlendirme analizi çıkartılmış ve paralelinde kontrol ve denetim listesi önerisi geliştirilmiştir. Bu çalışma, iç mimarlık disiplini çerçevesinde, tarihi yapıların yeniden işlevlendirme sürecinde risk temelli değerlendirme ve analiz yöntemlerini esas alarak, yangın koruma odaklı güvenli tasarım süreçlerine bütüncül bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemektedir. Historical buildings embody the architectural and cultural attributes of the period in which they were constructed, serving as essential components of cultural heritage. Over time, these structures may lose their original functions due to environmental and structural factors. Through adaptive reuse, historical buildings can be restored and repurposed for new functions, ensuring both their preservation and the sustainability of cultural heritage. However, one of the critical challenges during this transformation is the design and implementation of effective fire safety systems in interior spaces—particularly under the constraints imposed by conservation principles that limit structural intervention. In the context of interior architecture, it is vital that fire safety be addressed in an integrated manner with the aesthetic and functional characteristics of the building. This study focuses on fire safety measures and design-based risk management strategies for the interiors of repurposed historical structures. It aims to develop practical risk assessment methodologies and propose a set of control and inspection checklist items tailored to such contexts. The first chapter emphasizes the importance of fire safety planning in the adaptive reuse process, outlining the study’s objectives, scope, methodology, and hypotheses. The second chapter presents a literature review on cultural heritage, values associated with historical structures, and intervention limits defined in national and international conservation regulations. The third chapter examines disaster and emergency risk planning and provides a comparative analysis of national and international fire safety regulations applicable to historical buildings. This section also identifies applicable active fire protection methods and outlines limitations in current risk assessment and supervision practices. In the fourth chapter, structured interviews were conducted with fire detection and suppression system providers as well as with fire consulting and design firms. These interviews revealed challenges related to interior interventions, including aesthetic integration difficulties and technical constraints in implementing active fire safety networks within protected environments. In the final part of the study, based on the collected findings, a comprehensive risk assessment framework for interior fire safety was developed, accompanied by a control and inspection checklist aligned with active protection measures. This research aims to contribute a holistic perspective to protection-oriented safe design practices by incorporating risk-based evaluation methods within the discipline of interior architecture, specifically in the adaptive reuse process of historical structures.

| Başkent Üniversitesi | Kütüphane | Açık Bilim Politikası | Açık Erişim Politikası | Rehber |

DSpace software copyright © 2002-2026 LYRASIS

  • Privacy policy
  • End User Agreement
  • Send Feedback
Repository logo COAR Notify