Browsing by Author "Çok, Figen"
Now showing 1 - 6 of 6
- Results Per Page
- Sort Options
Item Düşük sosyo-ekonomik düzeydeki ergenlerde yılmazlık, cesaret, öz-şefkat ve olumlu sosyal davranış eğiliminin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2023) Altıntaş, Öykü; Çok, FigenBu araştırmada düşük sosyo-ekonomik düzeydeki ergenlerde yılmazlığın bireysel düzeydeki koruyucu faktörler (cesaret ve öz-şefkat), ve olumlu sonuçlar (olumlu sosyal davranış eğilimi) bağlamında ele alınmasıyla doğrudan ve dolaylı ilişkiler incelenmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkilere yönelik literatürdeki güncel kuram ve çalışmalara ilişkin bilgiler doğrultusunda bir model test edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara’nın düşük sosyo-ekonomik düzeye sahip olan Sincan ve Mamak ilçelerinde adrese dayalı olarak tercih edilen Anadolu Liselerinde öğrenimine devam eden 9., 10., 11. ve 12. sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırmada “kümeleme örneklem” yöntemine başvurulmuştur. Bu araştırma kapsamında, 607’si kadın, 370’i erkek ve 53’ü belirtmek istemeyen katılımcı olmak üzere toplamda 1030 lise öğrencisi araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, kişisel bilgi formu, Çocuk ve Gençlik Yılmazlık Ölçeği, Adleryan Cesaret Ölçeği-Ergen Formu, Öz-Şefkat Ölçeği-Kısa Formu ve Olumlu Sosyal Davranış Eğilimi Ölçeği–Ergen Formu kullanılmıştır. Araştırmanın modeli yapısal eşitlik modelinin bir türü olan yol analizi ile test edilerek, doğrudan ve dolaylı ilişkiler ortaya konmuştur. Model kapsamında, cesaret ve öz-şefkatin yılmazlığın anlamlı bir yordayıcısı olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda cesaretin, öz-şefkat ile doğrudan ve yüksek düzeyde ilişkili olduğu görülmüştür. Ayrıca, öz-şefkatin yılmazlık ile doğrudan olumlu yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın bir hipotezi olarak, öz-şefkatin olumlu sosyal davranış eğilimi ile olumlu yönde ilişkili olduğu varsayılmıştır. Ancak, araştırmanın şaşırtıcı bir sonucu olarak, öz-şefkatin olumlu sosyal davranış eğiliminin tüm alt boyutları ile olumsuz yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Bununla beraber, yılmazlığın olumlu sosyal davranış eğiliminin tüm alt boyutları ile doğrudan olumlu yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Cesaretin, hem öz-şefkat hem de yılmazlık aracılığı ile olumlu sosyal davranış eğiliminin tüm alt boyutları ile olumlu yönde ilişkili olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Pozitif psikoloji yaklaşımı bağlamında mevcut alanyazın ışığında araştırmanın bulguları tartışılmış olup, uygulamaya yönelik doğurgular ile birlikte gelecek araştırmalar için önerilere yer verilmiştir.In this research, the direct and indirect relationships among resilience, its individual level protective factors (i.e., courage, and self-compassion), and its positive outcomes (i.e., prosocial behavior tendencies) were examined in a low socio-economic adolescent sample. Adolescents with low socioeconomic level who are attending in 9th, 10th, 11th, and 12th grades at the state Anatolian high schools in Sincan and Mamak districts of Ankara comprised the sample of this research. In this research, “cluster sampling” method was used. Within the scope of this research, 1030 high school students of whom 607 were women, 370 were men, and 53 did not want to indicate their gender participated to the study. A demographic information form, Child and Youth Resilience Scale, Adlerian Courage Scale-Adolescent Form, Self-Compassion Scale-Short Form and Prosocial Behavior Tendencies Scale-Adolescent Form were utilized as data collection tools. A path analysis, a type of structural equation modeling, was used to reveal the direct and indirect relationships by testing the hypothesized model. The results yielded that courage and self-compassion were significant predictors of resilience. In addition, it was found that courage was directly and largely associated with self-compassion. Besides, it was found that self-compassion was directly and largely associated with resilience. In this model, it was hypothesized that self-compassion was positively related with prosocial behavior intentions. Quite interestingly, self-compassion was found to be negatively related with all subscales of prosocial behavior tendencies. Nevertheless, resilience was identified positively and directly linked with all subscales of prosocial behavior tendencies. Moreover, it was found that courage was indirectly associated with all subscales of prosocial behavior tendencies via both self-compassion and resilience. The results of the study were discussed within the context of research in light of the positive psychology approach, and some recommendations and implications were considered for further research and practice.Item Ergenlerin ve beliren yetişkinlerin bakış açısıyla flört şiddeti(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2022) Atasever, İrem; Çok, FigenBu araştırma ergenlerin ve beliren yetişkinlerin flört şiddetine bakış açısını, farkındalıklarını ve görüşlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, yaşları 15 ile 23 arasında değişen 7 lise ve 9 üniversite öğrencisi ile yarı-yapılandırılmış görüşmelerle nitel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Yarı-yapılandırılmış görüşmeler için bir görüşme formu hazırlanmış ve bir uzman grubunun geri bildirimleriyle düzenlenmiştir. Analiz için bilgisayar destekli nitel veri analizi yazılımlarından MAXQDA (2022) kullanılmıştır. Analizlerde tematik analiz yöntemi benimsenmiştir. Çalışmanın bulguları gençlerin flört şiddetini tanımlarken “çatışma”, “şiddet davranışları” ve “mağdurun deneyimi” temalarını kullandıklarını ortaya koymuştur. Araştırmada ergenlerin flört şiddeti kavramına aşinalığı kısıtlı bulunmuştur. Bunun yanında, gençlerin flört şiddetine çoğunlukla sosyal ortamlarında şahit olduğu görülmüştür. Gençler, flört şiddetinin nedenlerini ilişki sorunları, ruh sağlığı sorunları, güç arzusu ve şiddetin kabulüyle açıklarken flört şiddetinin sonuçlarını fiziksel, psikolojik ve ilişkisel olarak değerlendirmişlerdir. Gençlerin flört şiddetinin önlenebilmesine ilişkin önerileri toplumsal farkındalığın artması, okullarda farkındalık temelli çalışmalar gerçekleştirilmesi ve hukuki yaptırımların artırılması olmuştur. Ergenler ve beliren yetişkinlerin görüşleri arasındaki farklılıklar incelendiğinde, ergenlerin flört şiddetini bir ilişki problemi olarak değerlendirdiği beliren yetişkinlerinse bunu toplumsal bir sorun olarak ele aldığı ortaya konmuştur. Bunun yanı sıra, beliren yetişkinlerin flört şiddeti üzerine daha fazla paylaşımda bulunabildiği fark edilmiştir. Genel olarak, beliren yetişkinlerin ergenlere kıyasla konuyla ilgili daha fazla yaşantısı, farkındalığı ve paylaşımı olduğu dikkat çekmiştir. The present study aims to examine the perspective and awareness of the youth about dating violence. For this reason, semi-structured interviews are conducted with 7 high school and 9 university students aged between 15 and 23. An interview schedule developed with the help of current literature and reviewed by a group of experts. Computer-assisted qualitative data analysis software MAXQDA (2022) was used for the analysis. Thematic analysis was utilized as data analysis method. The findings of the study suggest that young people defined dating violence based on themes of “conflict”, “violent acts”, and “experiences of the victim”. It was found out that adolescents’ familiarity with the concept of dating violence was found limited. In addition, participants evaluated the risk factors for dating violence as relationship problems, mental health problems, power claim and acceptance of violence. On the other hand, they estimated the consequences of dating violence as physical, psychological and relationship related problems. Opinions about the prevention of dating violence were clustered around increasing awareness of the society, development of awareness programs for schools and empowerment of law enforcement. Overall study shows that while emerging adults evaluated dating violence as a social problem, adolescents discussed it as a relationship problem. Also, emerging adults had more to share about dating violence. It is noticed that comparing to adolescents emerging adults were found having more experience, awareness and opinion about dating violence.Item Ergenlerin ve ebeveynlerin gözünden ergenler için koruyucu ve risk faktörleri ve eğitim beklentileri(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Erbakan, Begüm; Çok, FigenBu araştırmanın amacı, ebeveynlerin ve ergenlerin bakış açısından ergenler için risk ve koruyucu faktörlerin neler olduğunu ortaya konmasının yanı sıra ergenlerin okul yaşantıları ve eğitimlerine ilişkin beklentilerinin belirlenmesidir. Ergen ve ebeveynlerin davranışlarını ve düşüncelerini anlamlandırmak amacıyla açık ve tutarlı ifadelerin kullanılabileceği ve esnek bir şekilde ebeveyn ve ergen düşüncelerini belirlemek için nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışma grubunu, Ankara ilinde bir lisede eğitimine devam eden 10 öğrenci (5 kız, 5 erkek) ve 10 ebeveyn (5 kadın, 5 erkek) oluşturmaktadır. Araştırma verileri yüz yüze toplanmıştır. Veriler MAXQDA yazılımıyla analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular yedi ana temada toplanmıştır: (1) Genel yaşam deneyimi ve zorluklarla baş etme becerileri, (2) bireysel risk faktörleri, (3) çevresel risk faktörleri, (4) koruyucu faktörler, (5) eğitim beklentileri, (6) gelecek ve yetişkinlik yaşamına ilişkin beklentiler ve (7) ebeveyn görüşleri. Ergenlerin büyük bir bölümü yaşamlarını genel olarak “sıradan ama iyi” olarak tanımlarken, özellikle akademik yük, zaman yönetimi ve sınav stresi gibi faktörlerin yaşam doyumlarını olumsuz etkilediği görülmüştür. Bazı katılımcılar arkadaş ilişkilerinde sorunlar yaşadıklarını, okul ortamının yetersiz olduğunu ve stresle baş etmek için içe çekilme, aile desteği alma ya da görmezden gelme gibi stratejiler geliştirdiklerini ifade etmiştir. Bu durum, bireylerin hem uyum sağlayan (adaptif) hem de kaçınmacı başa çıkma eğilimleri arasında gidip geldiklerini ortaya koymuştur. Bireysel risk faktörleri arasında öne çıkan temalar; yüksek kaygı düzeyi, aşırı duygusallık, sinirlilik, hırs, aşırı uyum ve benmerkezli yaklaşım olarak belirlenmiştir. Bu özelliklerin bazıları ergenlerin psikolojik gelişim süreçlerine zarar verebilecek potansiyele sahip olup, öz düzenleme becerilerinin ve sosyal farkındalığın desteklenmesi gerekliliğini göstermektedir. Çevresel risk faktörleri ise sosyal medya, olumsuz arkadaş çevresi, okul ortamı ve fiziksel güvenlik kaygıları olarak belirlenmiştir. Sosyal medyanın sınır tanımayan yapısı ve akran etkisinin gücü, ergenlerin dışsal yönlendirmelere açık hale gelmesine neden olabilmektedir. Buna karşılık, koruyucu faktörler arasında en çok vurgulanan unsur aile desteğidir. Katılımcılar demokratik ve destekleyici ebeveyn tutumlarının yanı sıra, olumlu arkadaş çevresi, fiziksel-sportif etkinlikler ve sağlıklı rol modellerin koruyucu etkiler yarattığını ifade etmiştir. Eğitim beklentileri bağlamında, ailelerin çocuklarından yüksek akademik başarı, yurt dışı olanakları ve mutlu olabilecekleri meslek seçimleri yapmaları yönünde beklentiler taşıdığı görülmüştür. Ancak bazı aileler bu süreci yalnızca başarı ekseninde değil; içsel doyum, uygunluk ve bireysel mutluluk temelinde değerlendirmiştir. Ergenlerin geleceğe ve yetişkinliğe dair beklentileri hem kişilik özelliklerinin sürekliliği hem de değişim ve olgunlaşma arzusu etrafında şekillenmiştir. Katılımcıların bir kısmı gelecekte daha anlayışlı, duyarlı bireyler olmayı ve bağımsız yaşam sürmeyi hedeflediklerini dile getirmiştir. The purpose of this study is to identify the risk and protective factors perceived by both adolescents and their parents, and to explore adolescents' experiences in school experiences as well as their educational expectations. A qualitative research design was adopted in order to elicit clear, coherent, and flexible responses that would help interpret the behaviors and thoughts of adolescents and their parents. The study group consisted of 10 high school students (5 female, 5 male) and 10 parents (5 female, 5 male) from a high school located in Ankara, Türkiye. Data were collected through face-to-face interviews and analyzed using MAXQDA software. The findings of the study were categorized under seven main themes: (1) general life experience and coping with challenges, (2) individual risk factors, (3) environmental risk factors, (4) protective factors, (5) educational expectations, (6) future and adulthood-related expectations, and (7) parental perspectives. Most adolescents described their lives as “ordinary but fine,” yet reported that factors such as academic workload, time constraints, and exam-related stress negatively affected their life satisfaction. Some participants reported experiencing difficulties in peer relationships, inadequate school environments, and employing coping strategies such as withdrawal, seeking family support, or ignoring stressors. This indicates that individuals fluctuate between adaptive and avoidant coping tendencies. Prominent individual risk factors included high anxiety levels, emotional sensitivity, irritability, ambition, excessive compliance, and egocentric approach. Some of these traits have the potential to hinder adolescents’ psychological development, highlighting the need to support self-regulation skills and social awareness. Environmental risk factors emerged as social media, negative peer influence, school settings, and concerns about physical safety. The boundless nature of social media and the strong influence of peers may make adolescents more susceptible to external influences. In contrast, the most frequently emphasized protective factor was family support. Participants noted that democratic and supportive parenting, along with positive peer relationships, participation in physical and sports activities, and healthy role models, had a protective effect on psychological resilience. In terms of educational expectations, families were observed to expect high academic achievement, opportunities abroad, and career choices that would lead to their children's happiness. However, some families approached this process not solely from a success-oriented perspective but based on internal satisfaction, suitability, and individual well-being. Adolescents’ expectations for the future and adulthood were shaped by both a continuity of personality traits and a desire for change and maturation. Some participants expressed a goal of becoming more understanding and sensitive individuals in the future and living independent lives.Item Ergenlerin yaşam becerilerinin yaratıcı drama yoluyla geliştirilmesi: İletişim becerileri örneği(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2023) Uzunpınar, Sıla; Çok, FigenBu araştırmanın amacı, ergenlerde yaşam becerilerinden iletişim kurma becerilerinin yaşamın erken dönemlerinde geliştirilmesinin önemli olduğu görüşünden yola çıkılarak ortaokul öğrencisi ergenlerin yaşam becerileri düzeylerinin belirlenmesidir. Bu görüşten hareketle, ergenlerin okul yaşamında karşılaşacağı olumsuz yaşantı durumları karşısında koruyucu, önleyici, tutum geliştirici çalışmalarla bilişsel ve sosyal becerilerini kullanmalarını sağlayarak yaşam becerilerinden “iletişim becerilerinin” yaratıcı drama yoluyla gelişimini desteklemek de araştırmanın bir diğer amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla yaratıcı dramanın kullanıldığı etkinliklerden oluşan bir program hazırlanmış ve bunun iletişim becerileri üzerindeki etkisine bakılmıştır. Araştırmada yöntem olarak yarı deneysel desen kullanılmıştır. Ön- test puanları bakımından eşleştirilmiş grupların rastlantısal olarak deney ve kontrol gruplarına atanmasıyla, deney ve kontrol grubundan uygulama öncesi ve uygulama sonrası veriler “Yaşam Becerileri Eğitimi Ölçeği ve İletişim Becerileri Envanteri” ile toplanmıştır. Deney grubuna yönelik olan izleme testleri, son testin uygulanmasından iki ay sonra gerçekleştirilmiştir. Deney grubuna “iletişim becerileri” grup rehberliği programı uygulanmıştır. Bulgular kontrol grubu ile deney grubunun iletişim becerilerinin zihinsel, duygusal, davranışsal, ilişkisel boyutlar açısından farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymuştur. Araştırmanın sonucunda; yaratıcı drama yoluyla ergenlerin iletişim becerileri üzerinde programın etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İzleme ölçümüyle uygulanan iletişim becerileri yaratıcı drama programının etkisinin kalıcı olduğu görülmüştür. Bu tür eğitim programlarının yaşam becerilerinin desteklenmesinde kullanılması önerilmektedir.The aim of this study is to determine the level of communication skills, as one of the life skills of adolescents attending middle school with the idea of importance o these skills in the early stages of life. Based on this view, another aim of the study is to support the development of "communication skills" as one of the life skills by enabling adolescents to use their cognitive and social skills through protective, preventive and attitude-enhancing activities against negative life situations that they will encounter in school life. In the study, creative drama will expected to affect students' communication skills positively. For this purpose, activities using creative drama were organized and a program was deveoped fothe purposive of the research and the effect was examined. As a method in the study, paired groups in terms of pre-test scores were formed and quasi-experimental design was applied. Two randomly formed groups (experimental and control groups) were included in the model. Data were collected before and after the creative drama program. Follow-up tests for the experimental group were conducted two months after the post-test was administered. In the findings, the communication skills of the control group and the experimental group was examined by using Life Skills Education Scale and Communication Skills Inventory including mental, emotional, behavioral and relational dimensions. Result of the study revealed that the creative drama program was effective in terms of students' communication skills. The effect of creative drama program was found significantly high in experimental group two months later as the follow up measure. The use of such programs are suggested for life skills trainings.Item PISA 2018 verileri aracılığıyla akran zorbalığına uğrama sıklığının okul, öğrenci ve aile ile ilişkili değişkenlere göre incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2023) Ekim Tunç, Gülşah; Berberoğlu, Giray; Çok, FigenBu çalışmanın iki amacı bulunmaktadır. İlk amaç, zorbalığa uğrama durumunu okul türleri ve cinsiyete göre incelemek, diğer amaç ise daha sık zorbalığa uğradığını bildiren öğrencilerin birey, okul ve aile ile ilgili özelliklerinin daha az zorbalığa uğradığını belirten öğrencilere göre nasıl farklılaştığını incelemektir. Bu doğrultuda PISA 2018 öğrenci veri seti kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, PISA 2018 Türkiye örneklemini oluşturan 15 yaşındaki 6890 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, cinsiyet ve okul türüne ilişkin analizler iki yönlü varyans analizi (ANOVA) aracılığıyla; zorbalığa sık ve az uğrayan öğrencilere ilişkin analizler ise çok yönlü varyans analizi (MANOVA) aracılığıyla incelenmiştir. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, zorbalığa uğrama durumunun, cinsiyete, okul türüne ve cinsiyet ile okul türü etkileşimine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, zorbalığa sık ve az uğrayan öğrencilerin birey düzeyinde öz yeterlik, okumaya ilişkin yeterlik algısı, öğrenme hedefi koyma, başarısızlık korkusu, okula aidiyet, okula yönelik tutum; okul düzeyinde, disiplin iklimi, öğretmen yönlendirmeli öğretim, uyarlamalı öğretim, öğretmen desteği, öğretmen coşkusu, okuldaki iş birliği algısı; aile düzeyinde ise algılanan aile desteği boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur.This study has two purposes. The first aim is to examine the status of being bullied by school types and gender, and the other aim is to examine how the students, who report being bullied frequently, differ from the students who report being bullied infrequently in terms of individual, school and family characteristics. In this direction, analyzes were carried out using PISA 2018 student data sets. The sample of the study consists of 6890 students aged 15, who constitute the PISA 2018 Turkey sample. In line with the purpose of the research, analyzes of gender and school type were analyzed through two-way analysis of variance (ANOVA); and the analyzes of the students who are bullied frequently and infrequently were analyzed through multi-directional analysis of variance (MANOVA). As a result of the analysis, it was found that the status of being bullied differed significantly according to gender, school type, and the interaction between gender and school type. In addition, it was found that there is a significant difference between students who are bullied frequently and infrequently in terms of resilience, perception of competence in reading, mastery goal orientation, fear of failure, sense of belonging to school, attitude towards school at individual level; disciplinary climate, teacher-directed instruction, adaptive instruction, perceived teacher support, teacher enthusiasm, perception of cooperation at school level; and perceived family support at the family level.Item Psikolojik danışmanların gözünden çocukların duygusal ihmali(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Günaydın, Alara; Çok, FigenBu çalışmanın amacı, erken çocukluk dönemi çocuklarına yönelik olarak psikolojik danışmanların çocuklarda duygusal ihmali nasıl algıladıklarını ve ele aldıklarını incelemektir. Nitel bir araştırma deseni kullanılmış ve okul öncesi eğitim kurumlarında çalışan 15 psikolojik danışmanla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Amaca yönelik hazırlanan görüşme formu daha sonra uzman geribildirimlerine göre geliştirilmiştir. Verileri yorumlamak için tematik analiz uygulanmıştır. Analizler araştırmacı tarafından verilen komutlar kullanılarak bir yapay zekâ aracının yardımıyla desteklenmiştir. Bulgular, psikolojik danışmanların duygusal ihmali genellikle kasıtlı zarar vermekten ziyade çocukların sevgi, güvenlik ve onaylanma gibi duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması olarak tanımladıklarını göstermektedir. Katılımcılar, özellikle fiziksel bakımın duygusal bağdan daha öncelikli olduğu ailelerde, kültürel değerlerin duygusal ihmali genellikle normalleştirdiğini belirtmiştir. Psikolojik danışmanların değerlendirmelerine göre katkıda bulunan faktörler arasında düşük ebeveyn duygusal farkındalığı, ebeveynlerin çözülmemiş travmaları ve dijital cihazların aşırı kullanımı yer almaktadır. Danışmanlar, duygusal ihmalin duygusal geri çekilme, aşırı uyum gösterme ve duygusal tepkisizlik gibi uzun vadeli sonuçlarını ifade etmiştir. Katılımcılar tarafından erken çocukluk yılları, özellikle de 0-6 yaş arası, erken farkındalık ve müdahale için kritik olarak görülmüştür. Psikolojik danışmanlardan konuya ilişkin gelen öneriler arasında ebeveynler arasında duygusal okuryazarlığın artırılması, okullarda travmaya duyarlı uygulamaların hayata geçirilmesi ve oyun, sanat gibi dışavurumcu terapilerin entegre edilmesi yer almaktadır. Bulgular ayrıca, duygusal bakım vermeye yönelik kültürel tutumları geliştirmek için daha fazla farkındalığa ihtiyaç olduğunu vurgulamaktadır. Sonuç olarak, psikolojik danışmanların duygusal ihmali ele alma konusundaki teorik ve pratik becerilerini güçlendirmek için kapsamlı ve kültürel farkındalık sağlayan eğitim desteği önerilebilir. The aim of this study was to examine how psychological counsellors in early childhood period perceive and address emotional neglect in children. A qualitative research design was used and semi-structured interviews were conducted with 15 counsellors working in preschool education institutions. An interview form was prepared and presented for expert feedback and was developed accordingly. Thematic analysis was applied to interpret the data, supported by an artificial intelligence tool using commands given by the researcher. The findings show that counsellors generally define emotional neglect as the failure to meet children's emotional needs such as love, safety and approval rather than intentional harm. Participants indicated that cultural values often normalise emotional neglect, especially in families where physical care is prioritised over emotional bonding. According to the psychological counsellors' assessments, contributing factors included low parental emotional awareness, parents' unresolved traumas, and overuse of digital devices. Counsellors have identified long-term consequences of emotional neglect, such as emotional withdrawal, over-adjustment and emotional unresponsiveness. The early childhood years, particularly 0-6 years, were seen as critical for early identification and intervention. Recommendations include increasing emotional literacy among parents, implementing trauma-sensitive practices in schools, and integrating expressive therapies such as play and art. The study also emphasises the need for greater community awareness to develop attitudes for emotional caregiving. In conclusion, comprehensive and culturally sensitive support to strengthen counsellors' theoretical and practical skills in addressing emotional neglect might be suggested.