Browsing by Author "Çörtoğlu Koca, Sema"
Now showing 1 - 14 of 14
- Results Per Page
- Sort Options
Item 1999 Montreal konvansiyonu uyarınca yolcu taşıma sözleşmeleri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Kılıç, Ayşe Kübra; Çörtoğlu Koca, SemaHavacılık sektörü, hızlı, güvenli ve uzak mesafeleri kolaylıkla aşabilme imkânı sunması nedeniyle günümüzde en çok tercih edilen ulaşım yöntemlerinden biridir. Ticari havayolu taşımacılığı, hem bireysel yolculuklarda hem de küresel ticarette vazgeçilmez bir rol üstlenmektedir. Bu geniş kullanım ağı, beraberinde yolcu taşıma sözleşmeleriyle ilgili çeşitli uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. 1999 Montreal Konvansiyonu, uluslararası hava taşımacılığı alanında yolcu haklarını korumayı amaçlayan önemli bir belgedir. Bu tez, Konvansiyon'un yolcu taşıma sözleşmeleri üzerindeki etkilerini, taşıyıcıların sorumluluklarını ve yolcuların haklarını incelemektedir. Konvansiyon, taşıyıcıların yolcuların ölüm, yaralanma durumlarında belirli limitler dahilinde tazminat ödeme yükümlülüğünü getirmektedir. Ayrıca, taşıyıcıların yolculara karşı üstlendiği yükümlülüklerin belirli sınırlar içinde düzenlendiği, tazminat taleplerinin kolaylaştırıldığı ve yükümlülüklerin net bir şekilde ortaya konduğu vurgulanmaktadır. Sonuç olarak, Montreal Konvansiyonu'nun, uluslararası hava taşımacılığında yolcu haklarının korunması ve taşıyıcıların sorumluluklarının netleştirilmesi açısından önemli bir adım olduğu, ancak bu düzenlemenin küresel ölçekte eşit şekilde uygulanmasının gerektiği vurgulanmaktadır. Ayrıca, taşıyıcıların sorumluluklarının ve yolcuların tazminat haklarının doğru bir şekilde anlaşılması, hava yolu sektöründeki güveni artırmakta ve uluslararası taşımacılığı daha güvenli hale getirmektedir. The aviation sector is one of the most preferred modes of transportation today due to its speed, safety, and ability to cover long distances with ease. Commercial air transport plays an indispensable role in both individual travel and global trade. This extensive usage inevitably leads to various disputes concerning passenger transportation agreements. The 1999 Montreal Convention is an important document aimed at protecting passenger rights in international air transportation. This thesis examines the effects of the Convention on passenger transportation contracts, the responsibilities of carriers, and the rights of passengers. The Convention imposes an obligation on carriers to compensate passengers within specific limits in cases of death or injury. Additionally, it is emphasized that the obligations of carriers towards passengers are regulated within defined limits, making compensation claims more accessible and clearly outlining the carrier's responsibilities. In conclusion, the Montreal Convention is an important step in protecting passenger rights and clarifying carrier responsibilities in international air transportation. However, it is emphasized that the implementation of this regulation needs to be consistent on a global scale. Furthermore, the correct understanding of carrier responsibilities and passengers' compensation rights helps increase trust in the airline industry and makes international transportation safer.Item 6735 Sayılı Uluslararası işgücü kanunu'na göre yabancıların Türkiye'deki çalışma hakları(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Balcı, Efe; Çörtoğlu Koca, SemaTarih boyunca göç yolları üzerinde bulunan Türkiye, günümüzde de birçok ülkeden yabancıya ev sahipliği yapmaktadır. Yabancıların Türkiye’ye göç etmeleri çalışmak ve Türkiye’de yaşamak gayesiyle olabildiği gibi, bazı durumlarda yabancılar ülkelerini terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Bu yabancılar ülkemize gelerek korunma talebinde bulunabilmektedirler. Ülkemize gelen yabancılar zaman içerisinde gelir elde edebilmek amacıyla ülkemizde çalışmak istemektedirler; ancak bu kişilerin Türkiye’de çalışabilmeleri için bazı şartlar bulunmaktadır. Özellikle belirtmek gerekir ki Türkiye’de çalışmak isteyen yabancılar, kural olarak yalnızca çalışma izni alarak Türkiye’de çalışabilirler. Her ne kadar Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında, çalışmanın bir hak ve özgürlük olduğu hükme bağlanmış olsa da, çalışma hürriyeti hususunda bazı sınırlamaların bulunduğu görülmektedir. Yabancıların Türkiye’de çalışmalarıyla ilgili olarak günümüze kadar birçok düzenleme yapılmıştır. Günümüzde ise Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılarak Uluslararası İşgücü Kanunu uygulanmaktadır. Her ne kadar YÇİHK yürürlükten kaldırılmış olsa da, Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un Uygulama Yönetmeliği günümüzde de uygulanmaya devam etmektedir; çünkü Uluslararası İşgücü Kanunu’na ilişkin olarak henüz yönetmelik yayınlanmamıştır. Çalışmamızda, Türkiye’de yabancıların çalışma hakları açıklanmış olup, çalışma izni başvurularının nasıl yapılması gerektiğiyle ilgili bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca Uluslararası İşgücü Kanunu kapsamında getirilen yenilikler açıklanmıştır. Yabancıların Türkiye’de çalışmalarıyla ilgili açıklamalarda bulunulurken, ilgili yerlerde Yargıtay kararlarına da yer verilmiş ve uygulamada karşılaşılan hususlardan bahsedilmiştir. Located on migration routes throughout the history, Turkey, today serves as home to many foreigners. The reason for the migration of foreigners to Turkey might be to work and live in Turkey or in some difficult conditions foreigners may forced to leave their countries. This foreigners may come to Turkey in order to request for protection. Foreigners coming to our country want to work in our country in order to earn income; but there are some conditions in order to work in Turkey. In particular it should be stated that as a rule, the foreigners who want to work in Turkey has to get a work permit to work in Turkey. Although it is ruled in the Constitution of the Republic of Turkey that working is both a right and liberty, there are some limitations about freedom of labor. Some regulations has been made on the subject of foreigners working in Turkey; however, the Law on Work Permits of Foreigners is now being repealed and the International Labor Law is being applied. Although the Law on Work Permits of Foreigners has been repealed, the Regulation on Work Permits of Foreigners in force because the regulation for the International Labor Law has not been published yet. In our study labor rights of foreigners in Turkey is explained and information on how to apply for work permit is given. In addition, the innovations introduced under the International Labor Law were explained. While explaining the work by the foreigners in Turkey, some Supreme Court decisions are stated in the related places and some issues encountered in practice has been mentioned.Item Aile ikamet izni ve karşılaştırmalı hukukta benzer uygulamalar(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Gündüz, Başak; Çörtoğlu Koca, SemaAile ikamet izni, modern göç olgusunun önemli bir parçası olarak, göçmenlerin aile birleşimini sağlamak amacıyla sunulan yasal bir düzenlemedir. Göç hareketliliği arttıkça, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, aile birleşimi konusu uluslararası bir öncelik haline gelmiştir. Ailelerin, göç ettikleri ülkelerde yaşamlarını sürdürebilmeleri için yapılan düzenlemeler, çeşitli sosyal ve ekonomik gereksinimlere dayanarak zamanla evrim geçirmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, iş gücünün uluslararası hareketliliğinin artması neticesinde birçok Avrupa ülkesinin iş gücüne olan ihtiyacı, göçmen işçilerin ailelerini yanlarına alabilmelerini sağlamak adına aile birleşimi düzenlemelerinin yapılmasını gerekli kılmıştır. Küresel göçün artması sonucunda birçok ülke, ekonomik ve sosyal gelişimlerini sürdürmek için yabancı iş gücünü kabul etmeye devam etmiştir. Ancak, yoğun göç hareketleri beraberinde aile birliği hakkının korunması taleplerini de getirmiştir. Bu ihtiyaca yönelik olarak, özellikle uluslararası metinlerde ailelerin birlikte yaşama haklarını tanıyan daha kapsamlı ve açık yasal düzenlemelere gereksinim duyulmuştur. Özellikle son yıllarda, Türkiye'nin coğrafi konumu ve çevresindeki çatışmalar ile iç huzursuzluklar nedeniyle, ülkeye büyük bir göç hareketi yaşanmıştır. Göç oranlarının artmasıyla birlikte, daha belirgin ve sistematik bir göç politikası oluşturulması ve buna uygun bir mevzuat hazırlanması gerekliliği doğmuştur. Bu ihtiyaca cevap vermek amacıyla hazırlanan 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, yabancılarla ilgili hukuki düzenlemeleri kapsamlı bir şekilde ele almıştır. Bu kanun, yabancıların Türkiye'ye giriş-çıkışları, ülkede bulunma süreleri ve ikamet koşullarıyla ilgili ayrıntılı bir düzenleme sunmuştur. Aile ikamet izni, Türk Hukuku çerçevesinde, Türkiye'de ikamet izni ile bulunan bir yabancıya veya Türk vatandaşına bağlı olarak, Türkiye'de kalma talebinde bulunan ve şartları kanunla belirlenen aile bireylerine yönelik bir ikamet izni olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada öncelikli olarak aile ikamet iznine ilişkin temel kavramlara, aile ikamet izninden yararlanabilecek kişilerde aranan şartlara, iznin elde edilme sürecine, bu konudaki yetkili makamlara ilişkin bilgiler verecek olup nihai olarak da aile ikamet izninin reddi, iptali veya süresinin uzatılmaması durumlarına ilişkin açıklamalar sunulacaktır. Family residence permit is a legal regulation offered to ensure family reunification of immigrants, as an important part of modern immigration management. The issue of family reunification has become a global priority, particularly with the rise in migration flows since the latter half of the 20th century. The arrangements made for families to continue living in the countries they migrate to have evolvedover time based on various social and economic necessities. The post-World War II period saw a significant demand for labor in various European nations, a consequence of the increased international mobility of the workforce. This development necessitated the implementation of family reunification policies, allowing migrant workers to be accompanied by their families. In response to the rise in global migration, numerous countries have maintained their acceptance of foreign labor in order to sustain their economic and social development. However, the intensification of migratory movements has augmented the demand for the protection of the right to family unity. In response to this demand, more comprehensive and precise legal frameworks, particularly within international legal instruments, have been established to affirm the right of families to live together. Due to Turkey's geographical position and the conflicts and civil unrest in its neighboring regions, the country has experienced a substantial flow of immigration. As the rate of immigration to Turkey has increased, the necessity for a clearer and more systematic immigration policy, along with the development of appropriate legal frameworks, has emerged. With the implementation of the Foreigners and International Protection Law No. 6458, crafted to address this need, a substantially more comprehensive legal framework was established concerning the regulation of the legal status of foreign nationals. This legislation facilitated the establishment of a comprehensive regulatory framework governing the entry and exit of foreign nationals, as well as their stay and residence in Turkey. Under Turkish law, a family residence permit refers to a residence permit granted to the family members of a foreigner or Turkish citizen residing in Turkey under a residence permit, who seeks to remain in the country, with the conditions of such permits being regulated by law. This study will primarily provide an overview of the basic concepts of family residence permits, the conditions required for people who can benefit from family residence permit, the process of obtaining the permit, the competent authorities in this regard, and finally, explanations will be presented regarding the rejection, cancellation or non-extension of the family residence permit.Item Arabuluculuk sonucunda yapılan milletlerarası sulh anlaşmaları hakkında birleşmiş milletler konvansiyonu (singapur konvansiyonu)(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Kara, Mehmet; Çörtoğlu Koca, SemaUluslararası ticarette uyuşmazlıklar genellikle yargılama ve tahkim yoluyla çözülmekte, nispeten daha kısa zamanda sonuç veren, daha ekonomik ve geleceğe dönük ilişkileri korumayı amaçlayan arabuluculuk yöntemi daha az tercih edilmektedir. Bunun en büyük sebebi olarak yargı ve hakem kararlarının diğer ülkelerde kolay icra edilebilirliği gösterilmektedir. Bu kapsamda, UNCITRAL tarafından yapılan uzun soluklu bir çalışma neticesinde, arabuluculuk yoluyla yapılan sulh anlaşmalarına icra edilebilirlik ve kesin delil etkisi tanıma imkânı veren bir Konvansiyon hazırlanarak 7 Ağustos 2019 tarihinde imzaya açılmıştır. Bu Konvansiyonun amacı, uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde arabuluculuğu teşvik etmek, sulh anlaşmalarının icrasını hızlandırmak ve uluslararası ticareti kolaylaştırmaktır. Singapur’da düzenlenen imza töreniyle uluslararası ticari arabuluculukta uyuşmazlıkların çözümü için yeni bir dönem başlamıştır. Buna göre, Konvansiyon kapsamında yer alan arabuluculuk yoluyla yapılmış uluslararası ticari sulh anlaşmaları, yine Konvansiyonun oluşturduğu icra ve tanıma mekanizmasından yararlanacaklardır. Bunun için, Konvansiyonda yer alan şartları taşıyor olmaları ve sınırlı sayıda belirlenen ret sebeplerinin de bulunmaması gerekmektedir. İki yıl içinde elliden fazla ülke tarafından imzalanan Konvansiyon, 12 Eylül 2020 tarihinde yürürlüğe girdi. İmzalayan ülkeler arasında ABD, Çin, Hindistan gibi dünya ticaretinde büyük hacme sahip ülkelerin bulunması ne kadar umut verici ise Avrupa ülkeleri ile Japonya ve Rusya’nın bulunmaması da o kadar olumsuz etki yaratmaktadır. Bu anlamda, Konvansiyonun başarıya ulaşabilmesi için daha fazla ülke tarafından imzalanıp onay sürecinin tamamlanması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca Konvansiyonun başarılı olabilmesi için uygulama sürecinde yer alanların da Konvansiyonun etkinliği ve verimliliğini sağlayacak şekilde hareket etmeleri, Konvansiyon kapsamında yer alan hususları, uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde arabuluculuğun daha etkili olarak uygulanmasını sağlayacak şekilde yorumlamaları gerekmektedir. Disputes in international trade are generally resolved through jurisdiction and arbitration, but the mediation, which is cheaper, relatively gives results in less time, and aims to protect future relations, is used less frequently. The most important reason for this is the easy enforceability of judgments and arbitral awards in other countries. In this context, as a result of a long-term study carried out by UNCITRAL, a convention was prepared and opened for signature on 7 August 2019, giving the enforceability and recognition to the settlement agreements resulting from mediation. The purpose of the Convention is to promote mediation in the resolution of international commercial disputes, to accelerate the enforcement of settlement agreements, to facilitate international trade. A new era has commenced for the resolution of disputes in international commercial mediation with the signing ceremony held in Singapore. Accordingly, the settlement agreements made through international commercial mediation within the scope of the Convention will benefit from the enforcement and recognition mechanism established by the Convention. For this, they must meet the conditions and must not have a limited number of determined grounds for refusal in the Convention. The Convention, having been signed by more than fifty countries over two years, entered into force on 12 September 2020. While the presence of countries with a large volume in world trade such as the USA, China and India among the signatory countries is promising, the absence of European countries and the EU, as well as Japan and Russia creates a negative impact. In this sense, in order to be successful for the Convention, it has great importance that more countries sign it and complete the ratification process. In addition, in order to be successful for the Convention, those involved in the implementation process must act in a way that will ensure the efficiency and effectiveness of the Convention, and interpret the issues within the scope of the Convention in a way that will ensure a more effective application of mediation in the resolution of international commercial disputes.Item Dünya fikri mülkiyet örgütü (WIPO) nezdinde yürütülen tahkim süreci(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Tanrıöven, Tolgahan; Çörtoğlu Koca, SemaÖzellikle son 30 yılda yaşanan teknolojik gelişmeler ve bunun başta ticaret alanındaki tesiri olmak üzere uluslararası iletişimin ve toplumlararası etkileşimi daha öne hiç olmadığı kadar artırmış ve uluslararası nitelik taşıyan uyuşmazlıkları da beraberinde getirmiştir. Her alanda etkisini oldukça fazla gösteren globalleşme, günümüz dünyasında uluslararası nitelikte olan uyuşmazlıkları da doğurmuştur. Ulusal mahkemeler, yargı yetkisi ülke sınırları dahilinde kalması sebebiyle sınır aşırı uyuşmazlıkları çözmekte etkisiz kalmaktadır. Ayrıca tarafların, hızlı, ucuz ve ticari sırlarını, mali tablolarını açık etmeden aralarındaki uyuşmazlığı giderecek bir yargılamaya ihtiyaç gittikçe artmıştır. Fikri Mülkiyet Hakları, günümüzde ülkesi sınırları içinde kalmamakta ve sahibine uluslararası alanda koruma sağlanması gerekmektedir. WIPO, Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren uzman kuruluşlardan birisi olarak 1967 yılında Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü Kuruluş Anlaşması ile kurulmuş ve WIPO Ulusal Büro bünyesinde WIPO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi 1994 yılından itibaren uluslararası fikri mülkiyet uyuşmazlıkları başta olmak üzere alternatif çözüm yolları ile hizmet vermektedir. Tezimizde öncelikle birinci bölümde fikri mülkiyet hakları ve türleri ile uluslararası tahkim yolunun özelliklerine değinilecektir. Bunun devamında aynı bölümde, WIPO’nun amacı, tarihçesi, yapısı, işleyişi ve organları inceleme konusu edilecektir. İkinci bölümde ise WIPO Tahkim ve Arabuluculuk Merkezince yürütülen tahkim yolu başından sonuna ele alınacak ve incelenecektir. Üçüncü ve son bölümde ise tahkim yargılamasının sona ermesi, gizlilik ile ücret ve masraflar ele alınacaktır. Ayrıca diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına kısaca değinilecektir. Bu şekilde WIPO’nun tahkim yargılaması ana başlığımız etrafında hizmet verdiği diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ile ve hızlandırılmış tahkim yolu ile karşılaştırılması yapılarak avantajları ve fikri mülkiyet alanındaki uyuşmazlıkları gidermede uluslararası mekanizmadaki etkililiğine değinilecektir. Bu sayede bu alanda çalışan ve özellikle Türkiye’de bulunan kişiler için bir örnek ve bu alanda detaylı araştırma yapmak isteyen çalışmacılar için yol gösterici olarak kullanılmasına uygun olacaktır. Especially the technological developments in the last 30 years, particularly the influence of it in the field of trade, have increased international communication and inter-societies interaction more than ever and brought about international conflicts. Globalization, which has a great effect in every field, has also created international disputes in today's world. National courts are ineffective in resolving cross-border disputes because their jurisdiction remains within the borders of the country. In addition, the need for a quick, cheap trial that will resolve the dispute between the parties without disclosing their trade secrets and financial statements has increased. Today, Intellectual Property Rights do not remain within the borders of the country and its owner must be protected in the international arena. WIPO, as one of the specialized organizations operating within the United Nations, was established in 1967 with the Foundation Agreement of the World Intellectual Property Organization, and the WIPO Arbitration and Mediation Center within the WIPO National Bureau has been serving with alternative solutions, especially international intellectual property disputes, since 1994. In the first part of our thesis, intellectual property rights and their types and characteristics of international arbitration will be discussed. After that, in the same part, the purpose, history, structure, functioning and organs of WIPO will be examined. In the second part, the arbitration process carried out by the WIPO Arbitration and Mediation Center will be discussed and analyzed from beginning to end. In the third and last section, the termination of the arbitration proceedings, confidentiality and fees and costs will be discussed. In addition, other alternative dispute resolution methods will be briefly mentioned. In this way, WIPO will be compared with other alternative dispute resolution methods that WIPO serves around our main heading of arbitration, and will be compared with accelerated arbitration, and its advantages and its effectiveness in the international mechanism in resolving disputes in the field of intellectual property will be mentioned. In this way, an example of working in this field, especially for people in Turkey and for workers who want to do more research in this area will be eligible to be used as guidance.Item Elektrik satım sözleşmlerine uygulanacak hukuk(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Ünalan, Bengisu; Çörtoğlu Koca, SemaBu tez çalışmasının amacı, yabancılık unsuru içeren elektrik satım sözleşmelerinin milletlerarası özel hukuk ve uluslararası ticaret hukuku bakımından incelenmesidir. Küreselleşen dünya ekonomisi içerisinde elektrik enerjisi, yalnızca teknik ve ekonomik bir meta değil, aynı zamanda hukuki düzenlemelerin ve uluslararası iş birliklerinin merkezinde yer alan stratejik bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Özellikle farklı devletlerde yerleşik bulunan taraflar arasında akdedilen sözleşmeler, uygulanacak hukuk, yargı yetkisi, sözleşmenin geçerliliği ve uyuşmazlık çözüm yöntemleri bakımından çeşitli sorunları gündeme getirmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde elektrik enerjisinin hukuki niteliği, elektrik satım sözleşmelerinin tanımı, türleri ve bu sözleşmelere uygulanacak ulusal ve uluslararası düzenlemeler ele alınmıştır. Özellikle ikili anlaşmaların elektrik piyasasında taşıdığı önem ve Türk hukukundaki yeri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise, MÖHUK hükümleri ışığında sözleşmelere uygulanacak hukukun belirlenmesi, tarafların hukuk seçimi serbestisi, seçim yapılmadığı hallerde objektif bağlama kuralları, kamu düzeni ve doğrudan uygulanan kurallar gibi hususlar kapsamlı biçimde analiz edilmiştir. Bunun yanında, Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Birleşmiş Milletler Antlaşması (CISG) düzenlemelerinin elektrik satım sözleşmelerine etkisi irdelenmiştir. Sonuç olarak, yabancılık unsuru taşıyan elektrik satım sözleşmeleri, hem ulusal hukuk sistemleri hem de uluslararası enerji hukuku açısından çok boyutlu bir incelemeyi zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, hukuki belirsizliklerin giderilmesi, tarafların menfaatlerinin dengelenmesi ve uluslararası ticarette öngörülebilirliğin artırılması için, hukuk seçimi mekanizmalarının etkin şekilde uygulanması ve uyuşmazlık çözüm yollarının güçlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. The primary aim of this thesis is to examine electricity sales contracts containing a foreign element within the framework of private international law and international trade law. In the context of a globalized economy, electricity is not merely a technical or economic commodity, but also a strategic asset situated at the intersection of legal regulations and international cooperation. Particularly in contracts concluded between parties established in different states, questions concerning applicable law, jurisdiction, contractual validity, and methods of dispute resolution arise as significant legal challenges. The first chapter of the study explores the legal nature of electricity, the definition and classification of electricity sales contracts, and the relevant national and international regulatory frameworks. Special emphasis is placed on bilateral agreements and their role in the electricity market under Turkish law. The second chapter addresses the determination of applicable law in light of the provisions of the Turkish Code on Private International and Procedural Law (MÖHUK), the scope of party autonomy in the choice of law, objective connecting factors in the absence of such choice, and the limitations posed by overriding mandatory rules and public policy. Moreover, the impact of the provisions of the United Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods (CISG) on electricity sales contracts has been examined. In conclusion, electricity sales contracts with a foreign element require a multidimensional approach that combines both national legal systems and the principles of international energy law. To enhance legal certainty, balance the interests of the contracting parties, and increase predictability in international trade, it is argued that choice-of-law mechanisms should be applied more effectively and that dispute resolution methods— particularly arbitration—should be further strengthened.Item Enerji şartı anlaşması çerçevesinde uyuşmazlık çözüm yöntemleri(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) İnan, Münevver; Çörtoğlu Koca, SemaSoğuk Savaş sonrası gelişen bir dizi olayın ardından, Avrupa Enerji Şartı temelinde hazırlanan Enerji Şartı Anlaşması, devletler arasında uzun vadeli enerji tabanlı iş birliğini sağlama hedefiyle ilk adımların atıldığı 1994 yılında güncel haliyle 53 ülke tarafından imzalanarak hayata geçirilmiştir. Belirli bir sektöre odaklanan bu çok taraflı bir uluslararası anlaşma, bünyesinde yer verdiği maddi koruma hükümleriyle enerji yatırımlarını korumanın yanı sıra enerjiyle ilişkili ürünleri ile materyallerin serbest ticaretini, boru hatları ve şebekeler kullanılarak engelsiz enerji transitini ve enerji verimliliğini göz önünde bulundurarak çevreye verilen zararlı etkilerin minimize edilmesi ile devletler arası veya ev sahibi devlet ile yatırımcı arasında meydana gelebilecek uyuşmazlıklara son verebilmek için çeşitli uyuşmazlık çözüm yöntemlerini de kapsamına dâhil etmiştir. Anlaşma, üçüncü bölümünde yer alan birden çok maddi koruma hükümlerinin etkinliğinin arttırılması amacıyla söz konusu hükümlere uyulmaması halinde çeşitli uyuşmazlık çözüm mekanizmalarını geniş bir şekilde ele alır. Uyuşmazlık çözüm metodları ticari, transit, rekabet, çevre ve özellikle yatırım ile ilgili olarak meydana gelen ihtilaflara ilişkindir. Anlaşma, ticari uyuşmazlıklar için DTÖ ile paralel olarak müzakereler ve paneller ve tarafların kararlaştırılması halinde tahkim gibi çözüm yolları sunmakta iken rekabet ve çevreyle alakalı uyuşmazlıkların için esnek bir yaklaşımla danışma suretiyle ve transit uyuşmazlıklarının ise kısa vadede sonuçlanması hedefiyle özel bir uzlaştırma prosedürüyle çözümlenmesini öngörmektedir. Daha çok üzerinde durduğu enerji yatırımları için ise anlaşma, ihtilaf tarafların devlet ve yatırımcıya bağlı olarak değişiklik gösteren uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin benimsenmesi yoluna gitmiştir. Ev sahibi devlet ile yatırımcı arasında yaşanan yatırım uyuşmazlıklarının çözümünde, anlaşma öncelikle anlaşmazlıkların dostane bir şekilde çözümlenmesini öngörmekte ve bu aşamanın başarısızlıkla sonuçlanması halinde, ev sahibi devletin mahkemelerine veya idari makamlarına, daha önceden kararlaştırılmış bir çözüm yoluna ve son olarak çoğunlukla yatırım rejiminin uyuşmazlık çözüm yönteminde benimsenen haliyle devletin tahkime koşulsuz rıza göstermesi üzerinde durarak yatırımcıya birden fazla seçenekle birlikte doğrudan uluslararası tahkim yoluna gitme olanağını tanımaktadır. Uluslararası tahkim kapsamında anlaşma yatırımcıya, ICSID, Stockholm Tahkim Enstitiüsü ve UNCITRAL tahkim kurallarını farklı birer alternatif olarak sunar ve yatırımcı, tercihine göre mevcut uyuşmazlığı tahkim yoluyla çözüme kavuşturur. Enerji Şartı Anlaşması, uluslararası hukukta spesifik bir sektöre ilişkin konuları ele alması ve uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tahkimi, yatırımcıya birden fazla alternatif sunarak işaret etmekte ve diğer uluslararası anlaşmalardan ayrılan çok taraflı anlaşma olarak günümüzdeki küresel ekonomide mevcudiyetini korumaktadır. Dolayısıyla önemi gereği bu çalışmada öncelikli olarak Anlaşma’nın ortaya çıkış süreci ve uygulama alanı; diğer yöntemlere göre Anlaşma’da ön plana çıkan uluslarası tahkim ve Anlaşma kapsamındaki uyuşmazlık türleri ve bunların çözüm metodları üzerinde durulmaya çalışılacaktır. Following a series of events that unfolded after the Cold War, the Energy Charter Agreement, resting on European Energy Charter, was signed by 53 countries in its current form in 1994, aiming to establish long-term energy-based cooperation among states. This multilateral international agreement, focusing on a specific sector, encompasses material protection provisions to safeguard energy investments and promotes the free trade of energy-related products and materials, alongside facilitating unimpeded energy transit through networks and pipelines while considering energy abundance to minimize harmful environmental impacts. Additionally, it includes various dispute resolution mechanisms to resolve conflicts that may occur between states or between the host state and investors. The treaty extensively outlines various dispute resolution mechanisms in its third section to bolster the effectiveness of numerous material protection provisions. These mechanisms encompass conflicts arising from commercial, transit, competition, environmental, and particularly investment-related issues. While negotiation and panel discussions similar to those in World Trade Organization (WTO) are offered for commercial disputes, arbitration is also an option if both parties agree. Moreover, the treaty anticipates a flexible consultation approach for competition and environmental disputes, and a specific conciliation procedure for transit disputes aimed at achieving swift resolutions. Regarding energy investments, which are given significant emphasis, the treaty employs distinct dispute resolution methods depending on the parties involved, specifically the state and investor. In settling investment disputes between the investor and host state, agreement first promotes an amicable resolution of conflicts. If this approach proves ineffective, alternative avenues are provided. These include seeking recourse through the host state’s courts or administrative bodies, adhering to a pre-established dispute resolution mechanism, and as a final option, gaining host state’s unreserved consent for international arbitration, a customary practice within investment frameworks. This ensures that the investor has various pathways available, including the opportunity to pursue direct international arbitration. Within the framework of international arbitration, the treaty offers various options to investors, including the ICSID, Stockholm Arbitration Institute, and UNCITRAL arbitration rules, and investors resolve disputes through arbitration according to their preference. The Energy Charter Treaty addresses issues specific to a sector in international law and highlights arbitration as a dispute resolution method, thereby providing investors with multiple alternatives. Therefore, as a multilateral agreement that stands apart from other international agreements, it maintains its presence in todays global economy. In this analysis, the initial focus will be on the origins and extent of the agreement, followed by an examination of various dispute types and methods employed for their resolution. Special attention will be given to international arbitration as a primary mechanism.Item Kı̇şı̇sel verı̇lerı̇n internet ortamında akit dışı ihlali halinde mahkemelerin mı̇lletlerarası yetkı̇si(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Hocaoğlu, Neslişah; Çörtoğlu Koca, SemaDijitalleşen dünya ile birlikte kişisel verilerin korunmasına olan ihtiyaç artmaktadır. Bahse konu ihtiyaç sebebiyle 25.05.2018 tarihinde AB Genel Veri Koruma Tüzüğü (GVKT) Avrupa Birliği (AB) üye ülkeleri tarafından uygulanmaya başlanmıştır. GVKT, kişisel verilerin korunması hukuku alanına birçok yenilik ve değişiklik getirmiştir. Bununla birlikte AB hukukuna ışık tutmakla kalmamış Türkiye’de de 24.03.2016 tarihinde uygulamaya kazandırılmış olan Kişisel Verilerin Korunması Kanununa (KVKK) da ışık olmuştur. GVKT mahkemelerin yetki alanına ilişkin soru işaretlerinin ve belirsizliklerin tamamen aydınlatılamadığı bir düzenlemeye sahiptir. Bu sebeple, gerek Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) gerekse doktrin uygulamaya ilişkin yetki sorununu çözümlemeye çalışmıştır. AB hukukunda mahkemelerin milletlerarası yetkisini belirlemek için 1215/2012 sayılı Brüksel I Bis Recast Tüzüğü (Brüksel I Bis Tüzüğü) yürürlüktedir. Dolayısıyla, bir yanda 95/46/EC Sayılı Veri Koruma Direktifi döneminde uygulanan Brüksel I Bis Tüzüğü’nde yer alan genel ve özel nitelikli yetki kuralları, diğer yanda GVKT ile uygulamaya dahil olan GVKT madde 79’da yer alan milletlerarası yetki kurallarının varlığı, kişisel verilerin ihlali durumunda açılacak olan davaların hangi mahkemelerde görüleceği hususunda birtakım sorunlara sebep olmuştur. Kişisel verilerin korunması hukuku alanında internet ortamında meydana gelecek yabancı unsurlu akit dışı ihlallere ilişkin olarak mahkemelerin milletlerarası yetkisi konusu; 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK), KVKK, Brüksel I Bis Tüzüğü ve GVKT kapsamında ele alınacaktır. The need for protection of personal data is increasing with digitalization of the world. Because of this mentioned need, EU General Data Protection Regulation (GDPR) has been come into effect by European Union (EU) member states on May 25 May 2018. GDPR has brought several amendments in the field of privacy law and data protection. In addition to this, it not only provides an insight to EU law but it has also provided an insight to Personal Data Protection Law which was adopted on 24 March 2018 in Turkey. GDPR has a regulation which does not completely clarify the questions or uncertainties regarding jurisdiction of courts. Therefore, both the Court of Justice of the European Union (CJEU) and doctrine have tried to resolve issues related to jurisdiction. In EU law, Brussels I Bis Recast Regulation No.1215/2012 (Brussels I Bis Regulation) is in force to determine the international jurisdiction of the courts. Therefore, on one hand, the general and special jurisdiction rules in the Brussels I Bis Regulation implemented during the period of the Data Protection Directive No. 95/46/EC, on the other hand, the existence of the international jurisdiction rules in Article 79 of the GDPR included into implementation by GDPR have led to confusion as which member state has jurisdiction over the cases. The issue of international jurisdiction of the courts in case of a non-contractual violation of personal data on the internet in the field of data protection law will be discussed within the context of the International Private and Civil Procedure Law No. 5718, Law on Protection of Personal Data, Brussels I Bis Regulation and the GDPR.Item Milletlerarası ticaret odası 2021 tahkim kuralları uyarınca gerçekleştirilen tahkim yargılaması(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Ceyhan, Mustafa Kaan; Çörtoğlu Koca, SemaKüreselleşmiş dünyamızda ülkelerin birbirleriyle daha çok etkileşime geçiyor olması, söz konusu ülkelere mensup kişilerin birbirleri ile daha fazla hukuki ilişki kurmasına sebep olmuştur. Bu durum ortaya çıkan uyuşmazlıkların sayısını arttırmıştır. Özellikle farklı ülkelere mensup aktörler arasında oluşan uyuşmazlıkların, milletlerarası bir ilişki oluşturdukları için, hangi kurallara tabi olduğu ve ne şekilde çözümleneceği önemli bir husus haline gelmektedir. Milletlerarası bir ilişkide hiç kimse, karşı tarafın ülkesinin devlet yargısına başvurmak istemeyecektir. Hal böyle olunca, milletlerarası aktörler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü genellikle, devlet yargısından ziyade alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ile gerçekleştirilmektedir. Bu alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden en yaygın başvurulan bir tanesi tahkim yargılamasıdır. Tahkim yargılaması içerisinde tarafların uygulanacak bütün kuralları kendi serbest iradeleri ile belirledikleri ad-hoc tahkim çeşidinin yanı sıra, uyuşmazlıkların belirli bir tahkim kurumunun belirlediği kurallar çerçevesinde çözüme götürüldüğü kurumsal tahkim çeşitleri de yer almaktadır. İşte bu kurumsal tahkim çeşitlerinden en yaygın başvurulan Milletlerarası Ticaret Odası’nın Tahkim Kuralları çerçevesinde yürütülen MTO Tahkimidir. Milletlerarası Ticaret Odası’nın kurumsal tarihçesi ve milletlerarası ticaret konusundaki uzmanlığı, MTO Tahkiminin tercih edilmesinin en önemli sebepleri arasındadır. Bu kapsamda MTO Tahkimi bağımsız, tarafsız ve alanında uzman hakemler tarafından yürütülen, tarafların yargılama süreci ile ilgili son derece geniş söz hakkına sahip olduğu ve devlet yargısına kıyasla daha esnek olan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Hal böyle olunca, MTO Tahkimi, tarafsızlığa duyulan şüpheyi, bilgisizliği ya da öngörülemezliği ortadan kaldıracak pek çok düzenleme içermektedir. MTO Tahkim Kuralları uygulanacak hukuk kuralları, hakem sayısı ve seçimi, sunulacak delillerin sayısı ve kapsamı ve yapılacak duruşmalar gibi pek çok konuyu tarafların serbest iradesine bırakmakla birlikte, tarafların anılan konular hakkında anlaşamaması halinde taraflara yol gösterecek ve yargılamanın yürütülmesini sağlayacak düzenlemeler içermektedir. Buna ilave olarak MTO, bazı hususları tarafların serbest iradesine bırakmamış ve kendi belirlemiş olduğu MTO Tahkim Kuralları uyarınca işlem yapılmasını zorunlu kılmıştır. Uyuşmazlık miktarının belirli bir miktarın altında olduğu hallerde seri tahkim hükümlerinin uygulanması, verilen kararın MTO Tahkim Divanı tarafından incelenmesi ya da nihai kararın verilmesi için oluşturulan süre sınırlaması bu hususlara örnek olarak gösterilebilir. Bu kapsamda MTO, MTO Tahkimine başvuran taraflar arasında bulunan uyuşmazlığın en hızlı ve sağlıklı biçimde çözüme kavuşturulmasını hedeflemektedir. Gerek MTO’nun uzmanlığı, gerekse her sene binlerce uyuşmazlığı çözüme kavuşturmanın getirdiği tecrübe, MTO Tahkimini milletlerarası ticaret konusunda en güvenilir alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biri yapmaktadır. In our globalized world, the fact that countries are interacting more with each other has caused the citizens of those countries to establish legal relations on a wider scale with one another. This situation has increased the number of disputes that arose. Especially since the disputes between actors belonging to different countries create an international relationship, the matter of which rules are going to be applied and how the dispute will be resolved becomes a significant issue. In an international relationship, no one will want to resort to the state judgment of the other party's country. As such, resolution of disputes arising between international actors is generally carried out by alternative dispute resolution methods rather than state judicial bodies. One of the most commonly used methods among these alternative dispute resolution methods is arbitration. Arbitration includes ad-hoc arbitration, where the parties determine all the rules to be applied to the proceedings by their own free will and an institutional arbitration, where the parties resolve their disputes within the framework of the arbitration rules determined by a particular arbitration institution. The most common type of arbitration among these institutional arbitration types is the ICC Arbitration carried out within the framework of the Arbitration Rules of the International Chamber of Commerce. The institutional history of the International Chamber of Commerce and its expertise in international trade are among the most important reasons for the preference of MTO Arbitration. In this context, ICC Arbitration is an alternative dispute resolution method in which the judicial activity is carried out by independent, impartial and expert arbitrators, the parties have an extremely wide say in the judicial process and is more flexible than the state judiciary. As such, MTO Arbitration includes many regulations that will eliminate the suspicion of impartiality, ignorance or unpredictability. Although the ICC Arbitration Rules leave many issues such as the applicable laws, the number and selection of arbitrators, the number and scope of the evidence to be presented and the hearings to be made to the free will of the parties, they contain regulations that will guide the parties and ensure the conduct of the arbitral proceedings in the case of disagreement in these areas. In addition, ICC did not leave certain matters to the free will of the parties and has made certain issues to be conducted in accordance with the ICC Arbitration Rules mandatory. In cases where the amount of the dispute is less than a certain amount, the application of expedited arbitration provisions, the scrutiny of the awards by the ICC Arbitration Court or the time limit set for the rendering of the final award can be given as examples. In this context, ICC aims to resolve the dispute between the parties that apply to ICC Arbitration in the fastest and healthiest way. Both the expertise of the ICC and the experience of resolving thousands of disputes every year have made ICC Arbitration one of the most reliable alternative dispute resolution methods in international trade.Item Milletlerarası yatırım tahkiminde ölçülülük etkisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Dekak, Mehmet Tuğberk; Çörtoğlu Koca, SemaMilletlerarası yatırım hukuku, küreselleşmenin etkisiyle giderek daha fazla önem kazanan ve devletler ile yabancı yatırımcılar arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen dinamik ve multidisipliner bir hukuk dalıdır. Bu alanın temel hedeflerinden biri, yabancı yatırımcı hakları ile yatırım alan ev sahibi devletlerin egemenlik yetkileri arasında adil bir denge kurulmasını sağlamak ve yatırım ortamının hukuki güvenlik çerçevesinde sürdürülebilir olmasına katkıda bulunmaktır. Bu bağlamda, milletlerarası yatırım tahkimi yatırımcıların haklarını koruyan ve devletlerin yatırım düzenlemelerini belirli hukuki ilkeler doğrultusunda denetime açan en önemli uyuşmazlık çözüm mekanizmalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, milletlerarası yatırım hukukunun temel koruma standartları çerçevesinde ölçülülük ilkesinin yatırım tahkimindeki rolü detaylı olarak ele alınmıştır. Bu anlamda ölçülülük ilkesinin dolaylı kamulaştırmada, adil ve eşit muamele standardının yorumlanmasında, devletlerin sorumlu oldukları tazminatların belirlenmesinde, yatırımın tanımının belirlenmesinde, istisna klozlarının yorumlanmasında olduğu gibi pek çok noktada rol oynadığını söylemek mümkündür. Ölçülülük ilkesi devletlerin yabancı yatırımlara yönelik düzenleyici işlemlerinin ve müdahalelerinin hukuka uygunluk denetiminde kritik bir ölçüt olarak kabul edilmektedir. Devletler, kamu yararı gerekçesiyle çeşitli düzenleyici tedbirler alabilme yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkinin keyfi, aşırı veya orantısız biçimde kullanılması, yatırımcıların hukuki güvenlik beklentisiyle bağdaşmamakta ve milletlerarası yatırım tahkimi nezdinde uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. International investment law is a dynamic and multidisciplinary branch of law that has gained increasing importance due to globalization and regulates the legal relations between states and foreign investors. One of the fundamental objectives of this field is to establish a fair balance between the rights of foreign investors and the sovereign powers of host states, thereby contributing to the sustainability of the investment environment within a legal framework of security. In this context, international investment arbitration stands out as one of the most important dispute resolution mechanisms that protects the rights of investors and subjects the investment regulations of states to review in accordance with certain legal principles. This study examines in detail the role of the principle of proportionality in investment arbitration within the framework of the fundamental standards of protection in international investment law. In this sense, it is possible to say that the principle of proportionality plays a role in many areas, such as indirect expropriation, the interpretation of the standard of fair and equal treatment, the determination of compensation for which states are responsible, the definition of investment, and the interpretation of exception clauses. The principle of proportionality is recognized as a critical criterion in the legal review of states' regulatory actions and interventions targeting foreign investments. While states have the authority to adopt various regulatory measures for the public interest, the arbitrary, excessive, or disproportionate exercise of this authority is incompatible with investors' expectations of legal certainty and may give rise to disputes before international investment arbitration tribunals.Item Türk vatandaşlığını çıkma izni ile kaybeden mavi kart sahibi kişiler(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Kavafoğlu, Nagehan; Çörtoğlu Koca, SemaUluslararası etkileşim ve bağlılığın arttığı bu zamanlarda, çok vatandaşlık oldukça sık rastlanan bir durum haline gelmiştir. Ülkemizde de yaygın bir şekilde gözlemlenen çok vatandaşlığın artmasının sebeplerinden bazıları; göçler, gurbetçiler, yabancı kişilerle evlilikler, yabancı ülkelerde alınan eğitimler, yurt dışında çalışma imkanları ve bunlar gibi sebeplerdir. Bazı devletler çok vatandaşlığa izin verirken, bazı devletler ise bu durumu kabul etmemektedir. Çok vatandaşlığı kabul etmeyen ülkeler neticesinde, çalışmamızın ana konusunu oluşturan, mavi kart sahipleri gündeme gelmektedir. Türk vatandaşlığını doğum yolu ile kazanıp çok vatandaşlığı kabul etmeyen yabancı ülke vatandaşlığına geçmek için çıkma izni alarak Türk vatandaşlığından ayrılan kişilere, Türkiye’deki haklarından yararlanmaya devam edebilmeleri için talepleri halinde mavi kart verilmektedir. Mavi kart sahipleri, Türk Vatandaşlığı Kanunu madde 28’de düzenlenmiş olup belirtilen istisnalar dışında Türk vatandaşlarının yararlandığı haklardan aynen yararlanmaya devam etmektedirler. Multiple citizenship has became a common situation in these days which international interaction and correlation increase. Some of the reasons why multiple citizenship increases, which is commonly seen also in our country, are immigrations, expats, marriage with an alien, having an education abroad, job opportunities in abroad and such reasons. While some countries allow multiple citizenship, some do not accept this position. As a result of the countries which don’t accept the multiple citizenship, the blue card holders become a current issue which constitutes the main topic of this study. In order to hold the right to benefit from their rights in Turkey, on demand, the blue card is given to the people who earned the Turkish citizenship with birth and lost the citizenship by obtaining renunciation permission to earn a foreign country citizenship which doesn’t accept a multiple citizenship. The blue card holders are regulated under Turkish Citizenship Law, Article 28 and apart from the exceptions stated in the article, the blue card holders hold the right to benefit from the same rights accorded to Turkish citizens.Item Viyana satım antlaşması’nın uygulama alanı ve antlaşma kapsamında esaslı ihlâl kavramı(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Dede, Buse Naz; Çörtoğlu Koca, SemaDevletler arasındaki ticari ilişkilerin artması nedeniyle ticari ilişkinin zemin taşı olan satım sözleşmelerinin kuruluşu ve içerdiği hükümler kadar bu sözleşmeler kapsamında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde hangi hukuk kuralından faydalanılacağı hususunun tespiti hem tacirler hem de hukukçular nezdinde oldukça önemlidir. Uluslararası nitelikteki satım sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacak hukuka ilişkin soru işaretlerinin giderilmesi ve uluslararası satım sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların farklı ülkelerde aynı kurallar uygulanarak çözümlenebilmesi amacıyla kurulan Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu tarafından Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması -Viyana Satım Antlaşması (CISG) hazırlanmıştır. Farklı hukuk sistemine sahip birçok ülke tarafından kabul edilen Antlaşma’ya Aralık 2021 tarihi itibariyle 94 ülke taraftır. Antlaşma genel itibariyle gerek alıcının gerekse satıcının esaslı ihlâl halinde kullanacağı haklarına yönelik oldukça pratik hükümler içermekte olup bu haliyle de uluslararası bir borçlar kanunu niteliğindedir. Uluslararası mal satım sözleşmelerine ilişkin içerdiği hükümlerin hem Türk Hukuku hem de uluslararası hukuk sistemleri açısından önem arz etmesi nedeniyle bu çalışmada öncelikle Antlaşma’nın uygulama alanı ele alınacak ve Antlaşma kapsamında esaslı ihlâl kavramı ile başlıca esaslı ihlâl halleri incelenecektir. Due to the increasement in commercial relations between states, it is very important for both traders and lawyers to determine which legal rule will be used in the resolution of disputes arising within the scope of these contracts, as well as the establishment and the provisions contained in the sales contracts, which are the cornerstone of the commercial relationship. United Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods - Vienna Convention on the Sale of Goods (CISG) has been prepared by the United Nations International Commercial Law Commission, which was established in order to resolve the question marks regarding the law to be applied in the settlement of disputes arising from international sales contracts and to resolve disputes arising from international sales contracts by applying the same rules in different countries. As of December 2021, 94 countries with different legal systems are party to the Treaty. In general, the Treaty contains very practical provisions regarding the rights of both the buyer and the seller in case of fundamental violation and as such, it is an international law of obligations. In this study, first of all, the application area of the Treaty will be discussed, and the concept of fundamental violation and the main cases of fundamental violations will be examined within the scope of the Treaty, since the provisions contained in the contracts for the international sale of goods are important for both Turkish Law and international law systems.Item Viyana satım antlaşmasının uygulama alanı ve tartışmalı konuların değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Deligönül, Fikret Ege; Çörtoğlu Koca, SemaTicari faaliyetler ve ilişkiler, globalleşmenin gitgide hız kazandığı günümüzde, günden güne artmakta ve gelişmektedir. Çoğunlukla olumlu sonuçları olmakla beraber bu gelişmeler, ticari ilişkinin tarafları arasındaki uyuşmazlıkları da beraberinde getirmiştir. Farklı ülkelerden hatta kıtalardan insanlar, akdedilen sözleşmeler ve ticari anlaşmalar nedeniyle uyuşmazlıklar yaşamaya başlamış, bu uyuşmazlıkların da çözümü gerekmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık milletlerarası bir husus olduğunda ise çözülmesi gereken en önemli sorun, ortaya çıkan uyuşmazlığa hangi hukuk kuralı uygulanacağı olacaktır. Bu sorunun en önemli kaynağı da ticaret ve borçlar hukukunu düzenleyen yasaların devletlerden devletlere farklılık göstermesidir. Taraflar, aralarındaki uyuşmazlığa hangi hukuk sisteminin hukukunun uygulanacağını bilmediklerinde veya bu husus belirlenmediğinde, güvensizlik ve satım sözleşmelerinin yapılmasında bir çekince de beraberinde gelecektir. Taraflar arasında oluşabilecek hukuki kural farklılıklarının giderilebilmesi ve ticari hayatın büyük bir bölümünü oluşturan mal satıma ilişkin kurallarda bir bütünlük olabilmesi ve işyerleri farklı devletlerde bulunan taraflar arasında akdedilen satım sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözülebilmesi amacıyla, Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu tarafından Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması - Viyana Satım Antlaşması (CISG) hazırlanmıştır. CISG, uluslararası mal satımı işlemlerini düzenleyen, Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan ve 1988 yılında yürürlüğe giren, uluslararası taşınır mal satımına ilişkin düzenlenen en kapsamlı Antlaşmadır. Antlaşmanın temel amacı, uluslararası mal ticaretinde tarafların haklarını ve yükümlülüklerini tanımlamak, bu ticaretin düzenlenmesini kolaylaştırmak, ticaretin güvenilirliğini ve tutarlılığını artırmak ve farklı hukuki sistemlere sahip ülkeler arasındaki mal satımı işlemlerinde ortak bir hukuki dil ve kavramlar oluşturarak, uluslararası mal ticaretindeki birliği sağlamak olmuştur. Bu nedenle Antlaşmanın uygulama alanının net bir şekilde belirlenmesi, büyük önem arz etmektedir. Hal böyle iken, sürekli değişim halinde olan hukuk sistemleri ve anlayışı, zamanla gelişen teknoloji, Antlaşmada düzenlenmeyen konuların zamanla ortaya çıkması veya devletlerin ve mahkemelerin değişen hukuk yorumları, Antlaşmanın uygulama alanına yönelik soruları ve karışıklıkları da beraberinde getirmiştir. Çalışmamızda öncelikle genel olarak Viyana Satım Antlaşması incelenecek, uygulama alanı üzerinde durulacak, CISG'in temel prensipleri ve uygulanabilirlik alanı ayrıntılı bir şekilde ele alınacak ve kişi, yer, zaman gibi hususlar göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılacaktır. Ardından öğretide ve uygulamada, Antlaşma kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmalı olan hususlar incelenecek ve bu tartışmalı konuların, Antlaşmanın hükümleriyle ve temel prensipleriyle uyumlu olup olmadığı ve bu hususların Antlaşmanın kapsamına dahil edilip edilmeyeceği konusunda her tartışmalı husus için ayrı bir sonuca varılacaktır. Commercial activities and relations are increasing and developing day by day in today's world where globalization is gaining momentum. Although these developments have mostly positive consequences, they have also brought along disputes between the parties to the commercial relationship. People from different countries and even continents have started to experience disputes due to contracts and commercial agreements concluded, and these disputes need to be resolved. When the dispute between the parties is an international matter, the most important problem to be solved is which rule of law will be applied to the dispute arising. The most important source of this problem is, of course, the fact that the laws regulating the law of commerce and the law of obligations differ from state to state. When the parties do not know which legal system's law will be applied to the dispute between them or when this issue is not determined, distrust and hesitation in concluding sales contracts will also come along. The United Nations Convention on Contracts for the International Sale of Goods - Vienna Sales Convention (CISG) was prepared by the United Nations Commission on International Trade Law in order to eliminate the differences in legal rules that may arise between the parties, to ensure uniformity in the rules regarding the sale of goods, which constitute a large part of commercial life, and to resolve disputes arising from sales contracts concluded between parties whose workplaces are located in different states. CISG is the most comprehensive treaty regulating the international sale of goods, drafted by the United Nations and entered into force in 1988. The main purpose of the Treaty is to define the rights and obligations of the parties in international trade in goods, to facilitate the regulation of this trade, to increase the reliability and consistency of trade, and to ensure unity in international trade in goods by establishing a common legal language and concepts in the sale of goods transactions between countries with different legal systems. Therefore, it is of great importance to clearly define the scope of application of the Treaty. However, the ever-changing legal systems and understanding, the technology that develops over time, the emergence of issues that are not regulated in the Treaty over time, or the changing interpretations of law by states and courts have brought questions and confusion regarding the scope of application of the Treaty. In our study, firstly, the Vienna Sales Treaty will be examined in general, the scope of application will be emphasized, the basic principles and applicability of the CISG will be discussed in detail, and an evaluation will be made by taking into account issues such as subject, person, place and time. Then, the controversial issues in the doctrine and practice will be examined and a conclusion will be reached for each controversial issue as to whether these controversial issues are compatible with the provisions and basic principles of the Treaty and whether these issues should be included in the scope of the Treaty.Item Yatırımların karşılıklı teşviki ve korunmasına ilişkin anlaşmalarda yer alan en çok gözetilen ulus kaydı: Kaydın kapsamı, uygulaması ve sınırlandırılması(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Koluman, Emre; Çörtoğlu Koca, SemaBu tez çalışmasında, uluslararası yatırım hukukunun temel ilkelerinden biri olan en çok gözetilen ulus kaydı ele alınmakta; yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması (YKTK) anlaşmalarında kaydın kapsamı ve sınırları, çelişkili hakem kararları ışığında sistematik biçimde incelenmektedir. Çalışmanın temel amacı, en çok gözetilen ulus kaydının normatif yapısını, işlevini ve sınırlarını ortaya koymak; özellikle usule ilişkin hükümlere uygulanıp uygulanamayacağına dair mevcut yaklaşım farklılıklarını öğretideki tartışmalar ve uygulama örnekleri çerçevesinde değerlendirmektir. Tez beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, doğrudan yabancı yatırımların kavramsal çerçevesi ortaya konulmuş, bu yatırımların tanımı, tarihi gelişimi ve tabi olacağı hukuki muamele sistematik şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde, YKTK anlaşmalarında yer alan muamele standartları, özellikle adil ve eşit muamele, ulusal muamele, tam koruma ve güvenlik gibi ilkeler öğretideki ve uygulamaya dönük yaklaşımlarla ele alınmıştır. Üçüncü bölüm, en çok gözetilen ulus kaydının tarihsel gelişimi, tanımı ve temel özelliklerini irdelemekte; ayrıca bu kaydın yatırım hukukundaki yeri ve fonksiyonu irdelenmektedir. Dördüncü bölümde ise en çok gözetilen ulus kaydının kapsamı ve sınırları hem teorik hem de uygulamalı düzlemde analiz edilmekte; çeşitli devlet uygulamaları, istisna rejimleri ve sınırlama türleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir. Beşinci bölümde, söz konusu kaydın uyuşmazlık çözüm mekanizmalarına uygulanabilirliği meselesi uluslararası tahkim kararları, öğretideki görüşler ve devlet uygulamaları ışığında detaylandırılmış, bu kapsamda Maffezini, Plama, Siemens, RosInvestCo ve Tza Yap Shum gibi emsal kararlar incelenmiştir. Çalışmada ağırlıklı olarak karşılaştırmalı hukuk yöntemi kullanılmış, çok sayıda hakem kararı, devlet uygulaması ve model yatırım anlaşması üzerinden normatif ve uygulama temelli çözümlemeler yapılmıştır. Ayrıca Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin yorum kurallarına dayalı analitik değerlendirmelere yer verilmiştir. Sonuç olarak, en çok gözetilen ulus kaydının yatırımcıya sağladığı korumanın kapsamı, her somut anlaşmanın lafzı, bağlamı ve taraf devletlerin iradesi çerçevesinde değerlendirilmelidir. Devletlerin kaydın uygulamasına ilişkin iradelerini açık ve net şekilde ortaya koyması gerektiği gibi, mevcut YKTK anlaşmalarının da bu yönüyle gözden geçirilmesi ve yenilenmesi önerilmektedir. Uluslararası hukukta yeknesaklığın sağlanabilmesi adına kaydın düzenlemesine ilişkin çok taraflı bir çerçeve anlaşmanın kabulü ise öğretide ve uygulamada yaşanan belirsizlikleri asgariye indirecektir. This thesis examines the most favoured nation (MFN) clause, one of the fundamental principles of international investment law, and offers a systematic analysis of its scope and limitations within Bilateral Investment Treaties (BITs) in light of divergent arbitral awards. The primary objective of this study is to identify the normative structure, legal function, and boundaries of the MFN clause, with particular emphasis on the controversial issue of whether it extends to procedural provisions. The analysis draws upon scholarly debates and practical examples in the field. The thesis is structured into five main chapters. The first chapter outlines the conceptual framework of foreign direct investment, addressing its definition, historical development, and the legal regime to which it is subject. The second chapter discusses the standard of treatment provisions found in BITs, specifically, fair and equitable treatment, national treatment, and full protection and security, through both doctrinal perspectives and state practice. The third chapter explores the historical evolution, definition, and core characteristics of the MFN clause, as well as its legal function and role within the investment law framework. The fourth chapter provides a detailed analysis of the scope and limitations of the MFN clause, considering theoretical perspectives, state practice, exception regimes, and limitation clauses through comparative evaluation. The fifth and final chapter focuses on the applicability of the MFN clause to dispute settlement mechanisms, elaborating on arbitral practice, scholarly opinions, and treaty interpretation. In this context, landmark arbitral decisions such as Maffezini, Plama, Siemens, RosInvestCo and Tza Yap Shum are examined in depth. The study primarily employs a comparative legal methodology, integrating normative and practice-oriented analysis through a comprehensive review of arbitral awards, state conduct, and model BITs. Furthermore, interpretive principles laid out in the Vienna Convention on the Law of Treaties are used as the basis for analytical evaluations. In conclusion, the extent of protection afforded to investors through the MFN clause must be assessed in accordance with the wording, context, and intent of the contracting states in each specific treaty. States should clearly articulate their intent regarding the application of MFN clauses, particularly with respect to procedural matters. It is also recommended that existing BITs be reviewed and, where necessary, revised to reflect this clarity. Finally, the adoption of a multilateral framework agreement governing MFN clauses would contribute significantly to resolving interpretive inconsistencies and promoting uniformity in international law.