Browsing by Author "Can, Gülin Feryal"
Now showing 1 - 10 of 10
- Results Per Page
- Sort Options
Item Bir asansör firmasının aylık isg performanslarının çok kriterli karar verme yaklaşımları ile değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Öztemiz, Hüseyin Onur; Can, Gülin FeryalAsansör imalat, bakım ve servis faaliyetleri, “çok tehlikeli iş” sınıfında yer almakta ve bu alanda görev yapan işçiler, tehlikeli çalışma koşullarına maruz kalmaktadırlar. Bu çalışmada, Türkiye’de faaliyet gösteren, uluslararası bir asansör üretim-bakım-servis firmasının aylık iş sağlığı ve güvenliği (İSG) performans düzeylerinin Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemleri kullanarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Böylece, İSG performans düzeyinin en yüksek olduğu ay belirlenerek, söz konusu ay içerisinde gerçekleştirilen İSG faaliyetlerinin incelenmesiyle, gelecek dönemlerde de uygulamanın aynı yönde süründürülmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada, İSG performansını etkileyen kriterler olarak; toplam çalışma süresi, yeni işe giren personel maliyeti, verilen temel İSG eğitim süresi, verilen İSG hatırlatma eğitimi süresi, periyodik muayene sayısı, yapılan tetanos aşısı sayısı, ölümlü iş kazası sayısı, iş günü kaybı, düşük etkili ramak kala bildirim sayısı, orta etkili ramak kala bildirim sayısı, yüksek etkili ramak kala bildirim sayısı kriterleri dikkate alınmıştır. Söz konusu kriterlerin önem ağırlıkları, Kriterlerin Kaldırma Etkilerine Dayalı Yöntem (Method based on the Removal Effects of Criteria-MEREC) ile elde edilmiş ve ayların İSG performans düzeylerine göre sıralaması ise, Birleşik Uzlaşma Çözümü (Combined Compromise Solution-CoCoSo) yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, firmanın 2022 yılına ait, aylık İSG performanslarını gösteren veriler kullanılmıştır. Gerçekleştirilen çalışma, asansör üretim-bakım-servis hizmeti veren firmalar ya da farklı sektörlerde faaliyet gösteren firmalar için belirlenen periyotlarda İSG performans düzeylerinin değerlendirilmesine imkân sağlayacaktır. Böylece, firma tarafından İSG kapsamında doğru hedeflerin belirlenmesi ve mevcut İSG sisteminin geliştirilmesi konusunda katkı sunacaktır. Elevator manufacturing, maintenance, and service activities are classified as "high-risk jobs," and workers in this field are exposed to dangerous working conditions. In this study, the monthly occupational health and safety (OHS) performance levels of an internationally operating elevator manufacturing-maintenance-service company in Turkey were evaluated using multi-criteria decision-making (MCDM) methods. The aim is to determine the month with the highest OHS performance level, and to examine the OHS activities carried out during that month in order to continue the application in the same direction in future periods. Criteria that affect OHS performance were considered in the study, including total working time, cost of new personnel, duration of basic OHS training provided, duration of OHS reminder training provided, number of periodic inspections, number of tetanus vaccines administered, number of fatal work accidents, number of lost workdays, number of low-impact near-miss incident reports, number of medium-impact near-miss incident reports, and number of high-impact near-miss incident reports. The importance weights of these criteria were obtained using the Method based on the Removal Effects of Criteria (MEREC), and the ranking of months according to OHS performance levels was achieved using the Combined Compromise Solution (CoCoSo) method. The data used in the study represented the monthly OHS performance of the company for the year 2022. The study will provide an opportunity to evaluate the OHS performance levels of companies engaged in elevator manufacturing-maintenance-service activities or other sectors at designated intervals. Therefore, it will contribute to the determination of correct targets within the scope of OHS and the development of the existing OHS system by the company.Item Bir firmanin kaplama-boyama süreçlerinde risk değerlendirme amaciyla HAZOP yönteminin kullanilmasi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimler Enstitüsü, 2023) Demircioğlu, Pınar Yasemin; Can, Gülin Feryalİş sağlığı ve güvenliği (İSG)’nin önemi dünyada her geçen yıl artmaktadır. Ülkemizde de İSG, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na ve bağlı yönetmeliklere göre düzenlenerek, devlet-işçi-işveren arasında denetlenebilir bir mekanizma haline gelmiştir. İSG uygulamalarının en önemli adımı risk değerlendirmesidir. Çalışma ortamının ve çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak, sürdürmek ve geliştirmek amaçlarıyla risk değerlendirmesi yapılır. Literatürde geliştirilen ve uygulamada kullanılan birçok risk değerlendirme yöntemi bulunmaktadır. Burada önemli olan, üretim sürecinin yapısına uygun risk değerlendirme yönteminin tercih edilmesidir. Ancak bu şekilde, risk değerlendirme sonuçları daha güvenilir bir hale gelebilir. Buna göre tez çalışmasında, bir firmanın kaplama-boyama süreçleri açısından uygun olan risk değerlendirme yönteminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kaplama-boyama süreçlerinde gerçekleştirilen faaliyetler çok tehlikeli sınıfta yer almaktadır. Bunun temel nedeni, üretim sürecinde farklı kimyasal maddelerin kullanılmasıdır. Buna göre kaplama- boyama süreçlerinde, risklerin uygun bir yöntem belirlenerek detaylı bir şekilde değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Mevcut durumda, ilgili firmada risk değerlendirme amacıyla L Tipi Matris yöntemi kullanılmaktadır. Ancak yapılan araştırmalar sonucunda, L Tipi Matris yönteminin söz konusu süreçlerdeki riskleri belilrmede yetersiz kaldığı görülmüştür. Bu nedenle, kaplama-boyama süreçlerinde risk değerlendirme için Tehlike ve İşletilebilirlik Analizi (Hazard ve Operability Analysis-HAZOP) yönteminin uygulanmasının daha faydalı olacağı değerlendirilmiştir. HAZOP, bir proses tehlike analizi metodudur ve kimya sektöründe, risklerin mümkün olduğunca detaylı bir şekilde incelenmesini sağladığı için diğer risk değerlendirme yöntemlerine göre daha fazla kullanılmaktadır. Çalışmada, firma tarafından uygulanan L Tipi Matris yönteminin sonuçları ile tez kapsamında kullanılan HAZOP yönteminin sonuçları karşılaştırılmış ve ilgili üretim süreci için kullanılması en uygun olan yöntem belirlenmiştir. Çalışma sonucunda, HAZOP yönteminin kaplama-boyama süreçleri için risk değerlendirme amacıyla kullanılmasının, farklı riskleri ortaya çıkarabilmesi, iş güvenliği uzmanının riskler açısından daha detaylı bir şekilde düşünebilmesini sağlaması ve alınabilecek önlemleri ortaya çıkarabilmesi açılarından daha faydalı olduğu görülmüştür. The importance of occupational health and safety (OHS) is increasing every year in the world. In our country, OHS has become an auditable mechanism between the state- employee-employer by being regulated according to the Occupational Health and Safety Law Nu. 6331 and related regulations. The most important step of OHS practices is risk assessment. Risk assessment is carried out in order to ensure, maintain and improve the health and safety of the working environment and employees. There are many risk assessment methods developed in the literature and used in practice. The important thing here is to choose a risk assessment method appropriate to the structure of the production process. Only in this way, risk assessment results can become more reliable. Accordingly, in the thesis study, the results of the L-Type Matrix Method, which is used for risk assessment in the coating-painting process and the Hazard and Operability Analysis (HAZOP) method, were compared and the most appropriate method to be used for the relevant production process was determined. Activities carried out in the coating-painting sector are in the very dangerous class. The main reason for this is the use of different chemicals in the production process. Accordingly, in coating-painting processes, it is important to evaluate the risks in detail by determining an appropriate method. In the company where the application is made, risk assessment is currently carried out with the L-Type Matrix Method. In the thesis study, the HAZOP method, which is thought to be more suitable for risk assessment in the coating-painting process, was applied and the results were compared with the results of the L Type Matrix Method. HAZOP is a process hazard analysis method and is used more than other risk assessment methods in the chemical industry, as it allows the risks to be examined in as much detail as possible. As a result of the study, it has been seen that the use of the HAZOP method for risk assessment for coating-painting processes is more benefıcial in terms of revealing different risks and determining risk sizes more reliably.Item Bir sağlık kuruluşunun fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümünde hizmet performansının yalın tekniklerin kullanılmasıyla arttırılması(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Bayraktar, Buse; Can, Gülin FeryalTürkiye’de sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesi, bu hizmetlerden yararlanması gereken kişi sayısı arttıkça, daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Hasta memnuniyetinin arttırılması, sağlık kurum ve kuruluşlarının sahip oldukları kaynakları etkin bir şekilde kullanarak; varlıklarını sürdürebilmeleri açısından bir zorunluluktur. Diğer sektörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de hizmet sürecinde katma değeri olmayan faaliyetlerin bulunması, gecikmelere, aksamalara ve hastaların memnuniyetsizliğine yol açmaktadır. Söz konusu problemlerin temel çözüm noktası, sağlık kuruluşlarında teşhis, tedavi ve diğer tüm hizmetlerin mümkün olan en kısa sürede ve doğru bir şekilde hastalara verilmesidir. Sağlık hizmetlerinin bu yönde geliştirilebilmesi için son yirmi yıldan beri, yalın düşünceden yararlanılmaktadır. Tarihsel açıdan bakıldığında, 2000’li yıllarda ilk olarak İngiltere’de ve ABD’de uygulanan yalın sağlık hizmetleri, Türkiye’de son yıllarda yaygınlaşmaya başlanmıştır. Yalın düşünce, israf noktalarının tespit edilerek azaltılmasını veya mümkünse elimine edilmesini hedefleyen, sistem etkinliğini sürekli olarak arttırmaya çalışan bir stratejidir. Bu strateji ilk olarak; otomotiv üretim sektöründe uygulanmış, günümüzde daha fazla yaygınlaşarak; hizmet sektöründe de kullanılmaya başlamıştır. Özellikle, sağlık hizmeti sunan kurumlarda yalın düşünceden yararlanılmasının gerekliliği; hastaların beklenti ve ihtiyaçlarının karşılanarak hasta memnuniyetinin arttırılması açısından önem kazanmaktadır. Aksi taktirde, artan rekabet koşullarında sağlık pazarında yer alınamayacağı bir gerçektir. Tez çalışmasında, yalın düşünceye girişte ilk adım olan, hizmete değer katan ve katmayan faaliyetleri analiz etmek ve görselleştirmek için yaygın olarak kullanılan, Değer Akışı Haritalama (DAH) tekniğinden yararlanılarak; Ankara’daki bir sağlık kuruluşunun Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon (FTR) bölümündeki muayene süreci haritalandırılmıştır. Bu kapsamda, darboğaz noktaları, kaynak yetersizlikleri, gecikmeler, fazla mesai zorunlulukları, beklemeler, gün sonuna kalan hastalar gibi birçok istenmeyen durum tespit edilerek; bu problemlerin iyileştirilmesi için 35 farklı senaryo önerisi geliştirilmiştir. Bu senaryolar, ARENA programında simüle edilerek performans ölçütlerine ilişkin sonuçlar, her bir senaryo için elde edilmiştir. Senaryolara ait performans ölçütlerinin sonuçları kullanılarak; Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) tekniklerinden Kriterler Arasındaki Korelasyona Göre Kriter Önemleri (Criteria Importance Through Intercritera Correlation-CRITIC) Yöntemi ile performans ölçütlerine ait önem ağırlıkları belirlenmiştir. Bu önem ağırlıklarının dikkate alınmasıyla, Birleştirilebilir Uzaklık Tabanlı Değerlendirme (Combinative Distance-based Assessment-CODAS) ve Ortalama Çözüm Uzaklığına Dayalı Değerlendirme (Evaluation based on Distance from Average Solution-EDAS) olmak üzere iki farklı yaklaşım ile senaryolar sıralanmıştır. Buna göre, öncelikle uygulanması gereken iyileştirme senaryosu belirlenmiş ve sağlık kuruluşu yönetimine sunulmuştur. Healthcare services both in Turkey and in other countries encounter similar problems. As in other sectors, the presence of non-value added activities in the healthcare service sector leads to delays, difficulties and patient dissatisfaction. The main solution of these problems is to provide diagnosis, treatment and all other services to the patients as soon as possible and in the most appropriate way. Lean practices have been used for the last twenty years to improve healthcare services in this direction throughout the world. The first appplications of lean healthcare services had been implemented in England and in the USA around 2000s, and it has started to become widespread in Turkey recently. Lean philosophy is a discipline that aims to reduce the waste points, and eliminate them wherever possible, by identifying the root problems, and continuously increasing system efficiency. Although this idea was first applied in the automotive manufacturing sector, it has become more comprehensive today and has started to be applied in the service based enterprises. The necessity to use lean philosophy especially in healthcare institutions stems from the importance of increasing the satisfaction of the patients by meeting their expectations and urgent needs. Otherwise, it is obvious that health institutions cannot take part in the health market under increasing competitive conditions. In this thesis, the examination process of the Physical Therapy and Rehabilitation (PTR) department of a health institution in Ankara was monitored using the Value Stream Mapping (VSM) technique, which is the first step of lean philosophy. VSM technique is widely used to analyze and visualize value added activities and non-value added activities in the system. In this context, many undesirable situations such as bottlenecks, insufficiency of the resources, customer delays, obligatory overtime needs, patients who are left at the end of the day, have been identified and 35 alternative scenarios have been proposed to improve the efficiency of the system. The scenarios mentioned were run in the ARENA program and results of performance criteria were obtained for each scenario. Using the performance criteria results of the scenarios; the importance weights of performance criteria were determined with the Criteria Importance Through Intercritera Correlation (CRITIC) Method, which is one of the Multiple Criteria Decision Making (MCDM) techniques. By considering criteria importance weights, “The Combinative Distance-based Assessment” (CODAS) and “Evaluation based on Distance from Average Solution” (EDAS) approaches, the prioritization of the scenarios was obtained in a two different ways. Accordingly, the improvement scenario that should be implemented is determined and presented to the health institution management.Item Kaynak sürecinde sertifikalandırmaya bağlı iş çizelgeleme modeli önerisi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Gezer, Temmuz Can; Can, Gülin FeryalRaylı sistemler endüstrisi, ürün çeşitliliğinin fazla, üretim faaliyetlerinin karmaşık ve müşterinin kalite beklentisinin yüksek olduğu bir sektördür. Bu nedenlerle, sektördeki alt parça imalatçıları için karlılık oranı düşük ve rekabet şartları zorlayıcıdır. Buna göre, raylı sistemler endüstrisi için alt parça imal eden üreticilerin yüksek maliyetli ve sınırlı olan iş gücünden etkin bir şekilde yararlanmaları gerekmektedir. Bu kapsamda, iş gücü planlamasında bilimsel yaklaşımlardan yararlanılması gerekmektedir. Böylece, kalitesizlik, geç teslim ve stokta tutma maliyetleri azalacak ve kapasite artışı gerçekleşecektir. Tez çalışmasında, kaynak işlemi ile raylı sistemler için ürün imalatı gerçekleştiren bir firmada, teslim tarihleri kapsamında toplam gecikme ve erken bitirme sürelerinin en küçüklenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçların gerçekleştirilmesi için, Tam Sayılı Doğrusal Programlama (Mixed Integer Lineer Programming–MILP) modeli kullanılmıştır. Firmada, kaynakçı olarak çalışan işçilerin, hammadde türüne ve kalınlığına bağlı olarak kaynak yetkinlik sertifikaları bulunmaktadır. Buna göre, her ürün için gerekli olan kaynak operasyonu/ları, herhangi bir kaynak işçisi tarafından gerçekleştirilememektedir. Bu durum, kaynak yapılması gereken parçaların beklemesine ya da işçinin erken bitirerek boş kalmasına yol açmaktadır. Önerilen matematiksel modelde, işçi-yetkinlik kontrolü, işçinin müsaitlik kontrolü, iki kaynak işi arasında geçen hazırlık süresi, her bir kaynak işinin yalnızca bir işçiye atanması kısıtları göz önünde bulundurulmuştur. Ayrıca, matematiksel modelde firmadan alınan gerçek veriler kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, önerilen modelin firmada yaşanan mevcut durumdan daha iyi bir sonuç verdiği gözlenmiştir. Çalışmanın, işçi yetkinliklerine göre iş atama ve çizelgeleme yapılması açısından literatüre ve imalat sektöründeki uygulayıcılara yararlı olabileceği değerlendirilmiştir. The rail systems industry is a sector characterized by a wide variety of products, complex production activities, and high customer quality expectations. As a result, profitability is low for manufacturers of sub-components in the industry, and competition conditions are challenging. Therefore, it is crucial for manufacturers producing sub-components for the rail systems industry to effectively leverage the high-cost and limited workforce. In this context, the utilization of scientific approaches in workforce planning is necessary. This would lead to a reduction in defects, late deliveries, and inventory holding costs while increasing capacity. This thesis study aims to minimize the total delay and early completion times within the scope of delivery dates in a company that performs product manufacturing for rail systems using welding processes. To achieve these goals, a Mixed Integer Linear Programming (MILP) model has been used. In the company, the welding operators have welding competency certificates based on the type and thickness of the raw material. Consequently, not every welding operation required for each product can be performed by any welding operator. This situation leads to either prolonged waiting time for the parts that need welding or the operator finishing the job(s) early and having idle time. The proposed mathematical model considers constraints such as worker-competency control, worker availability control, setup time between two welding operations, and the assignment of each welding operation to only one operator. Additionally, the mathematical model utilizes actual data obtained from the company. The study results indicate that the proposed model provides better results than the current situation in the company. The study is considered to be useful for the literature and practitioners in the manufacturing sector in terms of assigning tasks and scheduling based on worker competencies.Item Montaj hattı dengeleme ve işçi atama probleminde ergonomik uzantılı yeni modeller(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Yener, Yelda; Can, Gülin Feryalİşgücünün üretimde yoğun olarak yer aldığı montaj hatlarının verimliliği, bu hatlarda çalışan işçilerin performans düzeylerine bağlıdır. İşçilerin performans düzeyleri ise, heterojen yapıdaki işçi özelliklerinden etkilenmektedir. Söz konusu heterojen özellikler, çalışma ortamı koşullarından da işçilerin farklı düzeylerde etkilenmelerini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, insan ve çalışma ortamı arasındaki uyumu sağlamaya yönelik sistematik faaliyetlerin gerçekleştirildiği ergonomi biliminden, Montaj Hattı Dengeleme ve İşçi Atama Problemlerinde (MHDİAP) yararlanılması gereklidir. Böylece, işçilerin heterojen özelliklerini dikkate alan ve gerçek üretim koşullarını yansıtabilecek Ergonomik Montaj Hattı Dengeleme ve İşçi Atama Problemi (Ergo-MHDİAP) modelleri kurulabilecek ve hatların verimlilik düzeyleri daha güvenilir bir şekilde belirlenebilecektir. Bu kapsamda tez çalışmasında, farklı ergonomik risk faktörlerinin dikkate alındığı altı Ergo-MHDİAP modeli önerilmiştir: Birinci modelde, çevresel risk faktörlerinden aydınlatma ve gürültü faktörleri ile Uygun olmayan Çalışma Duruşları (UOÇD) kısıtlarda yer almış ve çevrim süresinin en küçüklenmesi amaçlanmıştır. Çalışma duruşlarına ilişkin risk düzeyinin belirlenmesi amacıyla Hızlı Tüm Vücut Değerlendirme (Rapid Entire Body Assessment-REBA) yöntemi, duruşların sergilenme sürelerine bağlı olarak kullanılmıştır. İkinci modelde, çevresel risk faktörleri ve UOÇD kısıtlarda yer almış ve çevrim süresinin en küçüklenmesi ile psikolojik risk faktörü kapsamında işçilerin tercih ettikleri görev/leri yapabilmelerinin en büyüklenmesi amaçlanmıştır Üçüncü modelde, bireysel risk faktörleri kapsamında işçilerin farklı özellikleri dikkate alınarak hesaplanan iş kazası yapma olasılığı, çevrim süresi ile en küçüklenmiş, çevresel risk faktörleri ile UOÇD kısıtlarda yer almıştır. Dördüncü modelde, çevresel risk faktörleri ile UOÇD kısıtlarda yer almış, işçilerin enerji tüketim miktarları ve çevrim süresi en küçüklenmiştir. Beşinci modelde, çevresel risk faktörleri ve UOÇD kısıtlarda yer verilmiş, çevrim süresi en küçüklenerek, işçilerin deneyim düzeylerine göre uygun görevlere atanabilmeleri en büyüklenmiştir. Son modelde ise, çalışmada dikkate alınan bütün ergonomik risk faktörlerinin yer aldığı bütünleşik bir MHDİAP modeli önerilmiştir. Geliştirilen ilk model, tek amaçlı olduğundan matematiksel modelleme ile çözülmüştür. İkinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci modeller iki amaçlı olmaları sebebiyle Pareto Çözümler (Pareto Solutions-PSs) ortaya konulmuştur. Son model için ise, Uzlaşık Çözümler (Compromise Solution-CSs) elde edilmiştir. Önerilen matematiksel modellerin çözümlerinde, 18 görevin ve 7 işçinin yer aldığı, gerçek bir üretim ortamına ait veriler kullanılmıştır. Ayrıca, başka araştırmacılar tarafından daha önce geliştirilen 24 ve 28 görevli MHDİAP test verileri kullanılarak performans analizleri altı model için de yapılmıştır. Çalışma sonucunda, geliştirilen modeller ile makul sürelerde en iyi sonuca ulaşıldığı görülmüştür. Buna göre önerilen bütünleşik modelin, Ergo-MHİADP literatürü açısından katkı sağlayabilecek, orijinal ve detaylı bir yapıya sahip olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca karar vericilere, heterojen işçi özellikleri ve ergonomik risk faktörleri dikkate alınarak, montaj hatlarının verimliliğini artırabilmek açısından bir karar mekanizması olarak destek sağlayabilecektir. The efficiency of assembly lines where workers are taken place intensively depends on the performance levels of the workers working on these lines. The performance levels of the workers are affected by the heterogeneous worker characteristics. These heterogeneous features cause workers to be affected by working environment conditions at different levels. For this reason, it is necessary to benefit from the science of ergonomics in Assembly Line Worker Assignment and Balancing Problem (ALWABP), where systematic activities are carried out to ensure harmony between human and working environment. Therefore, Ergonomic Assembly Line Worker Assignment and Balancing Problem (Ergo-ALWABP) models considered the heterogeneous characteristics of the workers and reflect the real production conditions will be established and the productivity levels of the lines will be determined more reliably. In this context throughout the theses study, six Ergo-ALWABP models have been proposed, in which different ergonomic risk factors are taken into account. In the first model, environmental risk factors such as illumination and noise factors and Inappropriate Working Postures (IWP) are included in the constraints and it is aimed to minimize the cycle time. The Rapid Entire Body Assessment (REBA) method was used to determine the risk level of working postures, depending on the duration of the postures being used. In the second model, environmental risk factors and IWP are included in the constraints and it is aimed to minimize the cycle time and maximize the ability of workers to perform their preferred task/s considering the psychological risk factor. In the third model, the probability of having an occupational accident, which is calculated by considering the different characteristics of the workers within the scope of individual risk factors, is minimized with the cycle time and with that, environmental risk factors and IWP are included in the constraints. In the fourth model, environmental risk factors and IWP are included in the constraints, and the energy expenditure amounts of the workers and cycle times are minimized. In the fifth model, environmental risk factors and IWP are included in the constraints, the cycle time is minimized and the assignment of workers to appropriate tasks according to their experience level is maximized. In the last model, an integrated ALWABP model is proposed, which includes all the ergonomic risk factors considered in the study. Since the first model developed was single-objective, it was solved by mathematical modeling. Since the second, third, fourth and fifth models are two-objective, Pareto Solutions (PSs) has been put forward. For the last model, Compromise Solution-CSs were obtained. In the solutions of the proposed mathematical models, data belonging to a real production environment with 18 tasks and 7 workers were used. In addition, performance analysis for the 24 and 28 tasks ALWABP test data which previously developed by other researchers was performed for all of the six models. As a result of the study, it was seen that the best results were achieved in reasonable times with the developed models. Accordingly, it has been evaluated that the proposed integrated model has an original and detailed structure that can contribute to the Ergo-ALWABP literature. In addition, it will be able to support decision makers as a decision mechanism in order to increase the efficiency of assembly lines, considering heterogeneous worker characteristics and ergonomic risk factors.Item Risk değerlendirilmesi için üç aşamalı sezgisel bulanık bir yaklaşım önerisi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2017) Ayrım, Yelda; Can, Gülin FeryalRisk değerlendirme, işletmelerde var olan ya da oluşabilecek tehlikelerin belirlenmesi, bu tehlikelere yol açan faktörler ile tehlikelerden kaynaklanan risklerin derecelendirilmesi ve kontrol tedbirlerinin planlanması amacıyla yapılan çalışmalardır. Literatürde risk değerlendirme amacıyla kullanılan bir çok yaklaşım bulunmaktadır. Bunlar arasında en yaygın kullanılanlardan birisi Hata Türleri ve Etkileri Analizi (HTEA)’dir. Ancak HTEA’nın etkinliğinin arttırılması için geliĢtirilmesi gereken yönleri bulunmaktadır. Ayrıca, risk değerlendirmede hata türlerini önlemek için sıralamakla birlikte işletmelerin sermaye, zaman gibi gerçekçi kısıtlarını da dikkate alan önlem planlarının yapılması da önemlidir. Bu amaçla tez çalışmasında HTEA’nin geliştirilmesi gereken yönlerini de dikkate alan üç aşamalı bir risk değerlendirme yaklaşımı önerilmiştir. Birinci aşamada risk faktörleri arasında yaratabilecekleri risk seviyeleri açısından benzerlikleri dikkate alan bir ağırlıklandırma yöntemi kullanılarak faktörlere ilişkin önem ağırlıkları belirlenmiştir. İkinci aşamada ise hata türleri arasındaki etkileşimi de yansıtan geliştirilmiş Çok Ölçütlü Sınır Yaklaşım Alanı Kıyaslaması (MABAC) yöntemi ile hata türleri sıralanmıştır. Üçüncü aĢamada ise öncelikle önlenmesi gereken hata türlerini belirlemek için işletmenin gerçekçi kısıtlarını yansıtan matematiksel bir model kurulmuştur. Önerilen yaklaşım bulanık sezgisel küme teorisi ile birleştirilerek risk değerlendirme sürecindeki belirsizlik ve elde edilen bilgilerdeki şüphe düzeyleri de çözüm sürecine katılmıştır. Risk assessment refers to the identification of the hazards that exists or could exist in the enterprises, the grading of the risks arising from the hazards with the factors that cause these hazards, and the planning of the control measures. There are many approaches in the literature used for risk assessment. Failure Modes and Effects Analysis (FMEA) is one of the most widespread among this. However, there are aspects of FMEA that needs to be improved in order for it to be a more effcient risk assessment tool. Moreover it is also important to make corrective and preventive action plans that take into account realistic constraints such as capital, time, etc. as well as ranking in order to prevent risk types in risk assessment. Therefore, a three-step risk assessment approach has been proposed for the thesis study. In the first stage, weights were assigned to the factors by using a weighting method that considers similarities accorting to risk levels that could be created among the risk factors. In the second stage, risk modes is ranked with MABAC method that represents also interaction between risk modes. Based on aspect that needs to be improved of FMEA weights and ranking system is developed in first and second stage. In third and last stage mathematical model that consider realistic constraint of enterprises is established to determine the modes of risks that should be prevented. The proposed approach is combined with the intuitinioistic fuzzy set theory, and the uncertainty in the risk assessment process and the level of suspicion in the obtained information have also been incorporated into the solution process.Item Sezgisel değerlendirme ve bulanık çok kriterli karar verme yaklaşımı ile bir acil servisin evrensel tasarım prensipleri açısından analizi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2017) Demirok, Seda; Can, Gülin FeryalSağlık hizmetlerinin organizasyonunda acil sağlık hizmetlerinin etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi önemli bir yer tutmaktadır. Bu hizmetlerin etkinliği, tasarım açısından acil servislerden birçok insanın rahat bir şekilde yararlanmasına büyük oranda bağlıdır. Buna göre, acil servislerde evrensel tasarım ilkelerinin uygulanması ile bu yapıların toplumun büyük bir kısmı tarafından rahat bir şekilde kullanılması sağlanabilecektir. Bu çalışmada, özel bir hastanenin acil servisinin kullanılabilirliği evrensel tasarım prensipleri açısından değerlendirilmiştir. Bu kapsamda ilk aşamada, kullanılabilirlik analizi için Sezgisel Değerlendirme yaklaşımı kullanılarak acil servisteki evrensel tasarım prensiplerine ilişkin problemler tespit edilmiştir. İkinci aşamada, sezgisel değerlendirme sonucunda belirlenen problemler için Bulanık Delfi yöntemi uygulanarak kritik evrensel tasarım problemleri bulunmuştur. Üçüncü aşamada ise çok kriterli karar verme yapısına uygun bir şekilde, kritik problemlerin her biri birer alt kriter olarak tanımlanmış ve ana kriterleri temsil eden ilgili evrensel tasarım prensibi ile ilişkilendirilmiştir. Bu şekilde oluşturulan karar hiyerarşisine Bulanık DEMATEL yöntemi uygulanmış ve kriterler arasındaki ilişkiler dikkate alınarak öncelikle iyileştirilmesi gereken alt kriterler tanımlanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre ilk üç sırada, asansör buton tasarımı, asansör acil durum zili, kat tabelasının konumu ile ilgili tespit edilen problemler öncelikle iyileştirilmesi gereken problemler olarak belirlenmiştir. Efficiency of emergency health services have an important place in the organization of health services. In terms of design, the efficiency of these services depends heavily on benefit from emergency services by people. Accordingly, with the implementation of universal design principles in emergency services, these structures will enable to be used comfortably by a large part of the population. In this study, the usability of a private hospital emergency service was evaluated in terms of universal design principles. Firstly, universal design problems in the emergency service was identified by using heuristic evaluation approach for usability analysis. Secondly, critical universal design problems were found by applying the Fuzzy Delphi method for the problems identified as the result of heuristic evaluation. In the third stage, in accordance with multi-criteria decision making structure, critical problems were defined as subcriteria and associated with the relevant universal design principle which represents the main criteria. Fuzzy DEMATEL method was applied to the decision hierarchy and the sub criteria that should be primarily improved have been defined by considering the relations between the criteria. According to the results, the problems identified in the first three ranks, the elevator button design, the elevator emergency button, the position of the floor signboard were determined as problems that should be primarily focused.Item Tedarikçi seçim probleminin dört boyutlu KEMIRA-M yöntemi ile incelenmesi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Ay, Sefacan; Can, Gülin FeryalGünümüzde, firmaların ekonomik mevcudiyetlerini devam ettirebilmeleri için üretim süreçlerindeki verimliliği arttırmaları gereklidir. Firmalar, farklı riskleri mümkün olduğunca göz önünde bulundurarak çeşitli yöntemlerle tedarikçi seçme problemine çözüm aramaktadırlar. Bu kapsamda, tedarikçi seçimi yapılırken birden çok tedarikçi adayı, yine birden fazla performans ölçütü dikkate alınarak değerlendirilmekte ve en iyi olan tedarikçi belirlenmektedir. Söz konusu süreç, çok kriterli bir karar verme (ÇKKV) sürecidir. Bununla birlikte literatürde yer alan birçok çalışmada da, farklı ÇKKV yöntemleri kullanılarak tedarikçi seçim problemine çözüm aranmıştır ve aranmaya devam etmektedir. Bu kapsamda tez çalışmasında, söz konusu çözüm arayışları açısından yeni ve etkili bir yaklaşım geliştirmek amacıyla, dört farklı boyutta gruplanabilen kriterler dikkate alınarak; ÇKKV yöntemlerinden birisi olan Modified Kemeny Median Indicator Ranks Accordance (KEMIRA-M) yöntemi üç farklı kriter ağırlıklandırma yöntemiyle birlikte önerilerek; tedarikçi seçim problemi incelenmiştir. Önerilen yaklaşımın farklı firmalar tarafından uygulanabilmesini sağlamak için, MATLAB’da kodlama yapılmıştır. Yapılan literatür araştırması sonucunda, KEMIRA-M yönteminin tedarikçi seçimi için daha önce uygulanmadığı ve bu yöntem uygulanarak yapılan çalışmalarda ise, sürekli kriterlerin iki boyutta toplanarak analizin yapıldığı görülmüştür. Gerçekleştirilen tez çalışması, tedarikçi seçim probleminin çözümüne yeni bir bakış açısı sağlaması, KEMIRA-M yönteminin dört boyutta işletilebilecek şekilde esnek bir yapıya kavuşturulması ve yönteme sistematik bir ağırlıklandırma prosedürünün kazandırılması açılarından orjinallik içeren bir çalışmadır. Nowadays, in order to maintain their wellbeing in the industry, firms are required to enhance their efficiency of production. Vendor selection is also a sub requirement for firms in different industries to be developed further to provide better efficiency. As a result firms are in persuade of the best procedure for the vendor selection process with evaluating all possible risks. In order to avoid vendor based problems globally many firms are in persuade of the best procedure for the vendor selection process which evaluates multiple vendor candidates based on multiple performance criterion to find the best fit from all vendors in certain positions. Therefore subject to the matter vendor selection process is a multiple-criteria decision making (MCDM) process. Consequently in the literature many different studies can be found on MCDM based vendor selection processes. In this study amongst all MCDM methods a new model is proposed for vendor selection with using 4 different criteria groups all of which to be used by Modified Kemeny Median Indicator Ranks Accordance (KEMIRA-M) method with using three different ranking based criteria weighting methods to evaluate vendors. In the process of research MATLAB has been used to describe the method to all firms who are willing to implement the proposed model in their structure. Related to KEMIRA-M after the literature review it is interpreted that KEMIRA-M has only been used to analyze data which is collected in maximum of two groups of criteria groups. It is also observed that there is not any studies examining vendor selection problem to provide a model with using KEMIRA-M. It is considered that with providing a new approach to vendor selection process, enhancing KEMIRA-M to be operated up to 4 different groups of data and including a systematic weighting procedure, this study claims to be original.Item Ülke iş sağlığı ve güvenliği performanslarını değerlendirilmek amacıyla MAIRCA yönteminin dört farklı ağırlıklandırma yaklaşımı ile uygulanması(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Kıran, Muzaffer Bertan; Can, Gülin Feryalİş Sağlığı ve Güvenliği (İSG), dünya genelinde tüm ülkeler tarafından en çok önemsenen konulardan biri haline gelmiştir. Buna rağmen literatürde ve uygulamada, ülkelerin İSG performanslarının belirlenmesi ve kıyaslanabilmesi için halen geliştirilen bir yaklaşım bulunmamaktadır. Mevcut kıyaslama yöntemleri, ölümlü kaza oranı veya kaza ağırlık oranı gibi sadece tek bir oranı temel alarak karşılaştırma yapmakta ve diğer kriterleri göz ardı etmektedir. Bu çalışmada, Uluslararası Çalışma Ofisi (International Labour Organization-ILO)’nin mevcut uluslararası verilerinden yararlanılmasıyla, 15 ülkenin İSG performanslarının değerlendirilerek karşılaştırılmıştır. Bu kapsamda, İSG performansı açısından dikkate alınan kriterlerin önem ağırlıkları dört farklı yaklaşım kullanılarak belirlenmiş ve söz konusu ağırlıkların Çok Ölçütlü İdeal-Gerçek Karşılaştırma Analizi (Multi-Atributive Ideal-Real Comparative Analysis-MAIRCA) yöntemine entegre edilmesiyle ülkeler, İSG performansları açısından dört farklı şekilde sıralanarak sonuçlar tartışılmıştır. Occupational Health and Safety (OHS) has become one of the most important issues for countries around the world. Despite this fact, there is no developed approach to identify and compare OHS performances of countries in literature or in application. Existing comparison methods use singular ratios such as Fatal Accident Rates and Accident Severity Rates and thus disregard other criteria. In this study, the OHS performances of 15 countries have been evaluated and compared by means of using existing data from the International Labor Organization (ILO). In this scope, the weights of criteria taken into consideration for OHS performance are determined by using four different approaches and these criteria weights are integrated with the Multi-Attributive Ideal-Real Comparative Analysis (MAIRCA) method to obtain four different rankings of country OHS performance and the results are discussed.Item Yazılımların kalite düzeylerinin merec ve cocoso yöntemleri kullanılarak değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Okuyucu, Cemre Nur; Can, Gülin FeryalGünümüzde yazılım sektöründe rekabetin artması nedeniyle, teknoloji firmalarının geliştirdikleri yazılımların kalite düzeylerinin yükseltilmesi ve bu şekilde, müşteri beklentilerinin en iyi şekilde karşılanması önem kazanmıştır. Buna göre, yazılım projelerinde kalitenin önemini vurgulamak, hata oranını azaltmak geliştirilen yazılım projeleri için dikkat edilmesi gereken en önemli kalite kriterlerini belirleyerek; söz konusu kriterler kapsamında yazılımları daha fazla geliştirmek amaçlarıyla sistematik çalışmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada, yazılım projelerinin kalite düzeyleri üzerinde etkili olan kriterlerin önem düzeylerinin belirlenmesi ve yazılım projelerinin kalite düzeyleri açısından sıralanması amaçlarıyla, Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinden olan, Kriterlerin Kaldırma Etkilerine Dayalı Yöntem (Method based on the Removal Effects of Criteria-MEREC) ve Birleşik Uzlaşık Çözüm (Combined Compromise Solution-CoCoSo) yaklaşımları kullanılmıştır. Buna göre, kalite kriterlerinin önem ağırlıkları MEREC ile belirlenmiş, yazılım projelerinin kalite düzeylerine göre sıralanmasında CoCoSo yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada, savunma ve veri analitiği konularında geliştirilen yazılımlar için kullanılabilirlik, idame edilebilirlik, erişilebilirlik, uyarlanabilirlik, güvenilirlik ve test edilebilirlik kriterleri dikkate alınarak yazılımlar değerlendirilmiştir. Yazılımların kalite düzeyleri değerlendirilirken, ‘’idame edilebilirlik ve erişilebilirlik’’ kriterleri, Yetenek Olgunluk Model Entegrasyonu (Capability Maturity Model Integration-CMMI); “kullanılabilirlik, test edilebilirlik ve güvenilirlik’’ kriterleri McCall Kalite Modeli, uyarlanabilirlik kriteri için ise, ve ISO 25010 (Sistem ve Yazılım Mühendisliği - Sistem ve Yazılım Kalitesi Nitelikleri ve Değerlendirmesi) modelleri dikkate alınmıştır. Yapılan literatür araştırması sonucunda, yazılım kalite düzeyi üzerinde etkili olan kriterlerin önem ağırlıklarının belirlenmesi amacıyla ÇKKV yöntemlerinden yararlanılmadığı ve yazılım kalitesi alanında sınırlı sayıda çalışma bulunduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle çalışma, yazılım kalite kriterlerinin önem düzeylerinin belirlenmesinde ve yazılımların kalite düzeyleri açısından karşılaştırılmalarında bilimsel yaklaşımların kullanılması, yazılımlarda hangi kriterler üzerinde daha fazla durulması gerektiğinin belirlenmesi ve kalite düzeyi en yüksek olan yazılımın seçilmesiyle diğer yazılımların güçlendirilmesi gereken yönlerinin ortaya çıkarılması konularında yöneticilere pratik bir araç sunmaktadır.Due to the increasing competition in the software industry today, it has become important to increase the quality level of the software developed by technology companies and to meet customer expectations in the best way. Accordingly, emphasizing the importance of quality in software projects, reducing the error rate by determining the most important quality criteria for software projects developed; There is a need for systematic studies to further develop the software within the scope of these criteria. In this direction, In this study, the Method based on the Removal Effects of Criteria (MEREC) and Combined Compromise Solution (CoCoSo) approaches, which are Multi-Criteria Decision Making (MCDM) methods, were used to determine the levels of importance of criteria that affect the quality levels of software projects and rank them accordingly. Accordingly, the importance weights of the quality criteria were determined by MEREC, and the CoCoSo method was used to rank the software projects according to their quality levels. In the study, the software was evaluated for the software developed in the fields of defense and data analytics, taking into account the usability, maintainability, accessibility, adaptability, reliability and testability criteria. While evaluating the quality levels of software, the criteria of "maintainability and accessibility" are (Capability Maturity Model Integration- CMMI); McCall Quality Model for "usability, testability and reliability" criteria, and ISO 25010 (System and Software Engineering - System and Software Quality Attributes and Evaluation) models for adaptability criteria. As a result of the literature research, it was observed that MCDM methods were not used in order to determine the importance weights of the criteria that are effective on the software quality level and that there are limited studies in the field of software quality. For this reason, the study provides a practical tool for managers to use scientific approaches in determining the importance of software quality criteria and comparing software in terms of quality levels, determining which criteria should be emphasized more in software, and revealing the aspects of other software that need to be strengthened by selecting the software with the highest quality level.