Erişim Şekline Göre Kaynaklar
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/11219
Browse
15 results
Search Results
Item Kuşaklararası değişimin örgütlerarası ağ düzenekleri yapılanmasına etkisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013) Erdem Tuzlukaya, Şule; Sargut, A. SelamiThis Ph.D. dissertation aims to clarify the issues relating to the evolution of networks. In the literature on the Social Network Theory, there is a lack of dynamic perspective. In particular, the salient feature in the wide literature pertaining to the antecedents and outcomes of networks is that the studies handling the structure and positions of actors of networks with a static approach are numerous. The result of this is that the focus point of theoretical and empirical studies is unilateral; and the issue of change usually remains outside the focus in network studies. In consideration of this shortcoming, this thesis study, investigates the interorganizational network structuring through the concept of change, which is overlooked in network theory research. By focusing on static properties of networks, it is possible to obtain limited information. Therefore, it is of utmost importance to analyze networks from a dynamic perspective and to assess how the networks have evolved. A prominent reason for the issue of change to receive less attention in the social network studies is the need for data obtained from long-term and longitudinal analyses to conduct such research. In this regard, with the aim to contribute to the literature by filling such gap, this research has been structured on the basis of the main proposition that the evolution of the dominant economic actors and boards of directors in organizations, in other words, the intergenerational changes in organizations, would alter the characteristics of network relations at the interorganizational level. An important contribution of this study is to provide an explanation to the evolution of the network structures and the positions of actors in particular. Considering change of network structures, connections of previous and current network structures are in an interpenetrated state. Organizations make an important impact on network structures when they hand down all their interactions and experiences on previous network structures the next generations. In this vein, for testing the hypotheses of this study, first of all large family businesses that have reached their third generation are chosen. Accordingly, of these organizations, the interorganizational network relations of the representatives of the first, second and third generations are identified. Afterwards, the dominant economic actors representing each generation were compared. The results supported the main hypotheses and the objective of this study. Results of the analysis support suggestions of the study and reveal that intergenerational change in V organizations have an impact on the change of characteristics of interorganizational network structures. It is found that intergenerational change in organizations reduces the rate of strong relations at the interorganizational level; intergenerational change increases the number of brokers in network relations at the interorganizational level; the ratio of the positioning of the members of the Board of Directors at the center in the network as well as the ratio of brokerage increase.Item Türk kuyumculuk sektöründe güvenin karanlık yüzü: Nitel bir değerlendirme(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014) Cantekin, Hatice Müge; Şengün, Ayşe ElifBu çalışma Gargiulo ve Ertuğ‟un (2006) kuramsal modelinden yola çıkarak güvenin karanlık yüzünü araştırmayı hedeflemektedir. Aynı zamanda güvenin „karanlık yüzüne‟ ilişkin çıktılar olarak tanımlanan kör inanç, rehavet ve gereksiz yükümlülükleri, kurumsal, ilişkisel ve ekonomik çıkarlar olarak tanımlanan farklı öncüllerle ilişkilendirmektedir. Çalışma örgütler arası ilişkiler odağında gerçekleştirilmiştir. Araştırma nitel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiş ve Türk kuyumculuk sektöründe alıcı-tedarikçi ilişkileri irdelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, kurumsal güvenin varlığı ile izleme ve kontrol seviyesi düşmektedir ve bu „kör inancı‟ tetiklemektedir. Sektörde değer zincirinin tamamına yaygın olarak kör inanca bağlı suistimaller görülmektedir. Gargiulo ve Ertuğ‟un (2006) güvenin olumsuz çıktısı olarak tanımladıkları „rehavet‟ ilişkisel öncüllerden kaynaklanırken, gereksiz yükümlülükler ilişkisel öncüllerin yanında ekonomik çıkarlar sebebiyle ortaya çıkmaktadır. Çalışma aynı zamanda, güvenin “karanlık” yüzünü tedarik zinciri aşamalarıyla ilişkilendirmektedir. Buna göre, kör inanç değer zincirinin tüm aşamalarında görülmekte, rehavet üretim aşamasında ve özellikle niş üretim alanında ortaya çıkmakta, gereksiz yükümlülüklerse dağıtım seviyesinde görülmektedir. Çalışma güvenin karanlık yüzü konusunda ileride yapılacak çalışmalara ışık tutmaktadır.Item Borsa İstanbul'un mikro yapısındaki değişiklerin gün içi getiri, volatilite ve kapanış fiyatına etkisi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014) Kadıoğlu, Eyüp; Küçükkocaoğlu, GürayBorsa İstanbul’da gün içi getiri ve volatilite yapıları ve bu yapıları oluşturan nedenlerden biri olan kapanış fiyatı manipülasyonunu test etmek üzere 1 Kasım 2006 – 31 Mayıs 2012 döneminde farklı endekslerde yer alan 102 adet hisse senedi kullanılmıştır. Yine aynı dönemde Borsa İstanbul’un mikro yapısında meydana gelen açılış seansı uygulamasına geçilmesi, disketle emir iletimi uygulamasının kaldırılması, fiyat adımlarının küçültülmesi, emir iptalinin serbest bırakılması ve kapanış seansı uygulamasına geçilmesinin gün içi yapılara olan etkileri araştırılmıştır. Borsa İstanbul’un gün içi getiri yapısının genel literatüre paralel olarak çift seans uygulaması nedeniyle çift U formunda (ya da W formu) olduğunu söylemek mümkündür. Borsa İstanbul’un seans açılışlarında ve kapanışlarındaki getirinin diğer zaman dilimlerine göre daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Gün içi volatilite yapısının ise çift seans uygulaması nedeniyle çift L formunda olduğunu söylemek mümkündür. Borsa İstanbul’un seans açılışındaki volatilitenin yüksek olduğu ve seans sonuna doğru bu volatilitenin azaldığı gözlemlenmiştir. Açılış seansı uygulaması getiri formunu istatistiki olarak önemli ölçüde değiştirmiş olup, açılış seansıyla birlikte ilk 15 dakikalık getirilerde önemli bir düşüş olmuştur. Ancak açılış seansı uygulaması açılışta gözlemlenen volatiliteyi de anlamlı bir şekilde arttırmıştır. Kapanış seansı uygulaması kapanıştaki getiriyi ve sabah açılışta gözlemlenen volatiliteyi anlamlı bir şekilde düşürmüştür. Borsa İstanbul’da tek fiyat yöntemli kapanış seansının uygulamaya girmesine kadar olan dönemde Felixson ve Pelli (1999) modeline göre kapanış fiyatını artırmaya yönelik manipülatif hareketlerin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son 15 dakikaya kadar olan dönemde “Alım-Satım”ın toplam işlem miktarına oranı değişkeninin katsayısının pozitif ve yüksek anlamlılık düzeyine sahip olması kapanış fiyatı manipülasyonunu destekleyici nitelikte olduğu düşünülmektedir. Kapanış seansı uygulamasının kapanış fiyatı manipülasyonunu önemli ölçüde ortadan kaldırdığı görülmüştürItem Şirket birleşmeleri ve performans ölçümü: Türkiye'de halka açık şirket birleşmelerinin faaliyet performansı ölçümü üzerine bir uygulama(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2012) Sezer, Nuray; Sarıaslan, HalilBu çalıĢma ile, ülkemizde hisseleri Ġstanbul Menkul Kıymetler Borsası‟nda iĢlem gören Ģirketler tarafından 2004-2008 yılları arasındaki beĢ yıllık dönemde gerçekleĢtirilen birleĢmelerin faaliyet performansının karlılık, nakit yaratma, mali yapı, büyüme ve etkinlik açısından ölçülmesi ve faaliyet gösterilen sektörün, birleĢme türünün (yatay-dikey-karma), devrolan ve devralan Ģirketin göreli büyüklüğünün ve devralınan Ģirketin niteliğinin (halka açık olup olmama durumunun) birleĢme performansına etkisinin analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, 2004-2008 yılları arasındaki beĢ yıllık dönemde gerçekleĢen 26 birleĢmenin performansına birleĢme öncesi bir ve birleĢme sonrası üç (-1/+3) yıllık bir pencereden bakılmıĢtır. Bu kapsamda, bu çalıĢmada iki temel soruya cevap aranmıĢtır: (i) BirleĢme sonrası faaliyet performansı (karlılık, nakit yaratma, mali yapı, büyüme ve etkinlik oranları bakımından) birleĢme öncesi göstergelere göre olumlu yönde geliĢme göstermiĢ midir? (ii) Devralan Ģirketin faaliyet gösterdiği sektörün, birleĢme türünün (yatay-dikey-karma), devrolan ve devralan Ģirketin göreli büyüklüğünün ve devralınan Ģirketin niteliğinin (halka açık olup olmama durumunun) birleĢme sonrası faaliyet göstergeleri üzerinde olumlu etkisi var mıdır? Bu bağlamda, birleĢen Ģirketler yukarıda sayılan performans göstergeleri açısından birleĢme öncesi ile birleĢme sonrasına göre kendi içinde ve kontrol grubu Ģirket ile karĢılaĢtırılmıĢtır. Analiz sonucunda, nakit yaratma gücünün (faaliyet nakit akıĢ oranının) istatistiksel olarak anlamlı bir Ģekilde azaldığı sonucuna ulaĢılmıĢtır. Diğer taraftan, istatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da, birleĢme sonrasında, karlılığın arttığı, mali yapının güçlendiği ve etkinlik oranlarının iyileĢme gösterdiği bulgularına ulaĢılmıĢtır. Son olarak istatistiksel anlamlılığı tespit edilememekle birlikte, karlılık, mali yapı ve etkinlik oranları açısından yatay birleĢmelerin yatay olmayanlara göre daha baĢarılı olduğu, bunun yanında sadece mali yapı ve etkinlik oranları açısından büyük birleĢmelerin küçüklere göre ve borsa Ģirketlerinin devralındığı birleĢmelerin kapalı Ģirketlerin devralındığı birleĢmelere göre daha baĢarılı olduğu bulguları edinilmiĢtir.Item Sermaye piyasasında portföy sigortası uygulamaları(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2012) Soyalp, Levent; Küçükkocaoğlu, GürayPortföy yöneticileri, portföylerini olası düşüşlerden korumak ve portföyün değerini artırmak ihtiyacı içindedirler. Bu tarz bir strateji portföy sigortası ismiyle 70‟lerde Leland tarafından bulunmuş ve 80‟lerde finansal piyasalarda garantili ve koruma amaçlı fonların portföy sigortalaması yöntemini kullanmasıyla gelişmeye başlamıştır (Leland ve Rubinstein, 1976). Portföy sigortası, portföyü değer kayıplarına karşı koruyan ve portföyün başlangıç değerinin tamamını veya bir kısmını koruyarak vade sonunda belirli bir getirinin elde edilmesini sağlayan yatırım stratejisidir. Black ve Sholes‟un opsiyon fiyatlama modelini geliştirmesinin ardından opsiyon mekaniğine dayalı portföy sigortası geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı portföy sigortasını incelemek ve varsayımsal opsiyon fiyatlama yöntemlerini kullanarak portföy sigortası stratejileri oluşturmaktır. Portföy sigortasının genel teorisinin çatısı altında “Satın al ve tut, Sabit Oranlı ve Sentetik Opsiyon” portföy sigortaları yöntemleri incelenmiştir. Değişen varyans ve ardışık bağımlı koşullu varyans yaklaşımları altında hesaplanan opsiyon fiyatları kullanılarak sentetik dinamik portföy sigortası stratejileri geliştirilmiştir. Portföy sigortası yöntemlerinin performansları karşılaştırılarak Türkiye piyasasına uygun modeller araştırılmıştır. Ekonomik krizler nedeniyle riskli piyasalara yatırım yapmaktan kaçınan yatırımcılar için portföy sigortası stratejileri yatırım alternatifi olarak önerilmektedir.Item Türkiye'de devlet üniversitelerinde uygulanan performans esaslı bütçeleme sisteminin vakıf üniversitelerine uygulanabilirliği ve veri zarflama analizi ile fakültelerin etkinliklerinin ölçülmesi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014) Yüksel, Aslı; Akdoğan, NalanSon yıllarda iletişim ve bilişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, geçmişe göre ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin daha etkili yapılmasına ve analiz sonuçlarının uygulanmasında daha etkili sonuçların alınmasına yardımcı olmaktadır. Buna ilave olarak, küresel kamu bilincinin oluşması ve kamu kurumlarında anlayış değişikliğinin de yaşanması bu sürecin bir sonucudur. Bir küresel kamusal mal olarak eğitim, günümüzde uluslararası bir değer olarak görülmekte ve buna göre vergilendirilmektedir. Öte yandan yükseköğretim kurumları, eğitim kurumlarına göre daha özerk gibi görünse de, kamusal çıktıları nedeniyle yarı kamusal kurumlar olarak görülmektedir. Ancak muhasebe ve finans uygulamalarında bu kurumların gerek bütçeleme, gerekse finansal raporlama ya da uygulama gibi konularının hala kamusal ve vakıf olarak ayrıldığı görülmektedir. Kamu kurumlarının muhasebe finans uygulamalarında yaşanana bir diğer önemli değişiklik ise performans esaslı bütçeleme sistemi (PEBS) uygulamalarının kamu kurumlarında uygulanmasıdır. PEBS’nin kamu kurumlarında uygulanmasının temel gerekçesi, kamu kaynaklarının etkili ve verimli kullanımının sağlanmasıdır. Öte yandan PEBS’nin uygulama geçmişi incelendiğinde, dikey veri setinin parametrik bir veri seti olmaması nedeniyle, günümüzde PEBS’nin kesin olarak etkili olduğu öne sürülemez. Öte yandan günümüze kadar yapılan çalışmalar ve örnek uygulamalar, PEBS’nin günümüzdeki bilinen etkilerinin, klasik bütçeleme sistemine nazaran daha etkili olduğunu da göstermektedir. Yapılan bu çalışmada, vakıf üniversitelerinde klasik bütçeleme sistemiyle yapılan bütçelemede, verimlilik açısından, benzer girdilere sahip olan fakültelerin farklı verimliliğe sahip olduğu veri zarflama analizi (VZA) kullanılarak ortaya konmuştur. Bu durum, klasik bütçeleme yönteminde ciddi bir verimlilik kaybının olduğunu göstermektedir. Vakıf üniversitelerinin çıktılarının kamuyu doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemesi, bu üniversitelerde olabilecek verimlilik kaybının, kamusal kaynakların etkin kullanılmadığına işaret etmektedir. Dolayısıyla çalışmada, vakıf üniversitelerinin de, gerek 5018 sayılı kanun, gerekse ilgili uygulama ve literatür verileri ışığında, kamusal kaynakların etkili ve verimli kullanılması için PEBS’ne geçmelerinin gerekli olduğu öne sürülmektedir.Item UFRS’nin borsa İstanbul'daki şirketlerin finansal tabloları üzerindeki etkisi: Finansal bilginin ihtiyaca uygunluğu ve finansal tablolar analizi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014) Sultanoğlu, Banu; Küçükkocaoğlu, GürayBu çalışmada, UFRS’nin Türkiye’de 2005 yılından itibaren Borsa İstanbul’da işlem gören işletmelerin hazırladıkları finansal tablolarda sunulan finansal bilginin ihtiyaca uygunluğu ve finansal tablo analizi üzerindeki etkisi ampirik olarak incelenmiştir. İnceleme, UFRS Öncesi (2000-2004) ve UFRS Sonrası (2005-2010) dönemler arası imalat sanayi sektöründe devamlı olarak işlem gören 26 işletme için gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, UFRS’nin, finansal bilginin ihtiyaca uygunluğunda bir artış yaratıp yaratmadığını ölçmek için, Fiyat Modeli (Ohlson, 1995) ve Getiri Modeli (Easton ve Harris, 1991), finansal tablo analizi üzerindeki etkisi için ise Rasyo Modeli kullanılarak panel regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. İhtiyaca uygunluk için her iki Model ile yapılan analizler sonucunda, UFRS’den sonra, finansal bilginin ihtiyaca uygunluğunda anlamlı bir artış olduğu görülmüştür. Ayrıca, Fiyat Modeli kullanılarak yapılan analiz sonuçlarında, özkaynak defter değerinin işletmelerin piyasa değerlerini açıklamada etkin olduğu bulunmuştur. Getiri Modeli analiz sonuçlarında ise, net kâr değerindeki değişim değerinin UFRS’ye geçişten sonra hisse senedi getirisine yansıması anlamlı bulunmuştur. UFRS’nin finansal tablo analizi üzerindeki etkisini ölçmek için kullanılan Rasyo Modeli sonuçlarında, UFRS’ye göre hazırlanmamış finansal tablolardan elde edilen finansal oranların, UFRS’ye göre hazırlanmış finansal tablolardan elde edilen finansal oranlara göre işletmelerin hisse senedi getirilerini açıklamada daha çok katkı sağladığı söylenebilir.Item İşletmelerin yatırım kararları ile finansman kararları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi: Türkiye imalat sektörü işletmeleri üzerine bir dinamik panel veri analizi(Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014) Gülaç, Hakan; Sarıaslan, Halilİşletmeler yatırım, finansman ve kâr üzerine optimizasyonu amaçlayan kurumlardır. İşletme değerini maksimum yapma amacıyla yatırım yaparlar ve bu yatırımların finansmanını en az maliyetle gerçekleştirmek isterler. Bu bağlamda tam etkin olmayan piyasalar ve bilgi sürtünmeleri nedeniyle ortaya çıkan yatırımlar ve finansman arasındaki ilişkiyi ampirik olarak tespit etmek işletmelerin finansal yönetiminde önem arz etmektedir. Özellikle de yatırımların daha maliyetli ve uzun dönem odaklı olduğu imalat sektöründe yatırım finansman kaynaklarının daha etkili yönetilebilmesi zorunlu hale gelmeye başlamaktadır. Sonuçta da günümüzde yatırım için gerekli kıt finansman kaynaklarının daha dikkatli yönetilmesi ve yatırım finansman kararlarının daha dikkatli verilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada 2005 – 2012 yılları arasında Türk İmalat Sektöründe yatırım kararları ile finansman kararları arasındaki ilişki ve hangi yatırımın hangi kaynak bileşkesi ile finanse edildiği araştırılmış, temel makroekonomik değişken risksiz faiz oranının yatırım finansmanına etkisine bakılmıştır. Aynı zamanda temel olarak Türk imalat sektörünün finansman yönetiminin nasıl gerçekleştiği sorusuna cevap aranmaktadır. Sonuçlar göstermektedir ki yatırım kararları, temettü ve kâr finansman kararlarında etkili olmaktadır. Geçmiş yıllardaki finansman kararları öz kaynak haricinde borçlarda ve nakit ve nakit benzerleri üzerinde etkilidir. Çalışma sermayesi; nakit, kısa vadeli borçlar ve öz kaynaklar ile finanse edilirken, yatırımlar; nakit, uzun vadeli borçlar ve öz kaynaklar ile finanse edilmektedir. Risksiz faiz oranı ise finansman kaynakları ile ters orantılı ilişkili gerçekleşmektedir ancak işletmeye özgü faktörler olan yatırımların, çalışma sermayesinin, kârın ve temettünün finansman kararları üzerindeki etkisinin yönünü ve anlamlığını değiştirecek etkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla istikrar ortamında işletmeye özgü faktörler yatırım finansman kararlarında en önemli faktörler olmaktadır.Item Sagital yöndeki iskeletsel sınıflandırma ile dentoalalveoler morfoloji arasındaki ilişkinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2014) Coşkun, İpek; Kaya, BurçakBu retrospektif çalışmanın amacı; Sınıf I, II ve III iskeletsel patern ile dentoalveoler morfoloji arasındaki ilişkinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile incelenmesidir. Çalışmaya 60 hasta dahil edilmiş ve hastalar 3 gruba bölünmüştür. Sınıf I grubunda ANB açısı 0–4° olan 20 hasta (18 kız, 2 erkek; ortalama yaş 18,20±3,33); Sınıf II grubunda ANB açısı 4°’den büyük olan 20 hasta (11 kız, 9 erkek; ortalama yaş 18,25±4,92); Sınıf III grubunda ANB açısı 0°’den küçük olan 20 hasta (10 kız, 10 erkek; ortalama yaş 18,90±4,97) bulunmaktadır. KIBT görüntülerinde çenelerin sağ tarafında tüm dişlerin kök uzunluğu, kök genişliği, bukkolingual inklinasyonu, dehisens-fenestrasyon varlığı; interdental bölgelerindeki bukkal ve palatinal/lingual kortikal kemik ve spongioz kemik kalınlığı ölçümleri ve bu ölçümlerin istatistiksel analizleri yapılmıştır. Sınıf I, II ve III grupları arasında kök uzunluğu, kök genişliği, bukkal ve palatinal/lingual kortikal kemik kalınlıkları değerleri açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p˃0,05). Spongioz kemik kalınlıkları Sınıf II grubunda anlamlı derecede yüksektir (p˂0,001). Üst santral ve laterallerin bukkolingual inklinasyonu Sınıf II grubunda diğer gruplara göre anlamlı derecede düşüktür; alt çenede 2. molarlar hariç tüm dişlerin bukkolingual inklinasyonları ise Sınıf III grubunda diğer gruplara göre anlamlı derecede düşüktür (p˂0,001). Dişlerin bukkalinde, Sınıf I grubunda diğer gruplara göre daha fazla dehisens, Sınıf II grubunda ise diğer gruplara göre daha fazla fenestrasyon bulunmuştur. Dişlerin bukkolingual inklinasyonu, dehisens/fenestrasyon varlığı ve spongioz kemik kalınlıkları sagittal yöndeki iskeletsel ilişkiden etkilenmektedir.Item Diş hekimliğinde kullanılan multimod, etch and rinse ve self etch adezivlerin süt ve daimi dişlerin sınıf I restorasyonlarında mikrosızıntı açısından karşılaştırılması, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Pedodonti Doktora(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2014) Kaya, Tuğba; Çehreli, S. BurçakBu çalışma, çekilmiş süt ve daimi dişlerin sınıf I kavitelerinde beş farklı adeziv sistemin farklı metotlarla (self etch, selektif etch, etch and rinse) uygulanması sonucunda dişlerde görülen mikrosızıntı miktarının ölçülmesi, süt ve daimi dişlerde mikrosızıntı açısından bir farklılık görülüp görülmediğinin anlaşılması amacıyla planlanmıştır. Çeşitli nedenlerle çekilmiş 110 adet süt dişi ve 110 adet daimi diş rastgele olarak 11’er gruba ayrılmıştır. Çalışmada kullanılan adeziv materyaller (All Bond Universal (Bisco Inc., Schaumburg, ABD), Single Bond Universal (3M ESPE, St. Paul. MN, ABD), Clearfil SE Bond (Kuraray Medical Inc., Tokyo, Japonya), Tri- S Plus Bond (Kuraray Medical Inc., Tokyo, Japonya) ve Single Bond 2 (3M ESPE, St. Paul. MN, ABD)’dir. Tüm gruplar Filtek Z250 (3M ESPE, St. Paul. MN, ABD) A2 kompozit ile restore edilmiştir. Restorasyon sonrası dişlere 5-55±20C‘de 1000 kez termal siklus uygulanmış ve sonrasında dişler mikrosızıntı testine tabii tutulmuştur. Boya penetrasyon sonrasında oluşan mikrosızıntı değerleri, her diş örneğinden alınan 4‘er kesit üzerinde dijital imaj analizi yöntemiyle kantitatif olarak tespit edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde Kruskal Wallis Varyans Analizi, Mann Whitney U Testi ve Ki-Kare Testi kullanılmıştır (p=0.05). Sonuçlar incelendiğinde, Clearfil SE Bond ve Single Bond Universal hem süt hem daimi dişlerde self etch metodu ile uygulandığında en az mikrosızıntı değerini göstermiştir (p<0.05). Selektif etch metodunda ise daimi dişlerde All Bond Universal ve Clearfil SE Bond, Tri-S Plus Bond ve Single Bond Universal’a göre daha az mikrosızıntı değerleri göstermiştir (p<0.05). Süt dişlerinde ise Single Bond Universal diğer materyallere göre en fazla mikrosızıntıyı değerlerine yol açarken (p<0.05), diğer materyaller arasında mikrosızıntı miktarı açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Kullanılan adezivlerin selektif etch olarak uygulanması ile Single Bond 2 vii materyali karşılaştırıldığında daimi dişlerde Clearfil SE Bond en az mikrosızıntı değerine sahipken(p<0.05) diğer materyaller arasında anlamlı bir fark görülmemiştir(p>0,05). Süt dişlerinde ise All bond universal, Single Bond Universal, Clearfil SE Bond, Tri-S Plus Bond materyallerinin selektif etch olarak uygulanması ile Single Bond 2 materyali arasında mikrosızıntı açısından anlamlı bir fark görülmemiştir(p>0,05). Süt ve daimi dişlerde görülen sızıntı miktarları karşılaştırıldığında All Bond Universal, Single Bond Universal ve Tri-S Plus Bond materyalleri self etch metoduyla uygulandığında daimi dişlerde süt dişlerine göre daha fazla mikrosızıntı görülmüştür(p<0.05), selektif etch ve etch and rinse metotlarında ve Single Bond 2 materyalinde ise süt ve daimi diş arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır(p>0,05). Clearfil SE Bond materyalinin self etch metoduyla uygulanmasında süt ve daimi dişler arasında bir fark görülmezken(p>0,05), selektif etch metodunda süt dişleri, daimi dişlere göre daha fazla mikrosızıntı göstermiştir(p<0.05).