Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
17 results
Search Results
Item Farklı etiyolojiye sahip siroz hastalarının antropometrik ölçümlerinin, beslenme durumlarının ve diyet kalitelerinin karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimler Enstitüsü, 2024) Özer Işık, Hayriye; Yeşil, EsenKaraciğer sirozu farklı kronik karaciğer hastalıklarından kaynaklanan karaciğer hasarının ortak patolojik sonucudur. Karaciğer sirozu olan hastalarda beslenme yetersizlikleri komplikasyonların ve mortalite oranlarının artışı ile ilişkilendirilmektedir. Farklı etiyolojiye sahip siroz hastalarının antropometrik ölçümlerin, beslenme durumlarının ve diyet kalitelerinin karşılaştırılması amacı ile yapılan bu çalışma, Şubat 2023-Mayıs 2024 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin gastroenteroloji kliniğinde yatan veya polikliniğine başvuran karaciğer sirozlu, yaş ortalaması 58.6±7.27 yıl olan 60 hasta üzerinde yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireyler hastalık etiyolojilerine göre ikiye ayrılmıştır. Hepatit B virüsü (HBV) ve Hepatit C virüsü (HCV) (n=32) etiyolojisine sahip bireyler ile non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH) etiyolojisine sahip bireyler (n=28) karşılaştırılmıştır. Çalışmada hastaların sosyodemografik özelliklerini, beslenme ve hastalık durumlarını saptamak amacıyla anket formu uygulanmıştır. Hastaların beslenme durumları 3 günlük besin tüketim kaydı ile saptanmıştır. Hastaların boy uzunlukları, vücut ağırlıkları, üst orta kol çevresi (ÜOKÇ), triceps deri kıvrım kalınlıkları (TDKK) ve el kavrama gücü değerleri gibi antropometrik ölçümleri alınmıştır. Hastaların vücut ağırlıkları parasentez yapılan hastalar için parasentez sonrası kuru ağırlıkları esas alınarak ölçülmüştür. Hastaların kan biyokimyasal-hematolojik bulgularına hastane kayıtlarından ulaşılmıştır. Hastalığın şiddetini belirlemek için Child Turcotte Pugh (CTP) evreleri ve Son Dönem Karaciğer Hastalığı Modeli-Sodyum (MELD-Na) skorları; bireylerin beslenme risk durumlarını belirlemek amacıyla Nütrisyonel Risk Skoru (NRS)-2002 hesaplanmıştır. Hastaların diyet kalitelerini değerlendirmek için Akdeniz Diyeti Bağlılık ölçeği (MEDAS) ve Diyet Kalite İndeksi-Uluslararası (DQI-I) indeksleri kullanılmıştır. Her iki cinsiyette de NAYKH hastalık etiyolojisine sahip bireylerde, vücut ağırlığı, beden kütle indeksi (BKİ), üst orta kol yağ alanı (ÜOKYA) ortalama değerleri istatiksel olarak anlamlı şekilde Hepatit B ve C grubundaki bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Hastaların CTP ve MELD-Na hastalık şiddet skorları arasında pozitif bir ilişkinin olduğu saptanmıştır (r=0.838, p=0.000). NRS-2002 ile CTP hastalık şiddet skoru ve MELD-Na skoru arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0.000, r=0.607; p=0.000, r=0.657). Hastaların kan üre azotu (BUN), kreatin, aspartat aminotransferaz (AST), uluslararası normalleştirilmiş oran (INR) ve toplam biluribin değerleri ve CTP değeri arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmaktadır (sırasıyla: r=0.310, p= 0.016; r=0.326 p=0.011; r=0.309, p=0.016; r=0.763, p=0.000; r=0.590, p=0.000). Toplam protein değeri ve albümin değeri ile CTP arasında negatif yönde bir ilişki bulunmaktadır (r=-0.572, p=0.000; r=-0.814, p=0.000). Diyetle alınan karbonhidrat, protein ve hayvansal protein yüzdesi, çoklu doymamış yağ asiti (ÇDYA) miktarı, omega 3 ve omega 6 yağ asidi ve kolesterol tüketimi azaldıkça; yağ, doymuş yağ asiti (DYA) ve tekli doymamış yağ asiti (TDYA) alım miktarı arttıkça CTP ve MELD-Na skorları artmaktadır (p>0.05). Hastalık etiyolojisi ile diyetle alınan protein yüzdesi arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmaktadır (p<0.05). NAYKH etiyolojisine sahip kadın ve erkek bireylerde A vitaminin alımı, Hepatit B-C grubundaki bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). NAYKH hastalık etiyolojisine sahip kadın bireylerde diyetle riboflavin ve kalsiyum alımı Hepatit B-C grubundaki kadın bireylere göre daha yüksektir (p<0.05). Hepatit B-C hastalık etiyolojisindeki hastaların MEDAS puan ortalama değeri CTP-A, B, C grubunda sırası ile 5.5±2.59 puan, 5.4±1.59 puan ve 5.3±1.73 puan olarak bulunmuştur. Hastalık etiyolojisi ile DQI-I skor puanlarının dağılımları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmaktadır p<0.05). Hastalık şiddeti artttıkça bireylerin DQI-I puan ortalamaları Hepatit B-C grubundaki bireylerde ve çalışmaya katılan tüm bireylerde azalmaktadır (p>0.05). Sonuç olarak; siroz hastalarının vücut kompozisyonunun, beslenme ve malnütrisyon durumlarının takibinde etiyolojiye göre değerlendirme yapmak önemlidir. Liver cirrhosis is the common pathological consequence of liver damage resulting from different chronic liver diseases. Nutritional deficiencies are associated with increased complications and mortality rates in patients with liver cirrhosis. This study, which was conducted with the aim of comparing anthropometric measurements, nutritional status and diet quality of cirrhosis patients with different etiologies, was conducted on 60 patients with liver cirrhosis, whose average age was 58.6±7.27 years, who were hospitalized in the gastroenterology clinic of a university hospital or applied to the outpatient clinic between February 2023 and May 2024. Individuals participating in the study were divided into two according to their disease etiology. Individuals with Hepatitis B virus (HBV) and Hepatitis C virus (HCV) etiology (n=32) were compared with individuals with non-alcoholic fatty liver disease (NAFLD) etiology (n=28). In the study, a survey form was applied to determine the sociodemographic characteristics, nutrition and disease status of the patients. The nutritional status of the patients was determined by a 3-day food consumption record. Anthropometric measurements of the patients, such as height, body weight, mid-upper arm circumference (MUAC), triceps skinfold thickness (TSF) and hand grip strength values, were taken. Body weights of the patients were measured based on their dry weight after paracentesis for patients who underwent paracentesis. The blood biochemical-hematological findings of the patients were obtained from the hospital records. Child Turcotte Pugh (CTP) stages and Model for End-Stage Liver Disease-Sodium (MELD-Na) scores to determine the severity of the disease; Nutritional risk score (NRS)-2002 was calculated to determine the nutritional risk status of individuals. Mediterranean Diet Adherence scale (MEDAS) and Diet Quality Index-International (DQI-I) indices were used to evaluate the patients' diet quality. The mean values of body weight, body mass index (BMI), upper mid-arm fat area (UMFA) were statistically significantly higher in individuals with NAFLD disease etiology in both genders compared to individuals in Hepatitis B and C groups (p<0.05). It was determined that there was a positive relationship between the patients' CTP and MELD-Na disease severity scores (r = 0.838, p = 0.000). A positive relationship was found between CTP disease severity score and MELD-Na score and NRS-2002 (p=0.000, r=0.607; p=0.000, r=0.657, respectively). There is a positive relationship between the patients' blood urea nitrogen (BUN), creatine, aspartate aminotransferase (AST), international normalized ratio (INR) and total bilirubin values and CTP value (respectively: r = 0.310, p = 0.016; r = 0.326 p =0.011; r=0.309, p=0.016; r=0.763, p=0.000). There is a negative relationship between total protein value and albumin value and CTP (r=-0.572, p=0.000; r=-0.814, p=0.000). As the percentage of dietary carbohydrate, protein and animal protein, the amount of polyunsaturated fatty acids (PUFA), omega 3 and omega 6 fatty acids and cholesterol consumption decreases and the amount of fat, saturated fatty acid (SFA) and monounsaturated fatty acid (MUFA) intake increases. CTP and MELD-Na scores increase (p>0.05). There is a statistically significant difference between disease etiology and dietary protein percentage (p<0.05). Vitamin A intake in male and female individuals with NAFLD etiology was found to be higher than in individuals in the Hepatitis B-C group (p<0.05). Dietary riboflavin and calcium intake in female individuals with NAFLD disease etiology is higher than in female individuals in the Hepatitis B-C group (p<0.05). The mean MEDAS score of patients with hepatitis B-C disease etiology was found to be 5.5±2.59 points, 5.4±1.59 points and 5.3±1.73 points in the CTP-A, B, C groups, respectively. There is a statistically significant difference between the distribution of disease etiology and DQI-I score scores (p<0.05). As the severity of the disease increases, the average DQI-I score of individuals decreases in individuals in the Hepatitis B-C group and in all individuals participating in the study (p>0.05). In conclusion; It is important to evaluate the body composition, nutrition and malnutrition status of cirrhosis patients according to etiology.Item Yetişkin kadınların premenstrual sendrom, aşırı besin isteği ve besin ögesi alımlarının incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2024) Şahin, İlayda; Olcay Eminsoy, İremBu çalışma premenstrual sendroma sahip olan kadınların aşırı besin isteği ve besin ögesi alımlarının incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Ankara‘da Şubat-Mart 2024 tarihleri arasında özel bir kliniğe başvuran 18-40 yaş arası 56 gönüllü birey üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya katılan kadınlar, premenstrual sendrom ölçeği kullanılarak premenstrual sendromu (PMS) olan (çalışma grubu, n:28) ve olmayan (kontrol grubu, n:28) olarak iki grubu ayrılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, menstruasyon geçmişleri, aşırı besin isteği, luteal faz, menstruasyon ve foliküler fazlardaki antropometrik ölçümleri ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı içeren anket uygulanmıştır. Çalışma ve kontrol grubunun yaş ortalamaları sırası ile 24.7±4.49 ve 28.7±7.78 yıl olduğu belirlenmiştir (p>0.05). Çalışma grubundaki kadınların menstruasyon fazlarına göre BKİ ortalamaları sırasıyla 22.2±3.86, 22.1±3.81 ve 22.1±3.94 ve kontrol grubundaki kadınların ise 22.8±3.90, 22.9±3.86 ve 22.7±3.89 kg/m2 olarak bulunmuştur. Kadınların PMS olma durumları ile luteal dönemde, menstruasyonun 2. gününde ve foliküler fazdaki BKİ ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0.05). Çalışma grubundaki kadınların luteal döneme göre menstruasyonun 2. gününde ve foliküler fazdaki BKİ ölçümlerindeki değişimler istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). Luteal dönemdeki BKİ ölçümleri foliküler fazdaki ölçümlere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kontrol grubunun luteal döneme göre menstruasyonun 2. gününde ve foliküler fazdaki BKİ ölçümlerindeki değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Çalışma ve kontrol gruplarının PMS puanlarının ortalamaları sırası ile 153.1±38.31 ve 93.5±166.25‘tir. (p>0.05). Aşırı besin isteği (ABİS) puanı çalışma grubu ve kontrol gurubundaki kadınlar için sırası ile 143.6±47.38 ve 166.3±41.59‘dur (p<0.05). Çalışma grubundaki kadınların öğle ve ikindi öğününde aldıkları enerji, kontrol grubundakilere göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde fazla bulunmuştur (p<0.05). Çalışma grubundaki kadınların menstruasyon fazlarına göre enerji alımlarının ortalamaları sırasıyla; 1528.6±441.02, 1290.6±372.85 ve 1418.8±388.13; kontrol grubundaki kadınların ise 1479.6±493.33, 1452.5±500.74 ve 1494.3±500.79 kkal olarak bulunmuştur(p>0.05). Çalışma grubunun luteal faz diyet kolesterol alımı kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde daha yüksek iken (p<0.05), menstruasyon 2. günü ve foliküler faz değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir (p>0.05). Kadınların PMS puanları ile aşırı besin isteği puanları arasında negatif yönlü istatistiksel olarak zayıf düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05) Çalışma ve kontrol grubundaki kadınların menstruasyon fazlarına ve grup içi karşılaştırılmalarına göre diyet lifi, E vitamini, tiamin, B6 vitamini, B12 vitamini, C vitamini, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve demir alımları arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmada anlamlı farklılıklar tespit edilemese de menstrual siklus aşamalarının ve PMS durumunun besin alımını ve buna bağlı olarak ağırlık denetimini etkileyebileceği öngürülmektedir. Kadınların süreci yönetebilmek için bu konuda farkındalığının sağlanması ve menstruasyon siklus dikkate alınarak beslenme planlanması gerektiği düşünülmektedir. This study was planned to investigate excessive food cravings and nutrient intake of women with premenstrual syndrome. February-March 2024 The study was conducted on 56 volunteers between the ages of 18 and 40 who applied to a private clinic in Ankara. The women participating in the study were divided into two groups with premenstrual syndrome (PMS) (study group, n:28) and without premenstrual syndrome (control group, n:28) using the premenstrual syndrome scale. A questionnaire including sociodemographic characteristics, eating habits, menstrual histories, excessive food cravings, anthropometric measurements in luteal phase, menstruation and follicular phases and a 24-hour retrospective food consumption record were administered to the participants. The mean age of the study and control group was determined to be 24.7±4.49 and 28.7±7.78 years respectively (p>0.05). The mean BMI of the women in the study group according to the menstrual phases was found to be 22.2±3.86, 22.1±3.81 and 22.1±3.94, respectively, and the women in the control group were found to be 22.8±3.90, 22.9±3.86 and 22.7±3.89 kg/m2. During the luteal period, when women have PMS, menstruation is 2. there was no statistically significant difference between BMI measurements on the day and in the follicular phase (p>0.05). According to the luteal period of the women in the study group, menstruation is 2. changes in BMI measurements on the day and during the follicular phase were found to be statistically significant (p<0.05). BMI measurements during the luteal period were found to be higher compared to measurements during the follicular phase (p<0.05). According to the luteal period of the control group, menstruation was 2. changes in BMI measurements on the day and during the follicular phase were not statistically significant (p>0.05). The mean PMS scores of the study and control groups were 153.1±38.31 and 93.5±166.25, respectively. (p>0.05). The excessive food cravings (ABIS) score was 143.6±47.38 and 166.3±41.59 for women in the study group and control group, respectively (p<0.05). The energy received by the women in the study group at lunch and afternoon meals was found to be statistically significant compared to those in the control group (p<0.05). The average energy intake of women in the study group compared to menstruation phases, respectively; 1528.6±441.02, 1290.6±372.85 and 1418.8±388.13; women in the control group 1479.6±493.33, 1452.5±500.74 and 1494.3±kcal 500.79 were found(p>0.05). While the luteal phase dietary cholesterol intake of the study group was significantly higher than that of the control group (p<0.05), menstruation 2. there was no statistically significant difference between the Dec values and follicular phase values (p>0.05). There was a statistically significant negative relationship between women's PMS scores and excessive food cravings scores at a Decently weak level (p<0.05). There was no statistically significant difference between dietary fiber, vitamin E, thiamine, vitamin B6, vitamin B12, vitamin C, calcium, magnesium, potassium and iron intakes according to menstrual phases and intra-group comparisons of women in the study and control group (p>0.05). There was no statistically significant difference between dietary fiber, vitamin E, thiamine, vitamin B12, vitamin C, calcium, magnesium, potassium and iron intakes (p>0.05). Although significant differences could not be detected in the study, it is assumed that menstrual cycle stages and PMS status may affect nutrient intake and, accordingly, weight control. It is thought that women should be aware of this issue in order to manage the process and nutrition should be planned taking into account the menstrual cycle.Item Yetişkin inflamatuar bağırsak hastalarında diyet inflamatuvar indeksinin hastalık aktivitesi, depresif duygu durumu ve bazı biyokimyasal kan parametreleri ile ilişkisinin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Yüksel, Büşra; Bayram, SinemYapılan bu araştırma, yetişkin inflamatuvar bağırsak hastalarında diyet inflamatuvar indeksinin(Dİİ) hastalık aktivitesi, depresif duygu durumu ve bazı biyokimyasal kan parametreleri ile arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, Gazi Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniğine Haziran-Ekim 2021 tarihleri arasında başvuran daha önce teşhis almış, 31 crohn hastaları ve 63 ülseratf kolit hastası olmak üzere 94 birey dâhil edilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik bilgileri, hastalık aktivite indeksleri, genel sağlık bilgileri ile bazı biyokimyasal kan parametreleri anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin diyet inflamatuvar indeks skorları, katılımcılardan alınan üç günlük besin tüketim kaydı ile hesaplanmıştır. Bireylerin diyet inflamatuvar indeks skorları dört quartile ayrılarak değerlendirme yapılmış ve quartillerin sayısal değeri arttıkça diyetin inflamasyon yükü de artış göstermiştir. Ayrıca bireylerin depresif duygu durumunu belirlemek amacıyla Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Hastalık aktivitesini belirlemek için crohn hastalarında Crohn Hastalığı Aktivite İndeksi ve ülseratif kolit hastalarında ise Truelove-witts Klinik Aktivite İndeksi kullanılmıştır. Çalışmaya dâhil olan bireylerin yaş ortalamaları crohn hastaları(CH) için 42.0±11.1 yıl ve ülseratif kolit(ÜK) hastaları için 42.5±15.3 yıl olarak saptanmıştır. Bireylerin diyet inflamatuvar indeks skorları ortalaması -3.15 ± 0.9 olarak belirlenmiştir. Daha fazla hastalık aktivitesine sahip crohn ve ülsratif kolit hastalarında depresyon varlığı istatistiksel açıdan önemli saptanmıştır (p<0.05). Hem crohn hastalarının hem de ülseratif kolit hastalarının hastalık aktivitesi arttıkça istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek depresyon puanına sahip oldukları belirtilmiştir (p<0.05). Crohn hastaları ve ülseratif kolit hastaları arasında diyet inflamatuvar indeksi quartillerine göre önemli bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Crohn hastalarının diyet inflamatuvar indeks quartillerine göre hastalık aktiviteleri arasında anlamlı farklılık belirlenmemiştir (p>0.05). Ülseratif kolit hastalarının diyet inflamatuvar indeks quartillerine göre hastalık aktiviteleri arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Çalışmaya dahil olan katılımcıların kan biyokimyasal parametreleri diyet inflamatuvar indeks quartillerine göre incelendiğinde sadece CRP ve serum demir düzeyleri arasında anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.05). Diyet inflamatuvar indeks quartillerine göre depresyon durumu arasında da anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Yüksek diyet inflamatuvar indeks skorlarına sahip bireylerin düşük skorlara sahip olanlara göre diyetle aldıkları enerji, karbonhidrat, protein, yağ, doymuş yağ, çoklu doymamış yağ, omega-3, omega-6, kolesterol ile posa alım miktarları önemli şekilde düşük bulunmuştur (p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi düşük olan katılımcıların, günlük diyetle A vitamini, D vitamini, tiamin, riboflavin, niasin, vitamin B6, folik asit, vitamin B12, C vitamini, magnezyum, demir, çinko ile selenyum alımları Dİİ yüksek olan bireylere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, inflamatuvar bağırsak hastalarında diyetin inflamatuvar indeksinin bireylerin duygu durumlarını ve bazı biyokimyasal parametreleri etkilediği gösterilmiştir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre inflamatuvar bağırsak hastalığı olan bireylerde sağlıklı ve daha az inflamatuvar bir diyet ile inflamasyonun sebep olduğu birçok kronik hastalığın önlenebileceği yada geciktirilebileceği düşünülmektedir. In this study, it was aimed to determine the relationship between dietary inflammatory index (DII) and disease activity, depressive mood and some biochemical blood parameters in adult inflammatory bowel disease patients. The study included 94 individuals, 31 of whom were diagnosed with crohn's disease and 63 of whom were ulcerative colitis patients, who applied to the Gazi University Hospital Gastroenterology Polyclinic between June and October 2021. The participants' socio-demographic characteristics, general health information, disease activity indices and some biochemical blood parameters were recorded in the questionnaire. The dietary inflammatory index of the individuals was calculated by taking three-day food consumption records from the individuals. The dietary inflammatory index scores of the individuals were evaluated by dividing them into four quartiles, and as the numerical value of the quartiles increased, the inflammatory load of the diet also increased. In addition, Beck Depression Inventory was used to determine the depressive mood of individuals. The Crohn's Disease Activity Index in patients with crohn and the Truelove-witts Clinical Activity Index in ulcerative colitis patients were used to determine disease activity. The mean age of the individuals included in the study was 42.0±11.1 years for patients with crohn's (CH) and 42.5±15.3 years for patients with ulcerative colitis (UC). The mean dietary inflammatory index scores of the individuals were determined as -3.15 ± 0.9. Presence of depression was found to be statistically significant in crohn's and ulcerative colitis patients with more disease activity (p<0.05). It was stated that both crohn's patients and ulcerative colitis patients had a statistically significant higher depression score as the disease activity increased (p<0.05). There was no significant difference between Crohn's patients and ulcerative colitis patients according to dietary inflammatory index quartiles (p>0.05). There was no significant difference between the disease activities according to the dietary inflammatory index quartiles of Crohn's patients (p>0.05). There was no significant difference between disease activities according to dietary inflammatory index quartiles of ulcerative colitis patients (p>0.05). When the blood biochemical parameters of the individuals included in the study were examined according to the dietary inflammatory index quartiles, a significant difference was observed only between CRP and serum iron levels (p<0.05). There was also a significant difference between depression status according to diet inflammatory index quartiles (p<0.05). Individuals with high dietary inflammatory index had significantly lower intakes of energy, carbohydrate, protein, fat, saturated fat, polyunsaturated fat, omega-3, omega-6, cholesterol and fiber in daily diet compared to others (p<0.05). Individuals with a low dietary inflammatory index have a significantly higher daily intake of vitamin A, vitamin D, thiamine, riboflavin, niacin, vitamin B6, folic acid, vitamin B12, vitamin C, iron, magnesium, zinc and selenium compared to others (p<0.05). In conclusion, it has been shown that the inflammatory index of diet affects mood and some biochemical parameters in patients with inflammatory bowel disease. According to the results of this study, it is thought that many chronic diseases caused by inflammation can be prevented or delayed with a healthy and less inflammatory diet in individuals with inflammatory bowel disease.Item Yiyecek hizmeti alan mavi ve beyaz yakalı çalışanların iş tatmini düzeylerinin beslenme durumuna etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Bozan, Damla Sinem; Köse, BerilBu çalışma yiyecek hizmeti alan mavi ve beyaz yakalı erkek çalışanlarda iş tatmini düzeyinin beslenme durumuna etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Aralık – Nisan 2022 tarihleri arasında Ankara ilinde özel bir firmada çalışmakta olan 22-64 yaş arası yetişkin 138 erkek çalışan (69 mavi yaka-69 beyaz yaka) ile yüz yüze anket yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplamak amacıyla hazırlanan anket formu araştırmaya katılan bireylerin genel bilgileri ve antropometrik ölçümlerini saptamaya yönelik bir form ile İş Tatmini Ölçeği, beslenme kalitesini ölçmek ve beslenme durumlarını saptamak için Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 ve Besin Tüketim Sıklığı Formu sorularını içermektedir. Yaş ortalaması beyaz yakalı çalışanlarda 36.6±10.23 yıl, mavi yakalı çalışanlarda 36.8±9.73 yıl olarak bulunmuştur. Beyaz ve mavi yakalı çalışanların beden kütle indeksleri (BKİ) sırasıyla; 26.4±2.98 ve 27.4±3.89 kg/m² olarak belirlenmiştir (p>0.05). Bel/kalça oranı ortalaması beyaz yakalı çalışanlarda 0.9±0.06, mavi yakalı çalışanlarda bu ortalama 1.0±0.06 olarak saptanmış ve bu fark istatiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Mavi yakalı çalışanların günlük enerji alımı ortalaması 2332.1±673.63 kkal ve beyaz yakalı çalışanların 2042.7±558.02 kkal olarak bulunmuştur ve bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Beyaz yakalı çalışanların günlük enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen yüzdeleri sırayla; %40, %17.5 ve %42.5 iken bu oranlar mavi yakalı çalışanlarda sırayla; %46, %15.7 ve %38.4 olarak saptanmıştır. Günlük karbonhidrat, protein ve yağ tüketim ortalaması ile kadro durumu arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki (p<0.05) bulunmuştur. İş memnuniyetsizliği olan beyaz ve mavi yakalı bireylerin SYİ-2010 puan ortalamaları sırayla; 60.9±6.76 ve 62.9±3.32 olarak saptanmıştır. İş tatmini ölçeği puan sınıflaması ile SYİ-2010 puan ortalaması arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bu araştırma, ülkemizde iş tatmini düzeylerinin beslenme durumuna etkisini inceleyen öncü çalışmalardan biridir. İş tatmini ve beslenme durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bu konuda daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. This study was carried out to determine the effect of job satisfaction level on nutritional status of blue and white collar male employees receiving food service. The study was carried out by using face-to-face survey method with 138 adult male (69 blue collar-69 white collar) employees aged 18-64 working in a private company in the province of Ankara between December and April 2022. The questionnaire form prepared to collect data in the study includes a form to determine the general information and anthropometric measurements of the individuals participating in the research, and the questions of the Job Satisfaction Scale, the Healthy Eating Index-2010 (HEI-2010) and the Food Consumption Frequency Form to measure the nutritional quality and determine their nutritional status. The mean age was found to be 36.6±10.23 years for white collar workers and 36.8±9.73 years for blue collar workers. Body mass indexes (BMI) of white and blue collar workers, respectively; It was determined as 26.4±2.98 and 27.4±3.89 kg/m² (p>0.05). The mean waist/hip ratio was found to be 0.9±0.06 in white-collar workers and 1.00±0.06 in blue-collar workers, and this difference was statistically significant (p<0.05). The mean white energy intake of blue-collar workers was 2332.1±673.63 kcal and that of white-collar workers was 2042.7±558.02 kcal, and this difference was statistically significant (p<0.05). The percentages of white energy from carbohydrates, proteins and fats of white-collar workers are in order; While 40%, 17.5% and 42.5%, these rates are respectively for blue-collar workers; It was determined as 46%, 15.7% and 38.4%. A statistically significant relationship (p<0.05) was found between the average white carbohydrate, protein and fat consumption and the staff status. HEI-2010 mean scores of white and blue collar individuals with job dissatisfaction are respectively; It was determined as 60.9±6.76 and 62.9±3.32. There was no statistically significant difference between the job satisfaction scale score classification and the HEI-2010 score average (p>0.05). This research is a pioneering study examining the effect of job satisfaction levels on nutritional status in our country. No significant relationship was found between job satisfaction and nutritional status. More research is needed on this subject.Item Non-alkolik yağlı karaciğer hastalarında akdeniz ve dash diyetine uyumun beslenme durumlarıyla ilişkisinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Coşkun, Aybüke; Türker, Perim FatmaBu çalışma non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH) tanısı almış bireylerin Akdeniz ve Hipertansiyonu Durdurmak için Diyet Yaklaşımları (DASH) diyetine uyum ve beslenme durumu ile hastalık arasındaki ilişkiyi araştırmak ve besin tüketimi, biyokimyasal bulgular ve antropometrik ölçümlerle ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Şubat 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniği’ne başvuran ve NAYKH tanısı almış 26-65 yaş arasındaki 75 bireyle yürütülmüştür. Bireylerden beslenme durumlarının değerlendirilmesi ve DASH diyetine uyum durumlarının belirlenmesi için 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Bireylere Akdeniz diyetine uyum durumlarını belirlemek için ise 14 sorudan oluşan Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS) uygulanmıştır. Bireyler Akdeniz ve DASH diyetlerine uyumlu ve uyumsuz olarak gruplara ayrılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin, %30.7’sinin Akdeniz diyetine kabul edilebilir uyumları olduğu, %69.3’ünün ise Akdeniz diyetine uyumlarının olmadığı belirlenmiştir. Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerde günlük diyetle alınan enerjinin ve yağ miktarının, Akdeniz diyetine kabul edilebilir uyumu olan bireylere kıyasla daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerde grade 3 yağlanma seviyesi daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerin kabul edilebilir uyumu olan bireylere kıyasla, açlık insülin, LDL-kolesterol, AST, ALT ve GGT değerleri daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerde Akdeniz diyetine uyum azaldıkça AST düzeylerinin arttığı gözlenmiştir (r= -0.295) (p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin %2.7’sinin DASH diyetine uyumu olduğu, %97.3’ünün ise DASH diyetine uyumu olmadığı görülmüştür. DASH diyetine uyumu olan bireylerin uyumu olmayanlara kıyasla, diyetle aldığı çözünür posa miktarının daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0.05). DASH diyetine uyumu olmayan bireylerde grade 3 yağlanma seviyesi daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). DASH diyetine uyumu olmayan bireylerin, DASH diyetine uyumu olan bireylere kıyasla, açlık kan şekeri, HOMA-IR, VLDL-kolesterol, trigliserit, AST, ALT, ALP ve GGT değerleri daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerin Akdeniz diyetine uyum skorları arttıkça DASH diyetine uyum skorlarının da arttığı görülmüştür (r=0.228, p<0.05). Sonuç olarak Akdeniz ve DASH diyetine uyumu düşük olan bireylerin non-alkolik karaciğer yağlanması ile ilişkili parametrelerde daha yüksek risklerle bağlantılı olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu diyet modellerine uyumun NAYKH ve hastalıkla ilişkili parametrelerde fayda sağladığı unutulmamalı ve hastalığın tedavisinde önemli bir tedavi yaklaşımı olarak değerlendirilmelidir. This study was conducted to investigate the relationship between the disease and adherence to the Mediterranean and Dietary Approaches to Stop Hypertension (DASH) diet of individuals diagnosed with non-alcoholic fatty liver disease (NAFLD), and to evaluate the relationship with food consumption, biochemical findings and anthropometric measurements. The study was conducted with 75 individuals between the ages of 26-65 who applied to Başkent University Ankara Hospital Gastroenterology Outpatient Clinic between February 2021 and December 2022 and were diagnosed with NAFLD. A 24-hour food consumption record was taken to evaluate the nutritional status of the individuals and to determine their compliance with the DASH diet. The Mediterranean Diet Adherence Scale (MEDAS) consisting of 14 questions was applied to the individuals to determine their compliance with the Mediterranean diet. Individuals were divided into groups as compatible and incompatible with the Mediterranean and DASH diets. It was determined that 30.7% of the individuals participating in the study had acceptable compliance with the Mediterranean diet, and 69.3% did not comply with the Mediterranean diet. It was determined that the daily energy intake and the amount of fat in individuals who did not comply with the Mediterranean diet were higher than those with acceptable compliance with the Mediterranean diet (p<0.05). Grade 3 adiposity was found to be higher in individuals who did not comply with the Mediterranean diet, but it was not statistically significant (p>0.05). Fasting insulin, LDL-cholesterol, AST, ALT and GGT values were found to be higher in individuals who did not comply with the Mediterranean diet, but were not statistically significant (p>0.05). It was observed that as adherence to the Mediterranean diet decreased in the individuals participating in the study, AST levels increased (r= -0.295) (p<0.05). It was observed that 2.7% of the individuals participating in the study were in compliance with the DASH diet, while 97.3% did not comply with the DASH diet. It was determined that the amount of soluble fiber in the diet was higher in the individuals who comply with the DASH diet compared to those who do not comply with the DASH diet (p<0.05). Grade 3 adiposity was found to be higher in individuals who did not comply with the DASH diet, but it was not statistically significant (p>0.05). Fasting blood glucose, HOMA-IR, VLDL-cholesterol, triglyceride, AST, ALT, ALP and GGT values were found to be higher in individuals who did not comply with the DASH diet, but were not statistically significant (p>0.05). It was observed that as the Mediterranean diet compliance scores of the individuals participating in the study increased, the DASH diet compliance scores also increased (r=0.228, p<0.05). In conclusion, individuals with low adherence to the Mediterranean and DASH diets seem to be associated with higher risks in parameters related to non-alcoholic fatty liver disease. Therefore, it should be kept in mind that compliance with these dietary models provides benefits in NAFLD and disease-related parameters and should be considered as an important treatment approach in the treatment of the disease.Item Hemodiyaliz hastalarında kırılganlık ile beslenme durumu inflamasyon ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Bilgiç, Bengü Dilşad; Kızıltan, GülBu çalışma, hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda kırılganlığı, inflamasyonu, yaşam kalitesini ve beslenme durumunu saptamak ve kırılganlığın diğer faktörler ile arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Nisan 2021-Haziran 2021 tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Çorum İl Sağlık Müdürlüğü‘ne bağlı hemodiyaliz merkezlerinde 20 yaş üzeri, daha önce böbrek transplantasyonu geçirmemiş, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 61‘i kadın, 78‘i erkek toplam 139 hemodiyaliz hastası üzerinde yürütülmüştür. Hastaların demografik bilgilerini, genel alışkanlıklarını, beslenme alışkanlıklarını, komorbid hastalıklarını, aile ve bakım durumlarını, hemodiyaliz tedavisi ile ilgili bilgilerini içeren sorulardan oluşan anket formu, araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Hastaların antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından ölçülerek kaydedilmiş ve biyokimyasal bulgular hasta dosyalarından alınmıştır. Hastaların kırılganlık durumları Edmonton Kırılganlık Ölçeği, beslenme durumları Yedi Puanlı Subjektif Global Değerlendirme (SGD-7P), malnütrisyon-inflamasyon durumları Malnütrisyon inflamasyon Skoru (MIS) ve C-Reaktif Protein, yaşam kalitesi düzeyi de Short Form-12 (SF-12) ile değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 61.6 ± 12.92 yıldır. Edmonton Kırılganlık Ölçeği sınıflamasına göre hastaların %32.4‘ü kırılgan değil, %19.4‘ü görünürde savunmasız ve %48.2‘si kırılgan olarak belirlenmiştir. Kadınların Edmonton Ölçek skoru ortalaması erkeklere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). SGD-7P ölçeği sınıflamasına göre hastaların %48.2‘si hafif-orta malnütrisyonlu, %6.5‘i Ģiddetli malnütrisyonlu olarak bulunmuştur. Ortalama MIS skoru 9.2 ± 4.22, ortalama C-Reaktif protein (CRP) değeri 8.5 ± 13.36 mg/L bulunmuştur. Kırılganlık dağılımına göre, yaş, boy uzunluğu, serum kreatinin, serum albümin, total demir bağlama kapasitesi açısından istatistiksel olarak önemli farklar bulunmuştur (p<0.05). şiddetli kırılgan hastaların %57.1‘i hafif-orta malnütrisyonlu, %42.9‘u ağır malnütrisyonlu olarak değerlendirilmiştir. Hastalarda, kırılganlık düzeyi arttıkça yetersiz beslenen hastaların sıklığının da istatistiksel olarak arttığı görülmüştür (p<0.05) ve pozitif yönlü orta derecede istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (r:0.428, p<0.05) saptanmıştır. Hastaların kırılganlık durum dağılımları ile yaşam kalitesi arasında negatif yönlü orta derecede istatistiksel olarak önemli bir ilişki bulunmuştur (r:-0.469, p<0.05). Sonuç olarak,hemodiyaliz hastaları kırılganlık, malnütrisyon, inflamasyon ve düşük yaşam kalitesi açısından risk altındadır. Tüm bu faktörlerin bu hastalarda rutin olarak taranması ve bu risk faktörlerine yönelik tedavilerin planlanması büyük önem taşımaktadır. This study was conducted to determine frailty, inflammation, quality of life and nutritional status in patients receiving hemodialysis treatment and to examine the relationship between frailty and other factors. This study was conducted between April-June 2021 in the hemodialysis centers affiliated to the Çorum Provincial Health Directorate of the Ministry of Health with 139 hemodialysis patients (61 women, 78 men) aged over 20 years who had not previously undergone kidney transplantation and volunteered to participate in the study. The questionnaire, consisting of questions including demographic information, general habits, nutritional habits, comorbid diseases, family and care status, and information about hemodialysis treatment, was administered to all patients by face-to-face interview method. The anthropometric measurements of the patients were measured and recorded by the researcher, and the biochemical findings were taken from the patient files. Frailty status were evaluated with the Edmonton Frailty Scale, nutritional status were evaluated with the Seven-Score Subjective Global Assessment (SGD-7P), malnutrition-inflammation status were evaluated with the Malnutrition Inflammation Score (MIS) and C-Reactive Protein (CRP), quality of life was evaluated with the Short Form-12 (SF-12). The mean age of the patients was 61.6 ± 12.92 years. According to Edmonton Frailty Scale classification 32.4% were non-frail, 19.4% were apparent vulnerable, 48.2% were severe frail. Women were found to be statistically significantly higher score than that of men (p<0.05). According to the SGD-7P scale classification, 48.2% of the patients were found to have mild to moderate malnutrition and 6.5% to have severe malnutrition. Mean MIS score was 9.2 ± 4.22, mean C-Reactive Protein (CRP) value was 8.5 ± 13.36 mg/L. Age, height, serum creatinine, serum albumin and total iron binding capacity were found to be statistically significant according to fraility groups (p<0.05). The 57.1% of severe frailty patients were determined as mild-moderate malnutrition and 42.9% of them were severely malnourished. It was observed that the frequency of malnourished patients increased statistically as frailty level increased (p<0.05) and a moderately statistically positive significant relationship (r:0.428, p<0.05) was found. A moderately statistically significant negative correlation was found between frailty distribution of patients and their quality of life (r:-0.469, p<0.05). In conclusion, hemodialysis patients are at risk for frailty, malnutrition, inflammation and poor quality of life. It is of great importance to routinely screen all these factors in these patients and to plan treatments for these risk factors.Item Yetişkin bireylerin covid-19 pandemi sürecinde gıda okuryazarlığının ve sürdürülebilir tüketim davranışlarının beslenme durumu üzerine etkisinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Çelik, Cansu; Türker, Perim FatmaBu çalışma, pandemi sürecinde gıda okuryazarlığı ve sürdürülebilir tüketim davranışlarının beslenme durumu üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Mayıs-Temmuz 2021 ayları arasında araştırmaya katılmaya gönüllü olan, 20-65 yaş arasındaki 200 yetişkin birey ile dijital ortamda (sosyal medya ortamı twitter/facebook/instagram araştırmacıların ve arkadaşlarının çevresi ile) uygulanan anket ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin sosyodemografik özellikleri, genel bilgileri ve tüketici davranışları anket formu ile değerlendirilmiştir. Besin tüketim sıklıklarından diyetle günlük ortalama alınan besin ögesi miktarı belirlenerek beslenme durumu üzerindeki etki değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaşı ile antropometrik ölçümler (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, beden kütle indeksi, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, bel/boy oranı) beyana dayalı, çevrimiçi olarak alınmış, bireylere anket öncesi gerekli bilgilendirmeler telefon yolu ile yapılmıştır. Kadınların günlük aldığı enerji ortalama 1727.7±373.13 kkal’dir. Erkeklerin günlük aldığı enerji ortalama 1829.0 ± 465.62 kkal’dir. Kadınların vücut ağırlığı ortalama 65.1 ± 43.14 kg, erkeklerin vücut ağırlığı ortalama 82.0 ± 13.75 kg’dir. Bel çevresinin kalça çevresine oranına göre; kadınların %84.0’ı normal, %16.0’ı risk grubundadır. Sürdürülebilir beslenme kavramını daha önce duyma durumu cinsiyete göre değerlendirildiğinde; kadınların %87.2’si sürdürülebilir beslenme kavramını daha önce duymuş iken, erkeklerin %40.0’ı sürdürülebilir beslenme kavramını daha önce duyduğunu belirtmiştir. Bireylerin sürdürülebilir beslenme kavramını daha önce duyma durumu ile cinsiyeti arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). Sürdürülebilir Tüketim Davranışı toplam puan ortalaması kadınlarda 3.1 ± 0.48, erkeklerde ise 2.9±0.69 olarak bulunmuştur. Cinsiyete göre sürdürülebilir puan ortalaması farkı istatiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Algılanan Gıda Okuryazarlığı (AGOY) puan ortalaması kadınlarda 3.31 ± 0.275 olarak bulunmuş iken, erkeklerin AGOY Ölçeği puan ortalaması 3.05 ± 0.395 olarak bulunmuştur. Bireylerin AGOY ölçeği puan ortalamaları ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Algılanan Gıda Okuryazarlığı Ölçeği ile BKİ, bel/kalça oranı ögeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönde zayıf bir ilişki bulunurken; AGOY puanı ve vücut ağırlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı, negaitif yönde orta düzeyde ilişki saptanmıştır(r=-0.207,p<0.001,r=-0.328,p<0.001;r=-0.191,p<0.05). Sürdürebilir Tüketim Davranışı Ölçeği ile bel/kalça oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönde zayıf ilişki olduğu saptanmıştır (r=- 0.174, p<0.05). Sürdürülebilir tüketim davranışları ve gıda okuryazarlığının beslenme durumu ve antropometrik ölçüleri etkilediği, kadınların sürdürülebilir beslenme konusunda daha fazla farkındalık sahibi olduğu söylenebilir. Sürdürülebilir beslenme, sürdürülebilir tüketim davranışları ve gıda okuryazarlığı bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Gıda okuryazarlığı konusunda bireyleri bilinçlendirmek amacıyla eğitimler arttırılmalıdır. Beslenme bilincinin arttırılması, mevsimsel beslenme, coğrafi işaretli ürünler gibi konular daha sık tartışılmalı ve yerel üretimi desteklemenin, sürdürülebilir bir tüketim davranışına sahip olmanın sürdürülebilirliğe katkısı ve gelecek nesillere etkisi tüm boyutları ile değerlendirilmelidir. This study was conducted to evaluate the effect of food literacy and sustainable consumption behaviors on nutritional status during the pandemic. The study was conducted with 200 adult individuals between the ages of 20-65 who volunteered to participate in the research between May and July 2021, with a questionnaire applied in the digital environment (social media environment twitter/facebook/instagram with the circle of researchers and their friends). Sociodemographic characteristics, general information and consumer behaviors of individuals were evaluated with a questionnaire. The effect on the nutritional status was evaluated by determining the average daily amount of nutrient intake from the food consumption frequencies. The age and anthropometric measurements (height, body weight, body mass index, waist circumference, hip circumference, waist/hip ratio, waist/height ratio) of the individuals participating in the study were taken online based on the declaration, and the necessary information was given to the individuals before the survey via telephone. The average daily energy intake of women is 1727.7 ± 373.13 kcal, the average daily energy intake of men is 1829.0 ± 465.62 kcal. Average body weight of women is 65.1 ± 43.14 kg, mean body weight of men is 82.0 ± 13.75 kg. According to the ratio of waist circumference to hip circumference; 84% of the women were normal and 16% were in the risk group. When the state of hearing the concept of sustainable nutrition is evaluated according to gender; 87.2% of women have heard of the concept of sustainable nutrition before, 40% of men have heard of the concept of sustainable nutrition before. A statistically significant relationship was found between the individuals' state of hearing the concept of sustainable nutrition and their gender (p<0.001). The total mean score of Sustainable Consumption Behavior score was found to be 3.1±0.48 for females and 2.9 ± 0.69 for males. The difference in sustainable mean score according to gender was statistically significant (p<0.05). While the mean score of Self-Perceived Food Literacy score was found to be 3.31 ± 0.275 for women, the mean score of of Self-Perceived Food Literacy Scale for men was 3.05 ± 0.395. A statistical correlation was found between the of Self-Perceived Food Literacy scale mean scores of the individuals and their gender (p<0.05). While there was a statistically significant, negative correlation between the Self Perceived Food Literacy Scale and BMI, height, Waist-hip Ratio items; A statistically significant, moderately negative correlation was found between of Self-Perceived Food Literacy score and body weight (r=-0.207, p<0.001, r=-0.328, p<0.001; r=-0.191, p<0.05). It was found that there was a statistically significant, negative and weak correlation between the Sustainable Consumption Behavior Scale and the waist/hip ratio (r=- 0.174, p<0.05). It can be said that sustainable consumption behaviors and food literacy affect nutritional status and anthropometric measures, and that women are more aware of sustainable nutrition. Sustainable nutrition, sustainable consumption behaviors and food literacy should be considered as a whole. Education programs should be increased in order to increase awareness of individuals about food literacy. Issues such as raising nutritional awareness, seasonal eating, and geographical indication should be discussed more frequently, and the contribution of supporting local production and having a sustainable consumption behavior to sustainability and its impact on future generations should be evaluated in all its dimensions.Item İnsülin kalemi ve insülin pompası kullanan tip 1 diyabetli çocukların beslenme durumlarının değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) Yıldırım, Sümeyye Betül; Saka, MendaneTip 1 diyabet insüline bağımlı bir diyabet türüdür. İnsülin infüzyon şekli olarak insülin kalemi veya insülin pompası kullanılmaktadır. İnsülin infüzyon yöntemindeki farklılıklar diyabet yönetimi üzerinde etkili olabilmektedir. Bu araştırma, insülin kalemi ve insülin pompası kullanan Tip 1 diyabetli çocukların beslenme durumunu değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Ocak 2021-Mart 2021 tarihleri arasında özel bir endokrin kliniğine başvuran 2-12 yaş arasındaki 40 Tip 1 diyabetli çocuk üzerinde yapılmıştır. Bireylerin kişisel özellikleri, diyabet ile ilgili bilgileri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak alınmıştır. Günlük enerji, makro ve mikro besin ögesi alımı 3 günlük besin tüketim kaydı alınarak hesaplanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı (kg) ve boy uzunluğu (cm)) alınmış, BKİ ve ponderal indeks değerleri hesaplanmış ve biyokimyasal bulguları (HbA1c, hemoglobin, hematokrit, demir, ferritin, Vitamin B12, total kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserid, kreatinin) analiz edilmiştir. Tip 1 diyabetli çocukların 22’si kız (%55.0) ve 18’i erkektir (%45.0). Çalışmaya katılan çocukların yaş ortalaması 8.1±2.94 yıldır. Çocukların son 3 HbA1c ortalaması 7.2±0.64 olarak saptanmıştır. İnsülin kalemi kullanan çocukların trigliserid (mg/dL) medyanının, insülin pompası kullananlardan daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). HbA1c seviyesi Zayıf: >%9 olan çocuk yoktur. İnsülin kullanım şekli ile HbA1c düzeyleri arasında arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). İnsülin kalemi ve insülin pompası kullanan çocukların yaşa göre BKİ grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p<0.05). Kız çocuklarda insülin kullanım şekli ile ponderal indeksi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Çocukların enerji, karbonhidrat ve lif alımları Türkiye Beslenme Rehberi 2015 (TÜBER) önerilerinin altında iken protein ve yağ alımları önerilere yakın bulunmuştur. İnsülin kalemi ve insülin pompası kullanan çocukların enerji ve makro besin ögesi alımları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Hem insülin kalemi hem insülin pompası kullanan çocuklarda günlük E vitamini, tiamin, niasin ve folat alımı TÜBER’e göre önerilerin alt ında; A vitamini, riboflavin, B6 vitamini ve B12 vitamini alımı önerilerin üzerinde ve C vitamini alımı önerilere yakın bulunmuştur. Çocukların tümüne bakıldığında günlük sodyum ve fosfor alımı TÜBER önerilerinin üzerinde; potasyum, kalsiyum, magnezyum ve demir alımı önerilerin altında bulunmuştur. Günlük çinko alımı insülin pompası kullananlarda TÜBER önerilerine yakınken, insülin kalemi kullananlarda önerilerin altındadır. Günlük tiamin, magnezyum ve demir alımı insülin kalemi kullananlarda insülin pompası kullananlara göre daha düşüktür (p<0.05). Bu çalışmada, insülin pompası ve insülin kalemi kullanan çocuklar ile beslenme durumları arasında önemli bir fark saptanmamıştır. Daha fazla sayıda hasta ve daha uzun süreli bir çalışma ile anlamlı sonuçların elde edileceği düşünülmektedir. Type 1 diabetes is an insulin-dependent type of diabetes. Insulin pen or insulin pump is used for insulin infusion. Differences in insulin infusion method may also be effective on diabetes management. This study was conducted to evaluate the nutritional status of children with Type 1 diabetes who use insulin pen and insulin pump. The study was conducted on 40 children with Type 1 diabetes between the ages of 2 and 12 who applied to a private endocrine clinic between January 2021 and March 2021. The personal characteristics of the individuals, their information about diabetes and their eating habits were collected with a questionnaire. Daily energy, macro and micronutrient intake was calculated by taking a 3- day nutrient consumption record. Anthropometric measurements (body weight (kg) and height (cm)) of the individuals were taken, BMI and ponderal index values were calculated, and biochemical findings (HbA1c, hemoglobin, hematocrit, iron, ferritin, Vitamin B12, total cholesterol, HDL cholesterol, LDL cholesterol, triglyceride, creatinine) were analyzed. Of the children with type 1 diabetes, 22 (55,0%) were girls and 18 (45,0%) were boys. The mean age of the children participating in the study is 8.1±2.94 years. The mean of the last 3 HbA1c of the children is 7.2±0.64. It was observed that the median score of Triglyceride, mg/dL of children using insulin pen was higher than those using insulin pump (p<0.05). Poor HbA1c: No child with >9%. There was no statistically significant relationship between insulin use and HbA1c levels (p>0.05). There was no statistically significant relationship between BMI groups according to age of children using insulin pen and insulin pump (p=0.373). A statistically significant correlation was found between the type of insulin use and the ponderal index in girls (p<0.05). While the energy, carbohydrate and fiber intakes of children are below the Turkey Dietary Guidelines 2015 recommendations, their protein and fat intakes were found close to the recommendations. When the energy and macronutrient intakes of children using insulin pen and insulin pump were examined, no significant difference was found between them (p>0.05). Daily intake of vitamin E, thiamine, niacin and folate in children using both an insulin pen and an insulin pump was found below the recommendations according to TUBER, the intake of vitamin A, riboflavin, vitamin B6 and vitamin B12 was above the recommendations, and the intake of vitamin C was close to the recommendations. Considering all of the children, daily sodium and phosphorus intake was above the TUBER recommendations, and potassium, calcium, magnesium and iron intakes were below the recommendations. While daily zinc intake is close to TUBER recommendations for insulin pump users, it is below the recommendations for insulin pen users. Daily intake of thiamine, magnesium and iron was lower in insulin pen users than in insulin pump users (p<0.05). In this study, no significant difference was found between the nutritional status of children using an insulin pump and an insulin pen. It is thought that meaningful results will be obtained with a longer-term study with a larger number of patients.Item Profesyonel kick boks sporcularında beden algısı ile yeme davranışları ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2021) İçbudak, Dilara; Türker, Perim FatmaBu çalışma, Mart 2020-Mart 2021 tarihleri arasında Türkiye Kick Boks Federasyonuna bağlı, lisanslı olarak kick boks yapan 18-35 yaş arası 26 kadın ve 28 erkek olmak üzere toplam 54 birey üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların demografik özellikleri, diyet öyküsü, temel beslenme alışkanlıkları, besin destek ürün kullanımı ve antropometrik ölçümlere ilişkin bilgileri sorgulayan bir anket formu uygulanmıştır. Sporcuların antropometrik ölçümleri alınmış, beden kütle indeksleri (BKİ) ve bel/kalça oranları (BKO) hesaplanmıştır. Kick boksçulardan beslenme durumunun değerlendirilmesi için 24 saatlik geriye dönük besin tüketim ve 24 saatlik fiziksel aktivite kayıtları alınmıştır. Kick boks sporcularının yeme tutumlarını değerlendirmek adına ‘’Hollanda Yeme Davranışı Ölçeği (DEBQ)’’ kullanılmıştır. Sporcuların beden-benlik algılarını belirleyebilmek için Çok Yönlü Beden-Benlik/Öz İlişki Ölçeği (MBSRQ) ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 24.0 programında yapılmıştır. Çalışmaya katılan kick boksçuların yaş ortalaması 25.3±4.71 yıldır. Kadın sporcuların BKİ ortalamaları 21.69±2.65 kg/m2, erkek sporcuların 23.7±1.88 kg/m2’dir. Kadın sporcuların DEBQ alt skorlarından kısıtlayıcı yeme skorları, erkek sporculara göre daha yüksek iken, erkek sporcuların dışsal yeme skorları kadın sporculara kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kick boksçuların antrenman süresi, fiziksel aktivite düzeyi, BKİ ve BKO değerleri ile DEBQ alt skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Daha önce diyet yapmış olan sporcuların kısıtlayıcı yeme skorları daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Duygusal durumu beslenmesini etkileyen sporcuların kısıtlayıcı ve duygusal yeme puanlarının daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p<0.05). Antrenman döneminde kadın kick boksçuların günlük A vitamini, niasin, fosfor ve sodyum alımları, erkek sporcuların ise B₂ vitamini, niasin, B₁₂ vitamini, fosfor, çinko ve sodyum alımları Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) önerilerinin üzerinde kalmaktadır. Kadın kick boksçuların antrenman günü diyetle potasyum ve demir alımlarının, erkek sporcuların ise C vitamini ve potasyum alımlarının TÜBER önerilerini karşılamakta yetersiz kaldığı saptanmıştır. Sporcuların antrenman günü enerji gereksinimi ile alınan enerji arasındaki fark ortalama kadın sporcular için 1536.7±47182 kkal, erkek sporcular için 2190.2±993.49 kkal olduğu bulunmuştur. Kadın ve erkek kick boksçularının enerji gereksinimini karşılayacak düzeyde enerji almadığı saptanmıştır. Bu çalışma, sıklet branşlarındaki sporcuların yeme bozuklukları ve yeme davranış bozukluklarına yatkınlığını destekler niteliktedir. Ancak kick boksçular üzerinde yapılmış çalışma sayısı sınırlı olduğundan daha büyük örneklemler ile daha geniş kapsamlı araştırmalar yapılması gerekmektedir. This study was carried out on a total of 54 individuals, 26 females and 28 males, between the ages of 18-35, who are licensed kickboxing affiliated to the Turkish Kick Boxing Federation between March 2020 and March 2021. A questionnaire was applied to the participants' demographic characteristics, dietary history, basic eating habits, nutritional supplement use and anthropometric measurements. Anthropometric measurements of the athletes were taken, body mass indexes (BMI) and waist/hip ratios (WHR) were calculated. In order to evaluate the nutritional status of kickboxers, 24-hour retrospective food consumption and 24-hour physical activity records were taken. The Dutch Eating Behavior Scale (DEBQ) was used to evaluate the eating attitudes of kickboxers. In order to determine the body-self perceptions of the athletes, they were evaluated with the Multidimensional Body-Self/Self-Relationship Scale (MBSRQ). Statistical analyzes were made in SPSS 24.0 program. The mean age of kickboxers participating in the study was 25.3±4.71 years. The mean BMI of female athletes is 21.69±2.65 kg/m², and 23.7±1.88 kg/m² of male athletes. While restrictive eating scores of female athletes from DEBQ sub-scores were higher than male athletes, external eating scores of male athletes were higher than female athletes (p<0.05). No significant correlation was found between the training time, physical activity level, BMI and WHR values of kickboxers and DEBQ sub-scores (p>0.05). The restrictive eating scores of the athletes who had dieted before were found to be higher (p<0.05). It was observed that the restrictive and emotional eating scores of the athletes whose emotional state affects their nutrition were higher (p<0.05). During the training period, the daily intake of vitamin A, niacin, phosphorus and sodium of female kickboxers, and the intake of vitamin B₂, niacin, vitamin B₁₂, phosphorus, zinc and sodium of male athletes remain above the recommendations of the Turkish Nutrition Guide (TUBER). It was determined that dietary potassium and iron intakes of female kickboxers and vitamin C and potassium intakes of male athletes on the training day were insufficient to meet TUBER recommendations. The difference between the energy requirement of the athletes on the training day and the energy received was found to be 1536.7±47182 kcal for female athletes and 2190.2±993.49 kcal for male athletes. It was determined that both male and female kickboxers did not receive enough energy to meet their energy needs. This study supports the predisposition of athletes in weight branches to eating disorders and eating behavior disorders. However, since the number of studies on kick boxers is limited, more comprehensive studies with larger samples are required.Item Romatoid artritli hastalarda diyetin enflamatuar indeksi ile bazı biyokimyasal parametreler ve hastalık bulguları arasındaki ilişkinin incelenmesi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Sağun, Eylül; Saka, MendaneBu çalışma, romatoid artrit tanısı almış hastaların diyet enflamatuar indeksi (DII) ile hastalık aktivitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Şubat-Nisan 2021 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Romatoloji Polikliniğine kontrol amaçlı gelen, daha önce romatoid artrit tanısı almış 22-75 yaş arası 63 bireyle yürütülmüştür. Bireylerin sosyodemografik özellikleri ve hastalıkla ilgili genel bilgileri anket formu ile değerlendirilmiştir. Katılımcılardan antropometrik ölçümler, el kavrama gücü ve üç günlük besin tüketim kaydı alınmış; biyokimyasal parametreleri değerlendirilmiştir. Besin tüketim kayıtlarından diyetle günlük ortalama alınan besin ögesi miktarı belirlenerek DII hesaplanmıştır. Bireylerin DII skorları üç gruba (tertillere) ayrılarak değerlendirilmiştir. Buna göre 1. tertilde DII ≤-1.04; 2. tertilde DII -0.88 ile 0.72 arası ve 3. tertilde DII ≥ 0.97 olarak belirlenmiştir. Tertillerin sayısal değeri arttıkça diyetin enflamatuar yükü artmakta olup birinci tertil anti-enflamatuar diyeti; üçüncü tertil ise pro-enflamatuar diyeti temsil etmektedir. Bireylerin DII ortanca değeri -0.03 [2.8] bulunmuştur. Katılımcıların diyetlerinden hesaplanan en düşük DII skoru -4.21; en yüksek DII skoru 3.30’dur. Çalışmaya katılan bireylerin yaşı, beden kütle indeksi, bel çevresi, bel/kalça oranı, bel/boy oranı, triseps deri kıvrım kalınlığı, üst orta kol çevresi, el kavrama gücü değerleri ve sigara tüketim durumları ile DII tertilleri arasında istatistiksel olarak farklılık belirlenmemiştir (p>0.05). Katılımcıların romatoid artrite yönelik aldıkları ilaç tedavileri DII tertilleri arasında önemli bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). Biyokimyasal parametrelerden plazma 25-OH Kolekalsiferol düzeyleri ile DII tertilleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.05). Ayrıca, serum C-reaktif protein (CRP) düzeyleri ve total DII skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu görülmüştür (r=0.302; p<0.05). Diyet enflamatuar indeks skoru düşük olan grupta, diyetle alınan posa, çoklu doymamış yağ asitleri ile omega 3 yağ asitleri, DII skoru yüksek olan gruba göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Diyet enflamatuar indeks skoru düşük olan grubun yüksek olan gruba göre diyetle aldığı E vitamini, C vitamini, tiamin, niasin, B6 vitamini, folat, magnezyum ve demir miktarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Bireylerin antropometrik ölçümleri ile hastalık aktivitesi arasında önemli bir ilişki tespit edilmemiş; (p>0.05) ancak el kavrama gücü ile hastalık aktivitesi arasında anlamlı, negatif yönde orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur (r=-0.424; p<0.05). Diyet enflamatuar indeks tertillerine göre hastalık aktivite skorundaki farklılık önemli bulunmuştur (p<0.05). Diyet enflamatuar indeks skoru ile hastalık aktivitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.553; p<0.05). Sonuç olarak DII, romatoid artritli bireylerde diyetin enflamatuar yükünün belirlenmesinde kullanılabilir bir yöntemdir. Bu nedenle diyetin enflamatuar yükünün azaltılmasının romatoid artritli hastalarda düşük hastalık aktivitesinin korunmasına yardımcı olacağı düşünülmektedir. The purpose of this study was to investigate the relationship between dietary inflammatory index (DII) calculated from daily nutrient intake and rheumatoid arthritis disease activity. The study was conducted with 63 individuals aged 22-75 years, who were diagnosed with rheumatoid arthritis (RA) before and applied to Başkent University Ankara Hospital Rheumatology Outpatient Clinic between February and April 2021. Data were collected with a questionnaire to determine the sociodemographic characteristics and general information about the disease. Anthropometric measurements were taken from the participants and biochemical parameters were evaluated. Dietary inflammatory index was calculated based on the daily nutrient intakes from the individuals’ three-day food records. Dietary inflammatory index scores of individuals were divided into three groups (tertiles). Accordingly, DII scores were ≤-1.04 in the 1st tertile, -0.88 to 0.72 in the 2nd tertile and DII ≥ 0.97 in the 3rd tertile. An increase in the numerical value of tertiles means an increase in the inflammatory load of the diet. Therefore, the first tertile represents an anti-inflammatory diet, and the third tertile predicates a pro-inflammatory diet. The median DII score was -0.03 [2.8] and limit range is between -4.21 and 3.30. There was no significant differences between the age, body mass index, waist circumference, waist/hip ratio, waist/height ratio, triceps skinfold thickness, middle upper arm circumference, hand grip strength, smoking status and drug treatments of the patients across DII tertiles (p>0.05). A significant difference was found between serum 25-OH Cholecalciferol levels and DII tertiles (p<0.05). In addition, there was a statistically significant correlation between serum C-reactive protein (CRP) levels and total DII score (p<0.05). Individuals in the first tertile consume dietary fiber, polyunsaturated fatty acids and omega 3 fatty acids more than individuals in the third tertile (p<0.05). It was also determined that the group with low DII score had higher dietary intake of vitamin E, vitamin C, thiamine, niacin, vitamin B6, folate, magnesium and iron than the group with high DII score (p<0.05). No significant relationship was found between anthropometric measures and disease activity (p>0.05). However a significant correlation was found between hand grip strength and disease activity (p<0.05). Regarding DII score, there was a statistically significant difference between DII tertiles and DAS28 CRP (p<0.05). A statistically significant association was found between DII score and disease activity (p<0.05). In conclusion, it is thought that reducing the inflammatory load of the diet will contribute to maintaining low disease activity patients with rheumatoid arthritis.