Enstitüler / Institutes

Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 57
  • Item
    The predictive role of psychological resilience enhancing features and psychological resilience on traumatic stress
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Kök, Büşra; Uyar Suiçmez, Tuğba
    The concept of psychological resilience is briefly defined as the ability to respond adaptively after stressful events (Parsons et al., 2016); it is protective of mental health and enhances well-being (Srivastava, 2011). When psychological resilience is considered as a factor that increases the ability to cope with traumatic events, it constitutes a system related to various personal and psychological components. The current study aims to examine emotion regulation, cognitive flexibility, self-efficacy, and self-compassion as resilience-enhancing features and their prediction of resilience, as well as whether resilience will result in the prediction of traumatic stress. For this purpose, two models, including psychological resilience, features that strengthen psychological resilience, and traumatic stress, were tested. Within the scope of the study, 266 volunteer participants with at least one traumatic experience were reached. When the demographic variables of the current study were analyzed, it was found that traumatic stress differed according to the type, qualities, and time of trauma. When a comparison was made between trauma types, it was found that survivors of human-made trauma showed lower psychological resilience than survivors of cumulative trauma. When traumatic stress was analyzed according to trauma characteristics, participants showed higher traumatic stress in traumas where there was a threat to someone else's life, feelings of hopelessness, and horror. Participants whose trauma occurred within the last three years showed higher traumatic stress. Moderately significant correlations were found between the research variables. As a result of the models testing the main hypothesis of the study, emotion regulation, cognitive flexibility, self-efficacy, and self-compassion features were found to predict psychological resilience. Psychological resilience predicts traumatic stress together with its empowering features, but psychological resilience does not significantly predict traumatic stress in the model where the direct effect of empowering features on traumatic stress is observed. Results showed that psychological resilience predicted traumatic stress with the effect of other empowerment features but not without the effect of empowerment features. Psikolojik dayanıklılık kavramı kısaca, stres verici olaylardan sonra adaptif tepkiler verebilme becerisi olarak tanımlanmaktadır (Parsons et al., 2016); mental sağlığı koruyucu ve iyi-oluşu arttırıcıdır (Srivastava, 2011). Psikolojik dayanıklılık, travmatik olaylara karşı baş etme becerisini artıran bir faktör olarak ele alındığında çeşitli kişisel ve psikolojik bileşenler ile ilişkili bir sistemi oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı; duygu düzenleme, bilişsel esneklik, öz-düzenleme ve öz-şefkat bileşenlerinin psikolojik dayanıklılık üzerindeki yordayıcılığını ve psikolojik dayanıklılığın travmatik stresi yordayıcılığını incelemektedir. Bu amaca yönelik, psikolojik dayanıklılığı güçlendirici bileşenleri, psikolojik dayanıklılığı ve travmatik stresi içeren iki adet model test edilmiştir. Çalışma kapsamında, en az bir travmatik deneyimi olan 266 gönüllü katılımcıya ulaşılmıştır. Mevcut çalışmanın demografik değişkenleri incelendiğinde travma türüne, özelliklerine ve zamanına göre travmatik stresin farklılaştığı bulgulanmıştır. Travma türleri arasında karşılaştırma yapıldığında, insan eli ile olan travma hayatta kalanlarının kümülatif travma hayatta kalanlarına oranla daha düşük psikolojik dayanıklılık gösterdiği bulgulanmıştır. Travma özelliklerine göre travmatik stres incelendiğinde ise, başkasının hayati tehlikesinin, çaresizlik ve korku hislerinin olduğu travmalarda katılımcılar daha yüksek travmatik stres göstermiştir. Yaşadıkları travma son üç sene içerisinde gerçekleşen katılımcılar daha yüksek travmatik stres göstermiştir. Araştırma değişkenleri arasında orta düzeyde anlamlı korelasyonlar bulunmuştur. Araştırmanın ana hipotezini test eden modeller sonucu; duygu düzenleme, bilişsel esneklik, öz-yeterlik ve öz-şefkat bileşenlerinin psikolojik dayanıklılığı yordadığı bulgulanmıştır. Psikolojik dayanıklılık, güçlendirici bileşenleri ile birlikte travmatik stresi yordamaktadır, ancak güçlendirici bileşenlerin travmatik stres üzerinde direkt etkisinin gözlemlendiği modelde psikolojik dayanıklılık anlamlı bir şekilde travmatik stresi yordamamaktadır. Bulgular, psikolojik dayanıklılığın diğer güçlendirici bileşenlerin etkisi ile birlikte bir yordayıcılığı olduğunu, güçlendirici bileşenlerinin etkisi olmadan travmatik stresi yordamadığını göstermiştir.
  • Item
    The mediating role of self-compassion in the relationship between schema modes and posttraumatic growth in individuals with traumatic experiences
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Ünsaldı, Hilal; Akın Sarı, Burçin
    Although trauma and its aftermath are associated with negative consequences, people can also experience positive changes after traumatic experiences. The concept posttraumatic growth represents the positive changes experienced by a person after traumatic experiences. The concept of schema modes, which originates from the Schema Therapy approach, can be considered one of the important factors in determining these positive changes experienced by the person. Schema modes represent certain internal aspects that are momentarily dominant in people's emotions, thoughts, and behaviors. It is thought that these modes, which are divided into two groups as adaptive and maladaptive, may have a role in shaping the posttraumatic growth process. Another concept that is thought to affect this process is self-compassion. The effect of this notion, which represents the compassion one has for oneself, arouses curiosity, especially in posttraumatic processes when adaptive and maladaptive modes are activated. In this context, the research aimed to examine the mediating role of self-compassion in the relationship between schema modes and posttraumatic growth. The research sample consists of 358 participants between the ages of 18 and 65, who speak Turkish, who have experienced any traumatic event or have witnessed any traumatic event that happened to a relative from at least 3 months to a maximum of 15 years ago. Demographic Information Form, Brief Schema Mode Inventory, Self-Compassion Scale, and Posttraumatic Growth Inventory (PTGI-X) were presented to the participants. Correlation, t-test, and ANOVA analyzes were conducted to examine the relationships between demographic variables and the main variables of the study. Then, analyzes were conducted within the scope of the Structural Equation Model to test the hypotheses. According to the findings, it was observed that self-compassion positively mediated the relationship between adaptive schema modes (Healthy Adult and Happy Child) and posttraumatic growth, while the relationship between certain maladaptive schema modes (Vulnerable Child, Undisciplined Child, and Demanding Parent) and posttraumatic growth was observed to be negatively mediated. Additionally, findings showed that self-compassion unexpectedly positively mediated the relationship between Detached Protector mode and posttraumatic growth. Finally, the results of the research are discussed within the framework of the relevant literature, and clinical implications and limitations of the research are presented. Her ne kadar travma ve sonrası süreçler olumsuz doğurgularla eşleştirilse de, travmatik yaşantılardan sonra kişiler olumlu değişiklikler de deneyimleyebilirler. Travma sonrası gelişim kavramı, travmatik deneyimlerden sonra kişinin yaşadığı pozitif değişimleri temsil etmektedir. Şema Terapi yaklaşımından köken alan Şema modu kavramı ise kişinin yaşadığı bu olumlu değişimleri belirlemede önemi olan etmenlerden biri olarak değerlendirilebilir. Şema modları kişilerin duygu, düşünce ve davranışlarında anlık olarak baskın olan belirli içsel tarafları temsil eder. İşlevsel ve işlevsiz olarak iki gruba ayrılan bu modların travma sonrası gelişim sürecini şekillendirmede rolü olabileceği düşünülmektedir. Bu sürece etki edebileceği düşünülen bir diğer kavram ise öz-şefkattir. Kişinin kendine gösterdiği şefkati temsil eden bu kavramın özellikle travma sonrası süreçlerde işlevli ve işlevsiz modların aktive olduğu durumlardaki etkisi merak uyandırmaktadır. Bu bağlamda, araştırma kapsamında şema modları ve travma sonrası gelişim arasındaki ilişkide öz-şefkatin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma örneklemi en az 3 aydan en fazla 15 yıl öncesine kadar herhangi bir travmatik olay yaşamış veya bir yakınının başına gelen herhangi bir travmatik olaya tanık olmuş, 18-65 yaş arasında, Türkçe bilen 358 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Kısa Şema Modu Envanteri, Öz-şefkat Ölçeği, Travma Sonrası Gelişim Envanteri (PTGI-X) sunulmuştur. Demografik değişkenler ve araştırmanın temel değişkenleri arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla korelasyon, t-test ve ANOVA analizleri yürütülmüştür. Daha sonra hipotezleri test etmek amacıyla Yapısal Eşitlik Modeli kapsamında analizler yürütülmüştür. Elde edilen bulgulara göre işlevsel şema modları (Sağlıklı Yetişkin ve Mutlu Çocuk) ile travma sonrası gelişim arasındaki ilişkide öz-şefkatin pozitif şekilde aracılık ettiği gözlenirken, bazı işlevsiz şema modları (İncinmiş Çocuk, Disiplinsiz Çocuk ve Talepkar Ebeveyn) ile travma sonrası gelişim arasındaki ilişkide öz-şefkatin negatif şekilde aracılık ettiği saptanmıştır. Bunun yanı sıra öz-şefkat aracılığında Kopuk Korungan işlevsiz şema modunun beklenmedik bir şekilde travma sonrası gelişimi olumlu şekilde yordadığı görülmüştür. Son olarak, araştırmanın sonuçları ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılıp araştırmaya ilişkin klinik çıkarımlar ve sınırlılıklara yer verilmiştir.
  • Item
    How perception of parents shapes psychological well-being beyond parentification
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2025) Akdağ, Simay; Uyar Suiçmez, Tuğba
    The purpose of this study was to examine the relationship between parentification experiences, individual‘s perceptions of their parents, and psychological well-being in a young adult sample. Data were collected from a total of 204 participants aged 18–25. Data were obtained using standard self-report scales measuring psychological well-being, emotional, instrumental, and perceived fairness, and parenting behaviors as perceived involvement, autonomy support, and warmth taken from parents. As a result of the analyses, it was found that the emotional and instrumental parentification significantly and negatively predicted psychological well-being. In addition, the perception of fairness in parentification stood out as the strongest negative predictor of psychological well-being in the study. In the hierarchical regression analysis, time spent with parents, parents presence at home, parentification, and perceived parenting behaviors were added to the model, respectively, and the previous variables were controlled at each stage. In the first stage of the hierarchical regression analysis, the family presence at home and the time spent with parents were added to the model. In the second stage, parentification scores were added to the model and the explained variance in psychological well-being increased significantly with this addition. This clearly demonstrates the effect of parentification on the individual's psychological well-being. In the third stage, father‘s parenting characteristics (involvement, warmth, autonomy support) were added to the model, a statistically significant increase was observed in the total explained variance, but the individual contributions of these variables were not found to be significant. In the fourth stage, mother parenting characteristics added to the model increased the explanatory power to a small extent but did not provide a significant individual contribution. Findings were discussed within the context of the relevant literature. Bu araştırmanın amacı, çocuklukta yaşanan ebeveynleşme deneyimleri, bireylerin ebeveynlerine yönelik algıları ve psikolojik iyi oluşları arasındaki ilişkiyi genç yetişkin örnekleminde incelemektir. 18-25 yaşları arasındaki toplam 204 katılımcıdan veri toplanmıştır. Veriler, psikolojik iyi oluş, duygusal ebeveynleşme, araçsal ebeveynleşme ve algılanan adaletsizlik ile ebeveynlere yönelik algılanan katılım, otonomi desteği ve sıcaklık gibi ebeveynlik davranışlarını ölçen standart özbildirim ölçekleri aracılığıyla elde edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda ebeveynleşmenin duygusal ve araçsal ebeveynleşme alt boyutlarının psikolojik iyilik halini anlamlı ve negatif yönde yordadığı bulunmuştur. Bunun yanısıra ebeveynleşmenin adaletsiz algılanması, psikolojik iyi oluşun çalışmadaki en güçlü negatif yordayıcısı olarak öne çıkmıştır. Dört aşamalı hiyerarşik regresyon analizinde, ebeveynlerin evde bulunuşluğu ile birlikte geçirilen zaman, ebeveynleşme deneyimleri ve katılımcıların ebeveynlerine yönelik algıları sırasıyla modele eklenmiştir. Her aşamada önceki değişkenler kontrol edilmiştir. İlk aşamada modele ebeveynlerin evde bulunma süresi ve katılımcıların çocukluklarında ebeveynleri ile birlikte geçirdikleri zaman eklenmiştir. İkinci aşamada, ebeveynleşme değişkenleri modele eklenmiştir ve psikolojik iyi oluşa ilişkin açıklanan varyans anlamlı düzeyde artmıştır. Bu durum, ebeveynleşmenin bireyin psikolojik iyilik hali üzerindeki etkisini anlamlı şekilde ortaya koymuştur. Üçüncü aşamada, babaya yönelik algılanan ebeveynlik (katılım, sıcaklık, özerklik desteği) modele eklendiğinde toplam açıklanan varyansta istatistiksel olarak anlamlı bir artış görülmüş olsa da, bu değişkenlerin bireysel katkıları anlamlı bulunmamıştır. Aynı şekilde, dördüncü aşamada anneye yönelik algılanan ebeveynlik (katılım, sıcaklık, özerklik desteği) modele eklenmiştir. Bu durum modelin açıklayıcılığı küçük bir oranda arttırmış ancak bireysel olarak anlamlı bir katkı sunmamıştır. Elde edilen bulgular, ilgili literatür kapsamında tartışılmıştır.
  • Item
    Examining the predictor role of alexithymia degree on grief experience in bereaved individuals
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Çakmak, Bilge; Doğutepe, Elvin
    This study aimed to examine the relationship between individuals' levels of alexithymia and their experiences and responses during the grieving process following the loss of a loved one. In this context, the predictive role of alexithymia on grief reactions was investigated. The study included a total of 106 participants aged between 18 and 60. These participants had lost a close relative due to death at least 6 months and at most 1 year prior to the study. Those who agreed to participate were first presented with an Informed Consent Form and a Demographic Information Form. Following this, the 20-item Toronto Alexithymia Scale (TAS-20) and the Hogan Grief Reaction Checklist (HGRC) were administered. The collected data were analyzed using simple linear regression and stepwise multiple regression analyses. The HGRC includes six subscales in total that are include five negative grief reactions and one positive grief reaction. The negative grief reactions were grouped under the heading "Misery Scale" and were treated as a single measure in some of the analyses. The analyses revealed that the level of alexithymia significantly and positively predicted negative grief reactions, while it significantly and negatively predicted positive grief reactions which is personal growth. Furthermore, it was found that the "difficulty identifying feelings" dimension of alexithymia was most strongly associated with negative grief reactions, whereas the "externally oriented thinking" dimension was most strongly associated with positive grief reactions. The findings were interpreted in the context of the existing literature, and the strengths, limitations, and implications of the study for future research were discussed. Bu araştırma kapsamında kişilerin bir yakınını kaybettikten sonra deneyimledikleri yas süreci ve tepkileri ile aleksitimi düzeyinin arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu ilişki incelenirken aleksitiminin yas tepkileri üzerindeki yordayıcı rolü dikkate alınmıştır. Araştırmaya katılım sağlayan toplam 106 katılımcının yaşları 18-60 arasındadır. Bu katılımcılar en az 6 ay en fazla 1 yıl önce bir yakınını ölüm sebebiyle kaybetmişlerdir. Çalışmaya katılmayı kabul eden kişilere sırasıyla Bilgilendirilmiş Onam Formu ve Demografik Bilgi Formu verilmiştir. Sonrasında ise 20 maddelik Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20) ve Hogan Yas Tepkileri Tarama Listesi (HYTL) uygulanmıştır. Toplanan veriler basit doğrusal regresyon ve aşamalı çoklu regresyon istatistiksel analizlerden geçirilmiştir. HYTL ölçeğinin beş negatif yas tepkisi ve bir pozitif yas tepkisi olacak şekilde toplamda 6 alt ölçeği bulunmaktadır. Negatif yas tepkilerini içeren beş alt ölçek Misery Scale başlığı altında toplanmış ve belli analizlere bu şekilde dahil edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda aleksitimi düzeyinin negatif yas tepkilerini anlamlı bir şekilde pozitif yönde yordadığı, pozitif yas tepkilerini yani kişisel gelişimi ise negatif yönde anlamlı bir şekilde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bunlara ek olarak aleksitiminin “duyguları tanımda güçlük” alt boyutunun negatif yas tepkileri ile, “dışa vuruk düşünme” alt boyutunun ise pozitif yas tepkileri ile en çok ilişkili olduğu sonucu elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar var olan literatür ile birlikte yorumlanmış ve bu çalışmanın güçlü yönleri, kısıtlılıkları ve gelecek çalışmalara olan yönlendirmesi ve katkıları tartışılmıştır.
  • Item
    Exploring the relationship between existential concerns, attachment styles, and usage of dating applications in emerging adults
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Kemer, Bengisu; Yeniçeri Kökdemir, Zuhal
    By examining the psychological dynamics, namely attachment styles, existential concerns, and the frequency of using digital dating applications, this study aims to uncover patterns and relationships that could provide deeper insights into the psychological challenges individuals face when engaging with dating applications. This study investigates the relationship between existential concerns, attachment styles, and the use of dating applications among emerging adults aged 18-29. The research sample consisted of 86 participants who completed the Existential Concerns Inventory and the Experiences in Close Relationships-Revised questionnaire. Participants use digital dating applications and experience various psychological dynamics in the process. Women exhibited higher levels of avoidant attachment, anxious attachment, and total scale scores compared to men. This suggests that women experience more psychological difficulties when using digital dating applications. Additionally, general anxiety levels were found to be significantly higher in LGBTQ+ individuals compared to heterosexual individuals. However, existential concerns did not significantly differ by gender. The trajectory of dating apps reflects a major shift in modern dating practices. This trajectory highlights the psychological complexities of digital dating and suggest the need for targeted mental health interventions and supportive policies for these demographic groups. Understanding the effects of digital dating applications on emerging adults more deeply can lead to significant steps to support these individuals' psychological health. The study's results demonstrate that digital dating is not only a social activity but also has significant psychological effects and shapes individuals' overall wellbeing.İncelenen psikolojik dinamikler; yani bağlanma stilleri, varoluşsal endişeler ve dijital flört uygulamaları kullanım sıklığı doğrultusunda bu çalışma, bireylerin flört uygulamalarıyla etkileşime girdiklerinde karşılaştıkları psikolojik zorluklara dair daha derin içgörüler sağlayabilecek örüntüleri ve ilişkileri ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, 18-29 yaş arası genç yetişkinlerde varoluşsal endişeler, bağlanma stilleri ve flört uygulamaları kullanımı arasındaki ilişkiyi araştırmaktadır. Araştırma örneklemi, Varoluşsal Endişeler Envanteri ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar-Yenilenmiş anketini dolduran 86 katılımcıdan oluşmuştur. Katılımcılar dijital flört uygulamalarını kullanmakta ve bu süreçte farklı psikolojik dinamikler yaşamaktadır. Kadınlar, erkeklere kıyasla daha yüksek düzeyde kaçıngan bağlanma, kaygılı bağlanma ve ölçek puanları sergilemiştir. Ayrıca, genel kaygı seviyelerinin LGBTQ+ bireylerde heteroseksüel bireylere göre anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Ek olarak, varoluşsal endişelerin cinsiyete göre anlamlı şekilde farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Dijital flört uygulamalarının mevcut gidişatı, modern kişilerarası ilişkiler bağlamında büyük bir değişiklik yansıtıyor. Bu durum, dijital flörtün psikolojik karmaşıklıklarını vurgulamakta ve bu demografik gruplar için hedeflenmiş psikolojik sağlık müdahaleleri ve destekleyici politikaların gerekliliğini önermektedir. Özellikle, dijital flört uygulamalarının genç yetişkinler üzerindeki etkilerinin daha derinlemesine anlaşılması, bu bireylerin psikolojik sağlıklarını desteklemek için önemli adımlar atılmasını sağlayabilir. Araştırmanın sonuçları, dijital flörtün sadece sosyal bir aktivite olmadığını, aynı zamanda önemli psikolojik etkileri olduğunu ve bu etkilerin bireylerin genel iyilik halini nasıl şekillendirdiğini göstermektedir.
  • Item
    The effect of gendered god image and sexism on god perception
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Boynukısa, Hande; Yeniçeri Kökdemir, Zuhal
    The perception of God includes all of a person's attitudes and thoughts about God. There are many factors affecting this. In a world where almost everything is gendered and gender is an integral part of our lives, it is aimed to investigate the effect of a gendered image of God on the perception of God. In addition, the effect of two sub-dimensions of sexism, hostile and benevolent sexism, which is a major problem today, on the perception of God was also investigated. The study was conducted with a total of 395 people over the age of 18. Participants were randomly presented with an image of a god defined by masculine and feminine adjectives formed by considering gender roles. Thus, the participants were divided into two groups and their perceptions of god and sexism were measured. As a result of the analysis, it was found that the manipulation did not work and the gender assigned to the god had no effect on the perception of god. The difference in the perception of God between the genders of the participants was also not affected by the manipulation. For both sub-dimensions of sexism, significant differences were found in god perception in both masculine god group and feminine god group. The results, contributions and limitations of the study are discussed through the literature. Tanrı algısı bir insanın tanrı hakkındaki bütün tutum ve düşüncelerini içerir. Bunu etkileyen birçok faktör vardır. Hemen hemen her şeyin cinsiyetlendirildiği ve toplumsal cinsiyetin hayatlarımızın ayrılmaz bir parçası olduğu bir dünyada cinsiyetlendirilmiş bir tanrı imajının tanrı algısı üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca günümüzde büyük bir problem olan cinsiyetçiliğin düşmanca ve korumacı cinsiyetçilik olmak üzere iki alt boyutunun da tanrı algısı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırma 18 yaşın üzerindeki toplam 395 kişiyle yürütülmüştür. Katılımcılara toplumsal cinsiyet rolleri ele alınarak oluşturulmuş maskülen ve feminen sıfatlarla tanımlanan birer tanrı imajı seçkisiz olarak sunulmuştur. Böylece katılımcılar iki gruba ayrılarak tanrı algıları ve cinsiyetçilikleri ölçülmüştür. Yapılan analizler sonucunda manipülasyonun çalışmadığı ve tanrıya atanan cinsiyetin tanrı algısı üzerinde bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Katılımcıların cinsiyetleri arasındaki tanrı algısı farkı da manipülasyondan etkilenmemiştir. Cinsiyetçiliğin her iki alt boyutu için hem maskülen tanrı grubunda hem de feminen tanrı grubunda tanrı algısı bakımından anlamlı farklar bulunmuştur. Sonuçlar, çalışmanın katkıları ve kısıtlılıkları literatür üzerinden tartışılmıştır.
  • Item
    Exploring the pathways among obsessive beliefs, obsessive compulsive symptom severity, doomscrolling, and problematic social media use.
    (Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Kaya, Serra; Üzümcü Özdemir, Elif
    Problematic and increased use of social media have gained a great importance recently. Problematic social media use and doomscrolling have markedly elevated during the pandemic. In line with these, the main aim of the present study was investigating two proposed models examining the relationships between obsessive beliefs, OCD symptom severity, doomscrolling, and problematic social media use (PSMU). The first model examined the predictive role of obsessive beliefs in doomscrolling and PSMU through mediating role of OCD symptom severity. The second model examined the association between obsessive beliefs and doomscrolling through the mediating role of OCD symptom severity and PSMU. The current study consisted of 305 participants between the ages of 18 and 60 who reported prior engagement with at least one social media platform. In the present study, Vancouver Obsessive-Compulsive Inventory, Obsessive Beliefs Questionnaire-20, Bergen Social Media Addiction Scale, and Doomscrolling Scale was used. In order to investigate the suggested models, path analysis, which is a form of Structural Equating Modelling, was performed. Results from path analysis showed that obsessive beliefs were indirectly associated with doomscrolling and PSMU via OCD symptom severity. In Model 2, path analysis revealed that both OCD symptom severity and PSMU mediated the association between obsessive beliefs and doomscrolling. The findings of the study indicated that obsessive beliefs and OCD symptom severity may be risk factors for doomscrolling and PSMU. The results of the present study was consistent with the literature and theoretical expectations. The results of the current study, limitations, and suggestions for further studies were discussed. Problemli ve artan sosyal medya kullanımı son yıllarda akademik çalışmalarda çok büyük bir önem kazanmıştır. Pandemi sürecinde, sosyal medyaya yönelik bağımlılık yaratıcı durumlar ve çevrimiçi negatif haberleri tüketme sıklığı önemli bir artış göstermiştir. Bu doğrultuda, güncel çalışmanın temel amacı obsesif inançlar, OKB semptom şiddeti, felaket kaydırması, ve problemli sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkiyi değerlendiren iki modelin incelenmesidir. İlk modelde obsesif inançların, felaket kaydırmasını ve problemli sosyal medya kullanımını yordayıcı rolü OKB semptom şiddetinin aracı rolü ile incelendi. İkinci modelde ise obsesif inançlar ile felaket kaydırması arasındaki ilişki, OKB semptom şiddeti ile problemli sosyal medya kullanımı üzerinden incelendi. Güncel çalışma en az bir sosyal medya platformu kullanan ve 18-60 yaş aralığında bulunan 305 katılımcı ile gerçekleştirildi. Çalışmada Vancouver Obsesif-Kompulsif Envanteri, Obsesif İnançlar Anketi-20, Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, ve Felaket Kaydırması Ölçeği kullanıldı. Öne sürülen modelleri incelemek amacıyla Yapısal Eşitlik Modelinin bir türü olan yol analizi kullanıldı. Model 1’in yol analizi sonuçlarına göre OKB semptom şiddetinin; obsesif inançlar, felaket kaydırması ve problemli sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkide aracı rol oynadığı ileri sürülmektedir. Ayrıca, Model 2’nin yol analizi sonuçları OKB semptom şiddetinin ve problemli sosyal medya kullanımının, obsesif inançlar ile felaket kaydırması arasındaki ilişkide aracı rol oynadığını göstermektedir. Yol analizi bulgularına dayanarak güncel çalışma, obsesif inançlar ve OKB semptom şiddetinin, felaket kaydırması ve problemli sosyal medya kullanımı için risk faktörleri olabileceğini vurgulamaktadır. Güncel çalışmanın bulguları mevcut literatür ve kuramsal çerçeve ile uyumludur. Çalışmanın bulguları, sınırlılıkları ve gelecek çalışmalar için öneriler tartışılmıştır.
  • Item
    Mapping the interface between pragmatics and EFL teaching in Türkiye: A review study of current research trends and gaps
    (Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Gültekin, Merve; Şahin, Sevgi
    This systematic review study aims to depict the status-quo of research on pragmatics in teaching English as a Foreign Language (EFL) in Türkiye in an effort to reveal trends and gaps in the literature. To this end, it examines relevant master's theses (M.A.) and doctoral dissertations (Ph.D.) conducted in Türkiye over the last 10 years, thoroughly investigating their scope, research design, participants, and data collection instruments through systematic content analysis. The findings revealed that 84 theses on pragmatics in the context of EFL teaching were conducted in Türkiye within the past decade. Results also demonstrated that the studies primarily focused on cross-cultural pragmatics and speech acts, showing a great interest in various communicative aspects of language and how language operates in various cultures. Considering methodology, most studies adopted a mixed-methods research design, displaying a preference for relying on both qualitative and quantitative data. A variety of data collection tools were found to be used in the studies, predominantly surveys and discourse completion tasks. Moreover, cross-cultural pragmatics and speech acts (i.e., apologies, refusals, and requests) were explored more than other topics of pragmatics (i.e., pragmatic failure, politeness, and implicatures). It can be concluded that the studies conducted over the past decade in Türkiye tend to be more conventional, while recent global research trends in pragmatics in the EFL context have deflected the focus into topics such as digital communication, intercultural communicative competence, and assessment of pragmatic competence. This study is believed to yield valuable insight for researchers in applied linguistics by identifying gaps in the relevant literature and offering recommendations for further research in deficient areas of study. Bu sistematik derleme çalışması, Türkiye'de Yabancı Dil Olarak İngilizce (YDİ) öğretimi ve edimbilim üzerine yapılmış araştırmaların mevcut durumunu ortaya koymayı ve alanyazındaki yönelimleri ve eksiklikleri belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, örneklem olarak Türkiye’deki son 10 yıla ait ilgili yüksek lisans ve doktora tezleri incelenmiş, söz konusu çalışmaların kapsamı, araştırma desenleri, katılımcıları ve veri toplama araçları sistematik içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, son 10 yıl içerisinde Türkiye’de YDİ ve edimbilim bağlamında toplam 84 yüksek lisans ve doktora tezinin yayınlandığını ortaya koymuştur. Ayrıca sonuçlar, bu çalışmaların öncelikli olarak kültürlerarası edimbilim ve söz edimleri konuları üzerine odaklandığını, aynı zamanda dilin iletişimsel yönlerine ve kültürler arası nasıl yapılandığına yönelik dikkate değer bir ilgi olduğunu ortaya koymuştur. Araştırma deseni açısından değerlendirildiğinde, çalışmaların çoğunun nicel ve nitel yöntemleri bir arada kullandığı; karma yöntem desenini benimsediği gözlemlenmiştir. Analiz edilen bu çalışmaların veri toplama araçlarının çeşitlilik gösterdiği, ancak en yaygın olarak anketler ve söylem tamamlama görevlerinin (DCT) uygulandığı görülmüştür. Ayrıca, kültürlerarası edimbilim ve söz edimleri (örn. özür dileme, reddetme ve istekte bulunma) konularının; edimbilimsel başarısızlık, nezaket ve çıkarımsal anlam gibi diğer alt alanlara kıyasla daha sık çalışıldığı gözlemlenmiştir. Genel olarak değerlendirildiğinde, Türkiye’de son 10 yılda yürütülen çalışmaların daha alışılagelmiş konular etrafında şekillendiği; buna karşılık YDİ ve edimbilim bağlamı üzerine dünya çapında yapılan araştırmaların daha çok dijital iletişim, kültürlerarası iletişimsel yeterlik ve edimbilimsel yeterliğin değerlendirilmesi gibi konular üzerine gerçekleştirildiği söylenebilir. Bu çalışmanın, alanyazındaki eksiklikleri belirlemesi ve bu eksik alanlara yönelik ileride yapılacak çalışmalar için öneriler sunması bakımından, uygulamalı dilbilim alanında çalışan araştırmacılara önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.
  • Item
    The impact of mass mediatools on listening and speaking skills of preparatory school students at Başkent University
    (Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Şahin, Başak; Üstün Kaya, Senem
    This research examines how the speaking and listening skills of Başkent University preparatory school students are affected by mass media (television, news media, internet and cinema as learning aids). Various studies conducted in this field were included in the study and it was observed how mass media, especially television, news media, internet and movies, can improve students' language learning, especially EFL education. The main purpose of the study is to determine how mass media improves students' speaking and listening skills and how it affects students' motivation and engagement towards learning. By examining how students interact with mass media based on the type and frequency of media consumption, important factors affecting language proficiency are discussed. The participants include 100 preparatory students and five instructors. The study collects quantitative data on students' expression skills using a “Checklist for Measuring Communicative Abilities”, used with permission from Muhsin Yanar (2013), to examine students' media preferences and behaviours. In a structured interview with five teachers, qualitative information is obtained about students' participation and motivation, as well as the benefits, disadvantages and real-world applications of incorporating mass media into EFL lessons. Statistical analysis of the data and application of thematic analysis to qualitative data will lead to significant changes in speaking and listening skills. The results are expected to highlight how mass media can be incorporated into EFL education and how this can bridge the gap between classroom instruction and everyday language use. This study contributes to the growing body of knowledge on how media and technology can create engaging and dynamic learning environments to maximize EFL students’ language development. Bu araştırma, kitle iletişim araçlarının (televizyon, haber medyası, internet ve sinema) Başkent Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu İngilizce Hazırlık Sınıfı öğrencilerinin konuşma ve dinleme becerileri üzerindeki etkisini ölçmeyi amaçlamaktadır. Bu alanda yürütülen çeşitli araştırmalar çalışmaya dâhil edilmiş ve kitle iletişim araçlarının, özellikle televizyon, haber medyası, internet ve filmlerin öğrencilerin dil öğrenimini, Yabancı Dil Olarak İngilizce eğitimini nasıl iyileştirebileceği gözlemlenmiştir. Çalışmanın temel amacı, kitle iletişim araçlarının öğrencilerin konuşma ve dinleme becerilerini nasıl geliştirdiğini ve öğrencilerin öğrenmeye yönelik motivasyon ve katılımını nasıl etkilediğini belirlemektir. Öğrencilerin kitle iletişim araçlarıyla etkileşiminin türü ve sıklığına göre nasıl olduğu incelenerek, dil yeterliliğini etkileyen önemli faktörler belirtilmiştir. Katılımcılar 103 hazırlık öğrencisi ve 5 öğretmenden oluşmaktadır. Çalışma, öğrencilerin medya tercihlerini ve davranışlarını incelemek için Muhsin Yanar'ın (2003) izniyle kullanılan "İletişimsel Yetenekleri Ölçme Kontrol Listesi" (Checklist for Measuring Communicative Abilities) kullanılarak öğrencilerin ifade becerileri hakkında nicel veriler toplamaktadır. Beş öğretmenle yapılan yapılandırılmış bir görüşmede, öğrencilerin katılımı ve motivasyonu ile kitle iletişim araçlarının İngilizce Yabancı Dil Eğitimi derslerine dâhil edilmesinin faydaları, dezavantajları ve gerçek dünyadaki uygulamaları hakkında nitel bilgiler elde edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi ve nitel verilere tematik analizin uygulanması, konuşma ve dinleme becerilerinde önemli değişikliklere yol açacaktır. Sonuçlar, kitle iletişim araçlarının Yabancı Dil Olarak İngilizce eğitimine nasıl dâhil edilebileceğini ve bunun sınıf içi eğitim ile günlük dil kullanımı arasındaki boşluğu nasıl kapatabileceğini vurgulamalıdır. Bu çalışma, medya ve teknolojinin Yabancı Dil Olarak İngilizce öğrenen öğrencilerin dil gelişimini en üst düzeye çıkarmak için ilgi çekici ve dinamik öğrenme ortamları nasıl yaratabileceğine ilişkin büyüyen bilgi birikimine katkıda bulunmaktadır.
  • Item
    COVID-19 dönemi ve sonrası İngiliz dili öğretimi alanındaki akademik çalışmalar
    (Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2025) Güngör, Gizem Irmak; Kaya, Senem Üstün
    This research aims to investigate the impact of the COVID-19 pandemic on research topics of English Language Teaching studies conducted in the field of education. By employing a scoping review methodology, this study systematically reviews theses and dissertations published between 2020-2024 in Ulusal Tez Merkezi (National Thesis Center). By systematically reviewing 28 M.A, and 2 Ph.D. theses and dissertations published in Ulusal Tez Merkezi (National Thesis Center), the study aims to map the breadth and depth of during and post-pandemic educational research in ELT. The research focuses on identifying the bibliographical and methodological characteristics of the studies, examining commonalities in research focus, participants, and educational levels, and summarizing the outcomes and implications of the studies. This thesis provides a comprehensive understanding of how educational research in ELT has been shaped during and after the pandemic and highlights gaps to guide future educational policies and practices. Bu araştırma, COVID-19 pandemisinin İngiliz Dili Öğretimi araştırma konuları üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Kapsam incelemesi yöntemi kullanılarak, bu çalışma, Ulusal Tez Merkezinde (National Thesis Center) 2020-2024 yılları arasında yayımlanmış tezleri ve doktora çalışmalarını sistematik olarak incelemektedir. Ulusal Tez Merkezinde yayımlanmış 28 yüksek lisans ve 2 doktora tezlerini sistematik olarak inceleyerek, pandemi dönemi ve sonrasında ELT alanındaki eğitim araştırmalarının genişliğini ve derinliğini haritalamayı amaçlamaktadır. Araştırma, çalışmaların bibliyografik ve metodolojik özelliklerini belirlemeye, araştırma odakları, katılımcılar ve eğitim düzeyleri arasındaki ortaklıkları incelemeye ve çalışmalardan elde edilen sonuçlar ve çıkarımları özetlemeye odaklanmaktadır. Bu tez, pandemi süresince ve sonrasında ELT alanındaki eğitim araştırmalarının nasıl şekillendiğine dair kapsamlı bir anlayış sunmakta ve gelecekteki eğitim politikaları ve uygulamaları için yol gösterici olmayı hedeflemektedir.