Enstitüler / Institutes
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/11727/1390
Browse
293 results
Search Results
Item Üniversite derecelendirme sistemlerinin değerlendirilmesi ve bir model önerisi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2022) Bulut, Mustafa; Özdemir, ServetYükseköğretim büyük bir hızla kitleselleşmekte, uluslararasılaşmakta, üniversitelere olan talep yoğun bir şekilde artmakta ve bu gelişmelere paralel olarak yükseköğretim kurumlarının sayısı fazlalaşmaktadır. Bu gelişmeler, ulusal ve uluslararası ortamlarda üniversiteler arası rekabete neden olmuş ve ayrıca yükseköğretim kurumlarının paydaşları tarafından bilgi ihtiyaçlarını karşılayacak araçlara gereksinim ortaya çıkmıştır. Günümüzde bu ihtiyacın büyük bir kısmını kalite güvencesi araçları ve üniversite derecelendirme sistemleri karşılamaktadır. Popülerlikleri ve geniş kitlelere yaygınlıklarıyla beraber yoğun eleştirilere de maruz kalan bu sistemlerin günümüzde birçok çeşidi bulunmaktadır. Nitel araştırma deseninde tasarlanan bu tez çalışmasında söz konusu üniversite derecelendirme sistemleri değerlendirilmiş, alanyazın ve araştırmanın sonuçları kapsamında bir model önerisi sunulmuştur. Ulusal akreditasyon kuruluşları ve farklı ülkelerdeki ulusal sıralama sistemlerinin göstergeleri üzerine doküman analizine ek olarak; sıralama sistemleri üzerine çalışmaları olan yerli ve yabancı araştırmacılarla, politika yapıcılarla, sistem sorumluları ile ve farklı üniversitelerin kalite komisyonu üyeleriyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve veri analizi sonuçları tablolar halinde gösterilmiş, tartışılmış ve çalışmanın sonunda yükseköğretim kurumları, sistemleri, paydaşlar, araştırmacılar ve sıralama sistemi tasarımcıları için politika önerileri sunulmuştur. Çalışmanın bulgularına göre sıralama sistemlerinin mantığı ve gerekçesi çoğunlukla üniversiteler özelinde temellenmiş, güçlü yanlarıyla karşılaştırıldığında zayıf ve geliştirilmesi gereken birçok husus tespit edilmiş, bunların telafi edilmesi yönünde görüşler belirtilmiştir. Çalışma ayrıca sıralama sistemlerinin kurumsal ve ulusal düzeyde kullanılma yaklaşımlarına dikkat çekmiş, bu sistemlerin gerekliliğini sorgulamış, sistemlerin geliştirilmesi için farklı ülkelerdeki sistemlerden ve akreditasyon göstergelerinden istifade edilmesi yönünde gereklilik ve görüş toplamıştır. Çalışmanın sonunda, sıralama sistemlerinin geçerliğini ve güvenirliğini arttıracak kategorik ve karma bir model önerisinde bulunulmuştur. Sistemlere ilişkin güncel sorunlara da dikkat çeken bu çalışmanın; tüm dünya yükseköğretim sistemine, paydaşlara, kalite güvencesi ve sıralama sistemlerine katkıda bulunması temenni edilmektedir.Higher education is rapidly becoming massive, internationalizing, the demand for universities is increasing intensively, and in parallel with these developments, the number of higher education institutions is increasing. These developments have caused competition between universities in national and international settings, and a need for tools has emerged to meet the information needs of the stakeholders of higher education institutions. Today, a large part of this need is met by quality assurance tools and university ranking systems. There are many types of these systems, which have been subjected to intense criticism with their popularity and wide audience. In this thesis study, which was planned in a qualitative research design, the university ranking systems in question were evaluated and a model proposal was presented within the scope of the literature review and the results of this study. In addition to the document analysis on the indicators of national accreditation bodies and national ranking systems in different countries; in-depth interviews were conducted with local and foreign researchers, policy makers, system administrators working on ranking systems, quality commission members at different universities and the results of data analysis were presented in tables, discussed, and policy recommendations were presented for higher education institutions, systems, stakeholders, researchers and ranking system designers at the end of the study. According to the findings of the study, the logic and rationale of the ranking systems were mostly based on universities; compared to their strengths, many weak points that need improvement were identified, and opinions were expressed to compensate for them. The study also drew attention to the approaches to the use of ranking systems at the institutional and national level, questioned the general necessity of these systems, and gathered opinions to benefit from the systems in different countries and accreditation indicators for the development of the current systems. At the end of the study, a categorical and mixed model was proposed to increase the validity and reliability of ranking systems. It is expected that this study, which also draws attention to current problems related to systems, will contribute to the world higher education system, stakeholders, quality assurance and ranking systems.Item Soyutlama, örüntü tanımlama ve algoritma tasarımı becerilerinin ortaokul matematik dersi öğretim programı, öğretmen ve öğrenci bağlamında incelenmesi(Başkent Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2023) Karslı, Nurdan; Mirasyedioğu, ŞerefBilgi işlemsel düşünme becerisinin alt boyutları olan soyutlama, örüntü tanımlama ve algoritma tasarımı becerisi matematik eğitiminde etkin rol almaktadır. Matematiğin bir soyutlama bilimi olması ve matematik kavramının büyük çoğunluğunun soyutlama sonucu elde edilmesi de, matematik eğitiminde soyutlamayı içeren bilgi oluşturma sürecini anlamayı ayrıca önemli kılmaktadır. Örüntü tanıma ve örüntü tanımlama becerisine sahip öğrenciler matematiksel kavramlar arasındaki ilişkiyi kolaylıkla anlayıp kavrayabilirler. Karşılaşılan problemleri analiz ederek çözüme yönelik adımları sade bir şekilde ifade etmek yani problemin çözümü için algoritma tasarımı yapmak çözüme kısa ve etkili bir yoldan ulaşmayı sağlamaktadır. Bu çalışmada soyutlama, örüntü tanımlama ve algoritma tasarımı becerilerini matematik dersi öğretim programı kazanımlarında incelemek, 7. sınıf öğrencilerinin bu üç beceri boyutunda farkındalıklarını belirlemek ve matematik öğretmenlerinin bilgi işlemsel düşünme becerisine yönelik farkındalıklarını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bu araştırma nitel araştırma yöntemi olan çoklu durum çalışması ile yürütülmüştür. Araştırmada öğretim programı kazanımlarına yönelik belge inceleme formu, öğrencilerin soyutlama-örüntü tanımlama ve algoritma tasarımı becerilerine yönelik beceri testi, araştırmacı tarafından hazırlanan ders içi etkinlikler, öğrenci görüşme formu ve öğretmen görüşme formu veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Geliştirilen etkinlikler için 20 kişilik bir sınıf ile pilot uygulama yapılmıştır. Etkinlikler uzman görüşü ve pilot uygulama sonucunda son haline getirilmiştir. 20 kişilik bir sınıf ile esas uygulama yapılarak etkinlik cevap kağıtları, sınıf içindeki video kayıtları ve görüşme ses kayıtları analiz edilmiştir. Etkinlik cevap kağıtları araştırmacı tarafından hazırlanan rubrik ile puanlandırılmıştır. Öğretim programına yönelik belge inceleme formu ve öğretmenlerin farkındalıklarını belirlemek için yedi matematik öğretmenine uygulanan görüşme formu analiz edilmiştir. Sınıf seviyelerine göre soyutlama, örüntü tanımlama ve algoritma tasarımı becerisinin incelenmesi sonucunda her sınıf seviyesi kazanımlarına üç alt becerinin denk geldiği görülmektedir. Soyutlama becerisi tüm sınıf seviyelerinde en fazla ortaya çıkarken örüntü tanımlama becerisi her sınıf seviyesinde en az şekilde ortaya çıkmaktadır. Yedinci sınıf öğrencilerinin soyutlama becerisi için etkinlik cevap kağıtlarında %55’inin sınıf ortalaması üzerinde beceri sergilediği görülürken %45’inin ortalamanın altında beceri sergilediği görülmektedir. Öğrencilerin örüntü tanımlama becerisinde %50’sinin sınıf ortalaması üzerinde beceri sergilediği görülürken %50’sinin sınıf ortalaması altında beceri sergilediği görülmektedir. Algoritma tasarımı becerisinde ise öğrencilerin %45’i sınıf ortalaması üzerinde beceri sergilerken %55’i sınıf ortalaması altında beceri sergilemektedir. Matematik öğretmenlerinin bilgi işlemsel düşünmeyi bir problem çözme becerisi olarak tanımladıkları ve geliştirebilmek için ders içeriği, öğretim programı, öğretmen, ders kitapları, sınıf ortamı ve yaş grubu için önerilerde bulunduğu görülmektedir. The sub-dimensions of computational thinking skills such as abstraction, pattern recognition and algorithm design skills play an active role in mathematics education. The fact that mathematics is a science of abstraction and the majority of the concept of mathematics is the result of abstraction also makes it important to understand the knowledge creation process that includes abstraction in mathematics education. Students with pattern recognition and pattern recognition skills can easily understand and comprehend the relationship between mathematical concepts. Analyzing the encountered problems and expressing the steps for the solution in a simple way, in other words, designing an algorithm for the solution of the problem provides a short and effective way to reach the solution. This study aims to observe abstraction, pattern recognition and algorithm design skills in mathematics curricula acquisitions, to determine the awareness of 7th grade students in these three skill dimensions and to find out the awareness of mathematics teachers towards computational thinking skills. This research is conducted with a case study which is a qualitative research method. Document review form regarding the curriculum acquisitions, skills test regarding the students' abstraction-pattern recognition and algorithm design skills, in-class activities prepared by the researcher, student interview form and teacher interview form were used as data collection tools in this study. A pilot study was conducted with a class of 20 students for enhanced activities. The activities were finalized in the wake of an expert opinion and pilot scheme. By making the main practice with a class of 20 students, activity answer papers, in-class video recordings and interview audio recordings were analyzed. Activity papers were scored with a rubric prepared by the researcher. The document review form regarding the curriculum and the interview form applied to seven mathematics teachers to determine teachers' awareness were analyzed. As a result of the observation of abstraction according to grade levels, pattern recognition and algorithm design skills, it is seen that that three sub-skills correspond to each grade level acquisitions. While abstraction skill is the most common, pattern recognition skills are the least at every grade level. While it is seen that 55% of 7th grade students showed skills above the class average in activity papers for abstraction skills, 45% of them appears to have below-average skills. When it came to pattern recognition, 50% of the students exhibited skills above the class average, while the class average of 50% appears to have low-set skills. In algorithm design skills, 45% of the students demonstrate skills above the class average, while 55% perform below the class average. It is observed that mathematics teachers identify computational thinking as a problem-solving skill and to enhance that they make suggestions on course content, curriculum, teacher, textbooks, classroom environment and age groupItem Artık blok destekli U-Net mimarisi kullanarak görüntü steganografisi ve gizli veri boyutunun analizi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimler Enstitüsü, 2024) Şener, Dilara; Güney, SeldaGünümüz iletişim sistemlerinde veri güvenliği, hayati bir öneme sahiptir. Temel amaç, hassas bilgilerin yetkisiz kişilerin eline geçmeden veya anlaşılamayacak şekilde güvenli bir biçimde hedefe iletilmesidir. Dijital teknolojideki gelişmeler ve cihazların yaygınlaşması veri güvenliği konusunda yeni zorlukları da beraberinde getirmektedir. Özellikle bankacılık, sağlık sektörü ve özel yaşam gibi alanlarda veri güvenliği daha da önem kazanmıştır. Bu bağlamda, steganografi gibi veri gizleme yöntemleri, kötü niyetli erişimlerden korunma amacıyla öne çıkmaktadır. Steganografi, önemli bilgileri fark edilmeden dijital medyaların içine gizleyerek, bu bilgilerin sadece gönderici ve alıcı tarafından bilinmesini sağlayan bir yöntem olması nedeniyle bilgi güvenliği alanında sıkça kullanılan yöntemlerden biridir. Bu tez çalışmasında, temel amaç, artık blok destekli U-Net mimarisi kullanılarak 256x256 boyutlarındaki renkli mesaj görüntülerinin aynı boyutlardaki kapak görüntülerine etkili bir şekilde gizlenmesini sağlamaktır. Literatürdeki çalışmalarda genellikle görüntü segmentasyonu amacıyla kullanılan klasik U-Net mimarisi, bu çalışmada veri gizleme ve çıkarma amacıyla düzenlenerek kullanılmıştır. Modelin test edilmesi aşamasında, iki farklı analiz yapılmıştır. İlk analiz kapsamında, literatürdeki mevcut çalışmalardan farklı olarak, Linnaeus 5 veri seti kullanılarak 32x32, 64x64, 128x128, ve 256x256 olmak üzere farklı boyutlardaki renkli mesaj görüntülerinin kapak görüntüsü üzerindeki etkisini incelemiştir. İkinci analiz kapsamında, farklı karakteristik özelliklere sahip görüntüler üzerinde genelleştirme yeteneğini ölçmek amacıyla model, Linnaeus 5 veri setine ek olarak ImageNet ve Labeled Faces in the Wild (LFW) veri setleri ile de test edilmiş ve ölçüm metrikleri elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar literatürde yer alan diğer çalışmalarla kıyaslanmıştır. Gerçekleştirilen kapsamlı literatür taramasından elde edilen mevcut bilgiler çerçevesinde, çalışmanın literatürdeki mevcut derin öğrenme algoritmalarına kıyasla Tepe Sinyal-Gürültü Oranı (Peak Signal to Noise Ratio, PSNR) ve Yapısal Benzerlik İndeksi Ölçümü (Structural Similarity Index, SSIM) açısından umut verici sonuçlar verdiği değerlendirilmektedir. Elde edilen analiz sonuçları hem yüksek veri gizleme kapasitesi hem de yüksek algılanamazlık düzeyinin elde edildiğini göstermektedir. Tez çalışması kapsamında ayrıca kapak görüntüleri karmaşıklık düzeylerine göre kategorize edilerek iki ayrı kategorideki bu resimlere aynı gizli görüntülerin gizlenmesiyle elde edilen ölçüm sonuçları değerlendirilmiştir. Böylece, karmaşıklık düzeyine göre optimum kapak resmi seçilmesi konusunda istatistiksel bir değerlendirme yapılmıştır.In modern communication systems, data security is of paramount importance. The primary goal is to ensure that sensitive information is transmitted to the intended recipient securely and unintelligibly to unauthorized individuals. Advancements in digital technology and the proliferation of devices have introduced new challenges in data security. In fields such as banking, healthcare, and personal privacy, the importance of data security has become increasingly critical. In this context, methods of data concealment like steganography have gained prominence for their ability to protect against malicious access. Steganography, by discreetly embedding crucial information within digital media, ensures that the data is only known to the sender and the receiver, making it a frequently employed method in the field of information security. This thesis is primarily focused on employing the U-Net architecture, which is supported by residual blocks, for the efficient concealment of colored message images of 256x256 dimensions within cover images of identical size. The classical U-Net architecture, traditionally used for image segmentation in the literature, has been adapted in this study for data hiding and extraction. During the testing phase of the model, two distinct analyses were conducted. Differing from existing studies, the first analysis investigated the impact of colored message images of various sizes (32x32, 64x64, 128x128, and 256x256) on the cover image using the Linnaeus 5 dataset. The second analysis aimed to measure the generalization capability of the model on images with different characteristics, employing additional datasets such as ImageNet and Labeled Faces in the Wild (LFW), and the results were compared with other studies in the literature. Comprehensive analyses have shown promising results in terms of Peak Signal to Noise Ratio (PSNR) and Structural Similarity Index Measure (SSIM) compared to current deep learning algorithms in the literature, to the best of our knowledge. The results demonstrate both a high capacity for data concealment and a high level of imperceptibility. Additionally, as part of the thesis work, cover images categorized based on their complexity levels and evaluates the measurement results obtained by embedding the same secret images into these two different categories. This provides a statistical assessment for selecting the optimum cover image based on complexity level.Item Tıkayıcı uyku apnesinin konuşma seslerinin doğrusal olmayan zaman serisi analizleri ve akıllı karar verme yöntemleri ile tespiti(Başkent Üniversitesi Fen Bilimler Enstitüsü, 2023) Kantar Uğur, Tuğçe; Yılmaz, Derya; Yıldız, MetinTıkayıcı uyku apnesi (TUA) yaygın görülen uyku bozukluklarından biridir. TUA’nın altın standart tanı yöntemi olan polisomnografi (PSG) tetkikinin uygulanmasında karşılaşılan zorluklar nedeniyle bu alandaki çalışmalar, PSG’ye alternatif olarak kullanılabilecek çeşitli yaklaşımların geliştirilmesi üzerine yoğunlaşmıştır. TUA’nın kişiler uyanık durumdayken kaydedilen konuşma/ses sinyalleri kullanılarak tespiti, son yıllarda önemli bir araştırma alanı haline gelmiştir. Yapılan çalışmalarda, genellikle ünlü sesler ve bazı geniz ünsüzleri klasik ses analizleri ile incelenmiş ancak sonuçlar klinik uygulamaya aktarılabilecek başarı seviyelerine ulaşamamıştır. Bu tez çalışması, sesin doğasında var olan kaotik davranışın doğrusal olmayan analiz yaklaşımlarıyla incelenmesi, klasik ses analizlerinin layıkıyla ortaya çıkaramadığı dinamiklerin eldesini sağlayarak TUA tespitinde etkili sonuçlar üretebilir düşüncesiyle planlanmıştır. Doğrusal olmayan zaman serisi analizi olarak bilinen ve temellerini kaos teorisinden alan yöntemler, çeşitli öznitelikler ve makine öğrenmesi kullanılarak, TUA’nın tespiti ve TUA derecesinin (hafif, orta, ağır apne) belirlenmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, TUA’lı olan kişilerin sesinde değişiklik oluşturma potansiyeli olan 32 ses belirlenerek, 141 denekten kayıt alınmıştır. Analiz sonuçları ünlü, ünsüz ve tüm sesler için değerlendirilerek sınıflandırma çalışmaları yapılmış ve en iyi sonuç ünsüz seslerde elde edilmiştir. Ünsüz sesler için yapılan incelemede her bir denek için 336 öznitelik (28 ses × 12 öznitelik) hesaplanmış, ANOVA özellik seçme yöntemi ile sağlıklı/TUA sınıflandırması için 5, apne derecesi sınıflandırması için 14 öznitelik seçilmiştir. K-en yakın komşuluk (K-EYK) ve destek vektör makineleri (DVM) sınıflandırıcılarının çeşitli konfigürasyonları kullanılarak, sağlıklı/TUA tespitinde %95,1, TUA derecelerinin sınıflandırılmasında ise %82 doğruluk elde edilmiştir. Gerçekleştirilen çalışmalar, TUA’nın varlığının ve TUA derecesinin, birkaç farklı ses örneğinden hesaplanan az sayıdaki doğrusal olmayan özellikle, PSG sonuçlarıyla tutarlı olarak (basit horlama, hafif, orta ve ağır TUA) yaklaşık 15 dakika içinde belirlenebileceğini göstermiştir. Sonuç olarak literatürdeki en yüksek sağlıklı/TUA sınıflandırma doğruluk oranına ulaşılmıştır. Ayrıca, konuşma seslerinden TUA derecesinin belirlenmesi konusunda, literatürde bu alandaki ilk çalışma olup, oldukça yüksek bir doğruluk elde edilmiştir.Obstructive sleep apnea (OSA) is a prevalent sleep disorder. Due to the challenges encountered in the application of polysomnography (PSG), which is the gold standard diagnostic method for OSA, research in this field has been focused on the development of various approaches that can be used as alternatives to PSG. Detection of OSA using speech/voice signals recorded while individuals are awake has become a significant area of research in recent years. In previous studies, typically vowels and some nasal consonants were examined with classical voice analysis, but the results did not reach success levels that could be translated into clinical practice. This thesis study was designed with the idea that exploring the chaotic behavior inherent in voice through nonlinear analysis approaches could yield effective results in detecting OSA by capturing dynamics that classical voice analyses cannot adequately reveal. Methods known as nonlinear time series analysis, based on chaos theory, were employed, incorporating various features and machine learning to detect OSA and determine its severity (mild, moderate, severe apnea). In this study, 32 voices with the potential to induce changes in the voices of individuals with OSA were identified, and recorded from 141 subjects. The analysis results were evaluated for vowels, consonants, and all voices, and classification studies were conducted, with the best results obtained for consonants. In the analysis of consonants, 336 features (28 voices × 12 features) were calculated for each subject. Five features were selected for healthy/OSA classification, and 14 features were selected for apnea severity classification, using the ANOVA feature selection method. By employing various configurations of K-nearest neighbors (K-NN) and support vector machines (SVM) classifiers, the study achieved a 95.1% accuracy in detecting healthy/OSA and an 82% accuracy in classifying OSA severity. The studies demonstrated that the presence of OSA and the OSA severity could be determined within approximately 15 minutes, consistent with PSG results (simple snoring, mild, moderate, and severe OSA), using a small number of nonlinear features calculated from various sound samples. As a result, the study achieved the highest healthy/OSA classification accuracy rate in the literature. Additionally, it is the first study in the literature to determine the OSA severity from speech, achieving a very high accuracy.Item Personel atama problemi: bir kamu kurumu uygulaması(Başkent Üniversitesi Fen Bilimler Enstitüsü, 2023) Şimşek, Cemil; Dengiz, BernaPersonel atama problemi genel olarak m tane personelin n adet görev eşleştirilmesi olarak tanımlanabilir. Atama problemi 1950’li yıllardan günümüze kadar birçok alanda karşımıza çıkmaktadır. Atama maliyetleri, personel tercihleri, hizmet puanları, personel ve görev nitelikleri gibi kurumdan kuruma değişen atama kriterlerine göre personel atamaları yapılmaktadır. Bu tez çalışmasında; Türkiye’de güvenlik hizmeti veren bir kamu kurumunun atama sistemini dikkate alan atama problemi tanımlanmıştır. Çalışma; sosyal gelişmişlik, mesafe, okul/eğitim durumu vb. birçok sebeple personelce tercih edilmeyen görev kadrolarına hakkaniyetli bir şekilde personelin atanması için, yeni ve dengeli bir atama modelini hedeflemiştir. Küçük ve tercih edilmeyen yerleşim yerlerindeki görevlerde çalışan personelin gelişmiş ve çok tercih edilen yerleşim yerlerindeki görevlere, gelişmiş ve çok tercih edilen yerleşim yerlerindeki görevlerde çalışan personelin ise küçük ve tercih edilmeyen yerleşim yerlerindeki görevlere atanması için bölgeler arası rotasyonu sağlayan, bir atama modeli önerilmiştir. Literatürdeki çalışmalarda kullanılan “birikimli hizmet puanı” yerine “ortalama hizmet puanları” ile “görev yeri puanları” birlikte kullanılmıştır. Hizmet puanı ve görev puanlarında oluşan denge ile kritik olup tercih edilmeyen görevlere tecrübeli personelin atanması sağlanacaktır. Ayrıca bu model ile karar vericiye toplam atama maliyetinde ve personelin öncelikli tercihlerine atanması konusunda alternatif seçenekler sunulmaktadır. Önerilen model, Dev-C++ 5.11 ortamında C++ ile kodlanarak küçük, orta ve büyük ölçekli test problemleri oluşturulmuştur. Küçük ve orta ölçekli problemler kesin sonuçlu çözüm teknikleri ile çözülerek elde edilen sonuçların sayısal analizleri yapılmıştır. Atanacak personel sayısının artması ile önerilen atama modelinin parametre sayısı faktöriyel olarak arttığından oluşturulan büyük ölçekli test problemleri analitik çözüm teknikleri ile çözülememiştir. Bu nedenle tezin izleyen aşamasında, kesin sonuçlu çözüm teknikleri ile çözülemeyen büyük ölçekli test problemlerine için bir Tavlama Benzetimi (TB) algoritması önerilmiştir. Geliştirilen TB algoritmasının etkinliği küçük ve orta ölçekli problemler üzerinde test edildikten sonra büyük ölçekli test problemlerinin çözümünde kullanılmıştır. Büyük ölçekli test problemleri çözümünde elde edilen sonuçlar kullanılarak algoritmanın etkinliği için sayısal analizler yapılmıştır. Personnel assignment problems can be defined as matching personnel to positions. The assignment problem has been encountered in many areas since the 1950s. Personnel assignments are made according to assignment criteria that vary from institution to institution, such as assignment costs, personnel preferences, service scores, personnel, and job qualifications. In this study, the assignment problem, which takes into account the assignment system of a public institution providing security services in Turkey, is defined. The study aimed at a new and balanced assignment model to provide equitable assignments by taking into account preferability criteria such as; social development, distance from centers, vocational institutions, etc., of a settlement. An assignment model is proposed that provides inter-regional rotation for the assignment of personnel working in small and nonpreferred settlements to positions. Also, highly preferred settlements and personnel working in posts are developed and highly preferred settlements to tasks in small and non-preferred settlements. In the model, instead of the "cumulative personnel service score" used. in the literature, "average personnel service scores" and "settlements scores" are used together. Balancing service time and scores will be ensured that experienced personnel should be assigned to critical and non-preferred tasks. In addition, with this model, alternative options are offered to the decision-makers in terms of total assignment cost and assignment of personnel to their priority preferences. The assignment problem of the institution was solved with the proposed mathematical model. The proposed model is coded by using C++ in Dev-C++ 5.11 program. Then small, medium and large scale test problems are created. Small and medium-sized problems are solved with exact solution techniques and the obtained results are analyzed by computational analyses and the results are evaluated. As the number of parameters of the proposed assignment model increased factorial with the increase in the number of personnel to be assigned, the large-scale test problems created can not be solved by using analytical solution techniques. Therefore, in the following phase of the thesis, an Simulated Annealing algorithm is proposed for large-scale test problems that cannot be solved by exact solution techniques. After testing the effectiveness of the developed Simulated Annealing algorithm on small and medium-sized problems, it will be used to solve large-scale test problems. Finally, the results of the computational analysis is presented.Item Alışılmamış imalat yöntemlerinin seçiminde bir karar destek sisteminin geliştirilmesi(Başkent Üniversitesi Fen Bilimler Enstitüsü, 2024) Kargın, Leman; İç, Yusuf TanselBu tez çalışmasında Alışılmamış İmalat Yöntemlerinin (AİY) seçimi için bir Karar Destek Sistemi (KDS) geliştirilmiştir. Geliştirilen KDS’de öncelikle literatürde gerçekleştirilmiş çalışmalardan yola çıkarak yapılacak işlemlere uygun AİY’ler veri tabanından belirlenerek bir alternatif setinin oluşturulması sağlanmıştır. Ardından literatürde yaygın bir şekilde AİY seçiminde kullanılmış olan AHP ve TOPSIS yöntemleri bütünleşik olarak uygulanarak işe en uygun AİY’nin belirlendiği bir seçim modeli oluşturulmuştur. Sonrasında elektro kimyasal delik delme işlemi özelinde bu işlemle delinmiş deliklerin görüntülerini görüntü işleme teknikleriyle işleyen, ön eleme ve AHP-TOPSIS modeli sonucu belirlenmiş olan AİY için uygun işleme parametrelerinin de önerildiği ikinci seviye bir model KDS’ye entegre edilmiştir. Son aşamada ise görüntü işleme teknikleri ile elde edilen farklı performans yanıtlarına sahip olan farklı parametre setlerinden oluşan alternatifler TOPSIS modeline aktarılarak performans yanıtlarına kullanıcının atayacağı ağırlık değerlerine göre en uygun parametre kombinasyonunun tespitinin sağlandığı bir en iyileme modülü de KDS’ye eklenmiştir. Böylece AİY seçim sürecinin tüm değerlendirme ve analiz aşamalarını içeren bütünleşik bir KDS ortaya konabilmiştir. Geliştirilen KDS ileriki dönemlerde diğer AİY’lerin işlemler özelindeki görüntülerinin veri tabanına yüklenmesi ile diğer işlemler için de işleme parametresi değeri verebilecek bir yapıda oluşturulmuştur. KDS, Python programlama dili kullanılarak geliştirilmiş ve uygulama çalışmaları ile KDS’nin işlevselliği gösterilmeye çalışılmıştır. In this thesis, a decision support system (DSS) was developed for the selection of Nontraditional Manufacturing Processes (NTMPs). In the developed DSS, first of all, based on the studies carried out in the literature, suitable NTMPs were determined from the database, and an alternative set was created. Then, AHP and TOPSIS methods, which have been widely used in the selection of AHPs in the literature, were integrated into the DSS to determine the most suitable NTMP for the defined operation. Afterward, a second level model was integrated into the DSS, which processes the images of the holes drilled with this process with image processing techniques, specifically for the electrochemical hole drilling process, and also recommends the appropriate processing parameters as a result of the pre-screening module and AHP-TOPSIS model. In the last stage, alternatives consisting of different parameter sets with different performance responses, obtained through image processing techniques, were transferred to the TOPSIS model, and an optimization module was integrated into the DSS, which enables the determination of the most appropriate parameter combination according to the weight values assigned by the user to the performance responses. Thus, an integrated DSS that includes all evaluation and analysis stages of the NTMP selection process was developed. The developed DSS was created in a structure that can provide processing parameter values for other processes in the future by uploading process-specific images of other NTMPs to the database. DSS was developed using Python programming language, and the functionality of DSS was tried to demonstrate with application studies.Item Montaj hattı dengeleme ve işçi atama probleminde ergonomik uzantılı yeni modeller(Başkent Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Yener, Yelda; Can, Gülin Feryalİşgücünün üretimde yoğun olarak yer aldığı montaj hatlarının verimliliği, bu hatlarda çalışan işçilerin performans düzeylerine bağlıdır. İşçilerin performans düzeyleri ise, heterojen yapıdaki işçi özelliklerinden etkilenmektedir. Söz konusu heterojen özellikler, çalışma ortamı koşullarından da işçilerin farklı düzeylerde etkilenmelerini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, insan ve çalışma ortamı arasındaki uyumu sağlamaya yönelik sistematik faaliyetlerin gerçekleştirildiği ergonomi biliminden, Montaj Hattı Dengeleme ve İşçi Atama Problemlerinde (MHDİAP) yararlanılması gereklidir. Böylece, işçilerin heterojen özelliklerini dikkate alan ve gerçek üretim koşullarını yansıtabilecek Ergonomik Montaj Hattı Dengeleme ve İşçi Atama Problemi (Ergo-MHDİAP) modelleri kurulabilecek ve hatların verimlilik düzeyleri daha güvenilir bir şekilde belirlenebilecektir. Bu kapsamda tez çalışmasında, farklı ergonomik risk faktörlerinin dikkate alındığı altı Ergo-MHDİAP modeli önerilmiştir: Birinci modelde, çevresel risk faktörlerinden aydınlatma ve gürültü faktörleri ile Uygun olmayan Çalışma Duruşları (UOÇD) kısıtlarda yer almış ve çevrim süresinin en küçüklenmesi amaçlanmıştır. Çalışma duruşlarına ilişkin risk düzeyinin belirlenmesi amacıyla Hızlı Tüm Vücut Değerlendirme (Rapid Entire Body Assessment-REBA) yöntemi, duruşların sergilenme sürelerine bağlı olarak kullanılmıştır. İkinci modelde, çevresel risk faktörleri ve UOÇD kısıtlarda yer almış ve çevrim süresinin en küçüklenmesi ile psikolojik risk faktörü kapsamında işçilerin tercih ettikleri görev/leri yapabilmelerinin en büyüklenmesi amaçlanmıştır Üçüncü modelde, bireysel risk faktörleri kapsamında işçilerin farklı özellikleri dikkate alınarak hesaplanan iş kazası yapma olasılığı, çevrim süresi ile en küçüklenmiş, çevresel risk faktörleri ile UOÇD kısıtlarda yer almıştır. Dördüncü modelde, çevresel risk faktörleri ile UOÇD kısıtlarda yer almış, işçilerin enerji tüketim miktarları ve çevrim süresi en küçüklenmiştir. Beşinci modelde, çevresel risk faktörleri ve UOÇD kısıtlarda yer verilmiş, çevrim süresi en küçüklenerek, işçilerin deneyim düzeylerine göre uygun görevlere atanabilmeleri en büyüklenmiştir. Son modelde ise, çalışmada dikkate alınan bütün ergonomik risk faktörlerinin yer aldığı bütünleşik bir MHDİAP modeli önerilmiştir. Geliştirilen ilk model, tek amaçlı olduğundan matematiksel modelleme ile çözülmüştür. İkinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci modeller iki amaçlı olmaları sebebiyle Pareto Çözümler (Pareto Solutions-PSs) ortaya konulmuştur. Son model için ise, Uzlaşık Çözümler (Compromise Solution-CSs) elde edilmiştir. Önerilen matematiksel modellerin çözümlerinde, 18 görevin ve 7 işçinin yer aldığı, gerçek bir üretim ortamına ait veriler kullanılmıştır. Ayrıca, başka araştırmacılar tarafından daha önce geliştirilen 24 ve 28 görevli MHDİAP test verileri kullanılarak performans analizleri altı model için de yapılmıştır. Çalışma sonucunda, geliştirilen modeller ile makul sürelerde en iyi sonuca ulaşıldığı görülmüştür. Buna göre önerilen bütünleşik modelin, Ergo-MHİADP literatürü açısından katkı sağlayabilecek, orijinal ve detaylı bir yapıya sahip olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca karar vericilere, heterojen işçi özellikleri ve ergonomik risk faktörleri dikkate alınarak, montaj hatlarının verimliliğini artırabilmek açısından bir karar mekanizması olarak destek sağlayabilecektir. The efficiency of assembly lines where workers are taken place intensively depends on the performance levels of the workers working on these lines. The performance levels of the workers are affected by the heterogeneous worker characteristics. These heterogeneous features cause workers to be affected by working environment conditions at different levels. For this reason, it is necessary to benefit from the science of ergonomics in Assembly Line Worker Assignment and Balancing Problem (ALWABP), where systematic activities are carried out to ensure harmony between human and working environment. Therefore, Ergonomic Assembly Line Worker Assignment and Balancing Problem (Ergo-ALWABP) models considered the heterogeneous characteristics of the workers and reflect the real production conditions will be established and the productivity levels of the lines will be determined more reliably. In this context throughout the theses study, six Ergo-ALWABP models have been proposed, in which different ergonomic risk factors are taken into account. In the first model, environmental risk factors such as illumination and noise factors and Inappropriate Working Postures (IWP) are included in the constraints and it is aimed to minimize the cycle time. The Rapid Entire Body Assessment (REBA) method was used to determine the risk level of working postures, depending on the duration of the postures being used. In the second model, environmental risk factors and IWP are included in the constraints and it is aimed to minimize the cycle time and maximize the ability of workers to perform their preferred task/s considering the psychological risk factor. In the third model, the probability of having an occupational accident, which is calculated by considering the different characteristics of the workers within the scope of individual risk factors, is minimized with the cycle time and with that, environmental risk factors and IWP are included in the constraints. In the fourth model, environmental risk factors and IWP are included in the constraints, and the energy expenditure amounts of the workers and cycle times are minimized. In the fifth model, environmental risk factors and IWP are included in the constraints, the cycle time is minimized and the assignment of workers to appropriate tasks according to their experience level is maximized. In the last model, an integrated ALWABP model is proposed, which includes all the ergonomic risk factors considered in the study. Since the first model developed was single-objective, it was solved by mathematical modeling. Since the second, third, fourth and fifth models are two-objective, Pareto Solutions (PSs) has been put forward. For the last model, Compromise Solution-CSs were obtained. In the solutions of the proposed mathematical models, data belonging to a real production environment with 18 tasks and 7 workers were used. In addition, performance analysis for the 24 and 28 tasks ALWABP test data which previously developed by other researchers was performed for all of the six models. As a result of the study, it was seen that the best results were achieved in reasonable times with the developed models. Accordingly, it has been evaluated that the proposed integrated model has an original and detailed structure that can contribute to the Ergo-ALWABP literature. In addition, it will be able to support decision makers as a decision mechanism in order to increase the efficiency of assembly lines, considering heterogeneous worker characteristics and ergonomic risk factors.Item Periodontitis nedeniyle çekilen dişler yerine yerleştirilen implantlar ve doku ogmentasyonu ihtiyacı(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Akıncı, Seray; Alaaddinoğlu, Emine ElifBu çalışmanın amacı retrospektif olarak, çekilen dişin periodontitis evresinin, o bölgeye yerleştirilen implantın ogmentasyon ihtiyacı üzerine etkisini konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) üzerinde yapılan planlama ile değerlendirmekti. Ogmentasyon gerektiren vakalar daha sonra daha dar ve/veya daha kısa implant uygulamaları ile tekrar değerlendirildi. Diş çekimi endikasyonu veren hekimin bu kararına etki eden olası faktörler incelendi. Klinik pratikte uygulanan implantlarla KIBT üzerinde dijital olarak planlanan tedavi arasındaki uyum karşılaştırıldı. Çalışmaya yaş ortalaması 59,52 ± 13,26 olan 61 kadın toplam 127 birey dahil edildi. Bu bireylere ait 233 dişin çekim öncesinde periodontitis evreleri panoramik radyografilerde belirlendi. Evre I/II 81 (%34,7) diş ve evre III/IV olan 152 (%65,3) dişin çekildiği tespit edildi. Keser, premolar ve molar dişler için sırasıyla 3,3/4,1/4,8 mm çapında ve 10 mm uzunluğunda implantlar dijital olarak KIBT üzerinde yerleştirildi. İmplant cerrahisinin standart (SC), eş zamanlı ogmentasyon (EZC) veya aşamalı ogmentasyon (AC) ihtiyacı kaydedildi. Daha sonra aynı durum dar (4,1 mm yerine 3,3 mm ve 4,8 yerine 4,1 mm çapında) ve/veya kısa (6 veya 8 mm uzunluğunda) implant planlaması için belirlendi. Uygulanan implantların %38,6’sının SC, %44,2’sinin EZC ve %17,2’sinin AC ile yerleştirildiği belirlendi. Çekilen diş tipine uygun çap ve boyda implant planlandığında %56,7’sinin SC, %27’sinin EZC ve %16,3’ünün AC ile dijital olarak yerleştirilebildiği gözlendi. Periodontitis evre I/II ve evre III/IV grupları için ogmentasyon ihtiyaçları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmedi. Periodontitis evresi (evre I/II ve evre III/IV), diş bölgesi, anatomik oluşumlara mesafe, B-L genişlik, vertikal yükseklik, cinsiyet ve yaşın ogmentasyon ihtiyacı (SC, EZC, AC) üzerine etkisi incelendi. Oluşturulan modele göre en anlamlı faktörler bukkal kemik kalınlığı (p = 0,001), anatomik oluşumlara yakınlık (p = 0,001), diş bölgesi (p = 0,047) ve çekim sonrası ölçülen vertikal mesafe (p = 0, 015) olarak belirlendi. AC gerektiren vakaların (n=38) %84,2’si molar, %10,5’i premolar ve %5,3’ü keser diş bölgesindeydi. Bu durum molar dişlerin diğer diş bölgelerine oranla 2-4 kat daha fazla AC gerektirdiğini gösterdi.İmplant çap ve/veya boyu azaltıldığında SC ile yerleştirilen implant oranı %82,8’e yükseldi, implantların sadece %5,2’si için AC ihtiyacı ortaya çıktı. Yerleştirilen implantların çapları planlanan implantlarla benzerken, boylarının dijital planlamaya göre daha uzun olduğu (10,37 ± 1,48 ve 9,08 ± 1,46) gözlendi. Hastanın cinsiyet ve yaşı, periodontitis evresi ve diş bölgesinin hekimlerin kararları üzerinde etkili faktörler olduğu görüldü. Protez ve endodonti uzmanları genellikle Evre I/II’de çekime karar verirken, periodontoloji uzmanlarının daha ileri evrelere kadar beklemeyi tercih ettiği belirlendi. Periodontitis evresi dental implantların ogmentasyon ihtiyacını doğrudan etkilememektedir. Anatomik oluşumlara yakınlık, bukkal kemik kalınlığı, vertikal kemik yüksekliği ve diş tipi gibi faktörlerin ogmentasyon ihtiyacını artırdığı ve cerrahiyi zorlaştırdığı sonucuna varılmıştır. Dar ve/veya kısa implant kullanımı daha az invaziv girişimlerle implant cerrahisini mümkün kılmaktadır.The aim of this study was to retrospectively evaluate the effect of the periodontitis stage of the tooth on the need for augmentation of the implant placed in that region with digital planning on cone beam computed tomography (CBCT). Cases requiring augmentation were then re-evaluated with narrower and/or shorter implant applications. Possible factors affecting the decision of the dentist who gave the indication of tooth extraction were examined. The treatment accuracy between implants applied in clinical practice and digitally planned counterparts on CBCT was compared. A total of 127 individuals were included in the study, including 61 women with an average age of 59.52 ± 13.26 years. The periodontitis stages of 233 teeth belonging to these individuals were determined in panoramic radiography prior to dental extraction. It was determined that 81 (34.7%) teeth with stage I/II and 152 (65.3%) teeth at stage III/IV were extracted. Implants with a diameter of 3.3/4.1/4.8 mm and 10 mm length, respectively, for incisor, premolar and molar teeth were digitally positioned on CBCT. The standard (ST), simultaneous augmentation (SIM) or staged (STG) augmentation needs of implant surgery were recorded. The same procedures were then determined for narrow (3.3 mm instead of 4.1 mm and 4.1 mm diameter instead of 4.8) and/or short (6 or 8 mm long) digital implant placement. It was determined that 38.6% of the implants were placed with ST, 44.2% with SIM and 17.2% with STG. When standard sized digital implants were planned, 56.7% of the implants could be digitally inserted with ST, 27% with SIM and 16.3% with STG. There was no statistically significant difference in augmentation needs between periodontitis stage I/II and stage III/IV groups. The effect of periodontitis stage (stage I/II and stage III/IV), tooth type, distance to anatomic structures, B-L width, vertical height, gender, and age on augmentation need (ST, SIM, STG) was examined. According to the model, the most significant factors were buccal bone thickness (p = 0.001), proximity to anatomic structures (p = 0.001), tooth type (p = 0.047) and vertical distance (p = 0, 015) measured after dental extraction. 84.2% of cases requiring STG (n=38) were in the molar area, 10.5%were premolars and 5.3% were incisors. This showed that molar teeth require 2-4 times more STG than other tooth types. When the implant diameter and/or length were reduced, the rate of implant implants placed with ST increased to 82.8%, resulting in the need for STG for only 5.2% of implants. The diameters of the implants were similar, but their length was longer than digitally placed implants (10.37 ± 1.48 vs 9.08 ± 1.46). It was found that the patient's gender and age, periodontitis stage and tooth location were influential factors in the decisions of dentists for dental extraction. Prosthetics and endodontics specialists usually decide to extract in stage I/II, while periodontologists prefer to wait until later. Periodontitis stage does not directly affect the need for augmentation of dental implants. It has been concluded that factors such as proximity to anatomical formations, buccal bone thickness, vertical bone height and tooth type increase the need for augmentation and complicate surgery. The use of narrow and/or short implants makes implant surgery possible with less invasive interventions.Item Erişkin erkek hastalarda implant osteointegrasyonunun serum testosteron düzeyleri ile ilişkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Kendirci, Alptuğ; Araz, Kenanİmplant osteointegrasyonu ve stabilizasyonunu etkileyen faktörlerin başında kemik kalitesi gelmektedir. Kaliteli bir kemik oluşumunda seks hormonları önemli role sahiptir. Erkek bireylerde 40 yaşından itibaren serum testosteron değerlerinin her yıl %1-1,5 azaldığı bilinmektedir. Çalışmada serum testosteron ve androjen hormonların implant osteointegrasyonu üzerine etkisini araştırılmak amaçlandı. Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Polikliniği’ne Nisan 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında diş eksikliği nedeniyle başvuran hastalar çalışmaya dahil edildi. Testosteron düzeyinin 40 yaş üstünde azalmasının beklenmesi sebebiyle 40 yaş üstü hastalar deney (n:37) ve 40 yaş altı hastalar kontrol (n:37) gruplarını oluşturdu. Her iki grubu oluşturan bireylerde serum total, serbest ve biyoaktif testosteron, albümin, estradiol, seks hormon bağlayıcı globülin (SHBG) düzeyleri çalışıldı. Ardından hastalara implant cerrahisi uygulandı, operasyon sırasında birincil stabilizasyon ölçümü, 12. hafta kontrolünde iyileşme başlığı seansında ise ikincil stabilizasyon ölçümleri gerçekleştirildi. Gruplara dahil edilen hastaların yaş ortalamaları kontrol grubu için 34,41 ± 6,60, çalışma grubu için 63,19 ± 9,49 idi. Her iki grup arasında serbest, total ve biyoaktif testosteron düzeyleri arasında anlamlı fark mevcuttu (p<0,001). İmplant sonrası ilk seansta yapılan birincil stabilizasyon ölçümlerinde ISQ skalasına göre gruplar arası anlamlı fark mevcut değildi (p:0,051). 12. hafta kontrolünde yapılan ikincil stabilizasyon incelemesinde ise deney grubunun osteointegrasyon düzeyi istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0,001). Ayrıca yine 12. haftadaki ikincil stabilizasyon incelemesi sonrası ISQ skalasına göre elde edilen osteointegrasyon dereceleri ile serbest, total ve biyoaktif testosteron düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamı, yüksek düzeyde korelasyon olduğu görüldü (p:0,000 r:0,676; p:0,000 r:0,622; p:0,000 r:0,644). Serum estradiol, albumin ve SHBG düzeyleri ile 12. hafta ikincil stabilizasyon ölçümleri arasında ise istatistiksel anlamlı bir korelasyon bulunamadı (p>0,05). Yaşla birlikte azalan testosteron ve androjen seviyeleri implant osteointegrasyonunda azalmaya sebep olmaktadır. Osteointegrasyonun artırılarak implant sağ kalım süresinin uzatılması amacıyla hormon replasman tedavileri uygulanması yardımcı olabilir.Bu tez çalışması Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Etik Kurulu tarafından onaylanmış (Proje No: D-KA20/06) ve Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklenmiştir. Bone quality is the leading factor affecting implant osseointegration and stabilization, and sex hormones play an important role in the formation of a quality bone. It is known that serum testosterone values decrease by 1-1.5% every year in male individuals starting from the age of 40. In this study, it was aimed to investigate the effect of serum testosterone and androgen hormones on implant osseointegration. Patients who applied to Baskent University Faculty of Dentistry Oral and Maxillofacial Surgery outpatient clinic between April 2020 and June 2021 due to missing teeth, added to study. Due to the decrease in testosterone levels after the age of 40, the patients were divided into two groups as the experiment (n: 37) over the age of 40 and the control (n: 37) under the age of 40. Serum total, free and bioactive testosterone, albumin, estradiol, and sex hormone-binding globulin (SHBG) values of these subjects were analyzed. Implant surgery was performed to the subjects, primary stabilization measurements were performed during the operation, and secondary stabilization measurements were performed during the healing head session at the 12th week control. The mean age of the subjects included in the groups was 63.19 ± 9.489 years for the experiment group and 34.41 ± 6.597 years for the control group and. There was a significant difference in free, total and bioactive testosterone levels between the two groups (p<0.001). There was no significant difference between the groups according to the ISQ scale in the primary stabilization measurements made in the first session after the implantation (p:0.051). In the secondary stabilization measurements performed at the 12th week control, the osteo-integration level of the experimental group was found to be statistically significantly lower (p<0.001). In addition, after the secondary stabilization measurements at the 12th week, it was observed that there was a statistically significant high correlation between the degrees of osseointegration obtained according to the ISQ scale and the free, total and bioactive testosterone levels (p:0.000 r:0.676; p:0.000 r:0.622; p:0.000 r:0.644). No statistically significant correlation was found in the groups between estradiol, albumin and SHBG levels and 12th week secondary stabilization measurements (p>0.05). Decreased testosterone and androgens levels with age cause a decrease in implant osteointegration. Hormone replacement therapies may be helpful in increasing osseointegration and prolonging implant survival.This study was approved by Başkent University Medical and Health Sciences Research Board and Ethics Committee (Project No: D-KA20/06) and supported by Baskent University Research Fund.Item Orta ve ağır tıkayıcı uyku apnesi sendromu olan hastalarda santral işitsel yanıtların değerlendirilmesi ve sürekli pozitif hava yolu basıncı tedavisinin olası etkilerinin yanıtlara etkisi(Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2022) Şimşek, Agit; Köycü, AlperBu çalışmada, orta veya ağır tıkayıcı uykusu apnesi sendromu tanısı alan bireylerin santral işitsel yolaklarının değerlendirilmesi ve CPAP tedavisi sonrası olası etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz AD’na başvuran hastalar çalışmaya alındı. Toplam TUAS (n=46) ve sağlıklı olan (n=22) kişi çalışmaya dâhil edilmiştir. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz (KBB) polikliniğinde, çalışmaya katılan tüm katılımcılara genel KBB muayenesi yapıldıktan sonra çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan kişiler çalışmaya dâhil edildi. Çalışmada katılımcılara Yüksek frekans odyometri (10 kHz, 12.5 kHz, 14 kHz ve 16 kHz), İşitsel Uyarılmış Geç Latanslar (LLR) ve P300 testi yapılmıştır. Çalışmaya alınan TUAS hastalarından CPAP tedavisi almış olup 2 ay boyunca düzenli olarak kullanan hastalar test tekrarına çağırılıp işitsel testler tekrar edilmiştir. Elde edilen veriler 3 grup arasında karşılaştırılmıştır. Ağır ile Orta TUAS ve Kontrol ile Ağır TUAS grubu arasında yaş ve kilo değişkenleri için istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Orta ve ağır TUAS’lı hastaların Epworth Uykululuk Ölçeği’nden aldıkları puanlar kontrol grubundan istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0.05). Ağır TUAS’lı hastaların ortalama ve uykuda en düşük kan O2 satürasyonları istatistiksel olarak düşük saptandı (p<0.05). Ağır TUAS’lı hastaların uykuda kan O2 düzeyi %90’ın altında geçen süre değerleri istatistiksel olarak yüksek saptandı (p<0.05). Grup değişkeninin kategorileri açısından yüksek frekanslar (sağ-sol 10 kHz, 12.5 kHz, 14 kHz, 16 kHz) için yapılan analizlerde fark saptandı (p<0.05). P300 latans değişkeni için Ağır TUAS ile Kontrol grubu ve Orta TUAS ile Kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). P1 latansı, N1 latansı, P1-N1 amplitud değişkenleri için tüm gruplar arasında(Ağır TUAS, ORTA TUAS ve Kontrol grubu) istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Ağır TUAS grubunun CPAP tedavisi öncesi ve sonrası P300 latansı değişkeni arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Ayrıca Yüksek Frekans değişkeni için sağ kulak 10 kHz’de anlamlı farklılık bulunmasına rağmen diğer tüm frekanslarda istatistiksel olarak fark bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmamızda elde edilen bulgular doğrultusunda orta ve ağır TUAS olan hastalarda P300 testinde ve bazı yüksek frekanslarda etkilenmeler olması nedeniyle bu kişilerde dikkat, bilişsel hafıza, algılama bozukluğu gibi etkilenmelerin olabileceği sonucuna varılmıştır. CPAP tedavisinin posterior parietal korteks, superior kollikulus ve talamik pulvinar çekirdeği gibi yollarda iyileştirmeler ortaya çıkardığı bu da TUAS’ın getirmiş olduğu dikkat dağınıklığı, unutkanlık gibi şikâyetlerde gerilemeler ortaya çıkardığı düşünülmüştür. In this study, it was aimed to evaluate the central auditory pathways of individuals diagnosed with moderate or severe obstructive sleep apnea syndrome and to evaluate its possible effects after CPAP treatment. Patients who applied to İnönü University Turgut Özal Medical Center, Department of Otorhinolaryngology were included in the study. Total OSAS (n=46) and healthy (n=22) subjects were included in the study. After a general ENT examination was performed on all participants in the Inonu University Turgut Özal Medical Center Ear Nose and Throat (ENT) polyclinic, those who met the inclusion criteria were included in the study. High frequency audiometry (10 kHz, 12.5 kHz, 14 kHz and 16 kHz), Auditory Evoked Late Latencies (LLR) and P300 test were performed on the participants in the study. Among the OSAS patients included in the study, the patients who received CPAP treatment and used it regularly for 2 months were called to repeat the test and the auditory tests were repeated. Obtained data were compared between 3 groups. A statistically significant difference was found between the Severe and Moderate OSAS and the Control and Severe OSAS groups for age and weight variables (p<0.05). The scores of the patients with moderate and severe OSAS on the Epworth Sleepiness Scale were found to be statistically higher than the control group (p<0.05). The mean and lowest blood O2 saturations during sleep were found to be statistically low in patients with severe OSAS (p<0.05). In patients with severe OSAS, the time spent in sleep with blood O2 level below 90% was found to be statistically high (p<0.05). A difference was found in the analyzes performed for high frequencies (right-left 10 kHz, 12.5 kHz, 14 kHz, 16 kHz) in terms of the categories of the group variable (p<0.05). A statistically significant difference was found between Severe OSAS and Control group and Moderate OSAS and Control group for the P300 latency variable (p<0.05). No statistically significant difference was found for P1 latency, N1 latency, and P1-N1 amplitude variables (p>0.05). A statistically significant difference was found between the variable of P300 latency before and after CPAP treatment in the severe OSAS group (p<0.05). In addition, although there was a significant difference in the right ear 10 kHz for the High Frequency variable, there was no statistical difference in all other frequencies (p>0.05). In line with the findings obtained in our study, it was concluded that there may be effects such as attention, cognitive memory, and perception disorders in patients with moderate and severe OSAS, since P300 test and some high frequencies were affected. It was thought that CPAP treatment brought about improvements in cognitive pathways and this resulted in regressions in complaints such as distraction and forgetfulness brought about by OSAS.