Browsing by Author "Altundağ, Özden"
Now showing 1 - 4 of 4
- Results Per Page
- Sort Options
Item 70 yaş üstü kolon kanser tanısı alan hastalar ile 50 yaş altı kolon kanserli hastaların klinik ve patolojik özelliklerinin karşılaştırılması(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2011) Erişmiş, Betül; Altundağ, ÖzdenKolon kanserleri, her iki cinsiyeti de etkileyen organ kanserleri içinde en sık ölüm nedenlerindendir. Sıklığı yaĢla artarken 60-75 yaĢlarında en sık görülmektedir. Kolon kanserinin tedavisinde esas olarak küratif cerrahi sonrasında, rezeksiyon sonrası nüks ve metastazların önlenmesi amacıyla adjuvan kemoterapi uygulanmaktadır. Adjuvan veya metastatik tedavi 70 yaĢ üstü hastalarda eĢlik eden komorbiditeler ve yaĢ nedeniyle eksik dozda veya daha hafif yan etkiler gösteren kemoterapilerin kullanılmasına yol açar. ÇalıĢmamızda BaĢkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji bölümünde takip edilen 70 yaĢ üstü kolorektal kanserli hastalarla 50 yaĢ altı kolorektal kanserli hastaların klinik ve patolojik özelliklerinin karĢılaĢtırılması amaçlanmıĢtır. Bu çalıĢmaya 1998-2011 tarihleri arasında BaĢkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Onkoloji bölümünde takip edilmiĢ olan toplam 182 kolorektal kanserli hasta dahil edildi. 70 yaĢ üzerinde kolorektal kanser tanısı alan 91 hastanın verileri, 50 yaĢ altında tanı almıĢ olan 91 kolorektal kanserli hastanın verileri ile karĢılaĢtırıldı. Evrelemede TNM ve Dukes sistemleri kullanıldı. YaĢ grupları arasında cinsiyet ve cerrahi uygulanma durumu açısından anlamlı fark bulunmazken (p=0,65 / p=0,732) sistemik hastalık öyküsü 70 yaĢ üzeri hastalarda anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p<0,001). 70 yaĢ üzeri toplam 38 (%53,5) hastaya, 50 yaĢ altında ise toplam 66 (%91,7) hastaya adjuvan kemoterapi verildiği gözlendi (p<0,001). Her iki yaĢ grubundaki hastalar tüm evreler için progresyonsuz ve genel sağkalım süreleri açısından karĢılaĢtırıldı ve tüm evrelerde sağkalım süreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. ÇalıĢmamız ileri yaĢtaki hastaların, genç yaĢ hasta grubu kadar adjuvan kemoterapiden yarar gördüğünü doğrulamaktadır. Ġleri yaĢ hastaların sistemik hastalık ve performans status durumları göz önünde bulundurularak hasta bazlı tedavi rejimleri uygulanmalıdır.Item Beyin metastazı olan meme kanseri hastalarının klinikopatolojik özellikleri(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2010) Boğa, Salih; Altundağ, ÖzdenMeme kanseri santral sinir sistemi metastazlarının ikinci en sık sebebidir. Kadınlarda en sık görülen kanser olan meme kanserinin tedavisindeki gelismeler sayesinde, hastaların sağkalım süreleri uzamıs; bu da meme kanseri hastalarında beyin metastazı insidansını artırmıstır. Meme kanserinin beyin metastazı olan olgularda genel sağkalımı, metastazsız sağkalımı, tedaviye yanıtı etkileyen birçok faktör vardır. Değisik toplumlar ve ırklar farmakogenetik farklılıklardan dolayı tedaviye farklı cevaplar verebilmektedirler. Bu çalısmada Baskent Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nde 2000- 2009 yılları arasında takip edilen beyin metastazlı meme kanseri 38 hasta retrospektif olarak incelendi. Bu hastalarda klinik ve patolojik faktörlerin (hastanın yası, menapoz durumu, tümör tipi, evresi, gradı, hormonal ve HER2 -Epidermal Büyüme Faktörü Reseptörü-2 Cerb-B2- özellikleri, lokal ve sistemik aldığı tedaviler) beyin metastazsız sağkalım ve genel sağkalım üzerine etkileri arastırıldı. Ayrıca hastaların beyin metastazsız sağkalım ve genel sağkalım oranları incelendi. Tüm sonuçlar daha önce yapılmıs olan çalısmalardaki sonuçlarla karsılastırıldı. Hastaların ortanca yası 48 (aralık 20-72) idi. Bu çalısmada daha ileri evrenin beyin metastazı gelisim süresi üzerine süreyi azaltıcı anlamlı etkisi saptandı (p=0,018). Beyin metastazı gelisim süresi üzerine metastaz sayısının süre artırıcı etkisi saptandı (p = 0,032). Kemoterapi basamak sayısı arttıkça beyin metastazı gelisme riskinin azaldığı (p=0,003), beyin metastazı gelisme hızı üzerine en fazla etkili olan risk faktörünün de kemoterapi basamak sayısı olduğu belirlendi (p < 0,001). Genel sağkalımı en çok artıran faktörler kemoterapi basamak sayısında artıs ve hormonoterapi almak olarak saptandı (sırasıyla, p = 0,03 ve p = 0,04). Diğer faktörlerin istatiksel olarak anlamlı sekilde prognozu etkilemediği gözlendi. Hastaların meme kanseri tanısı aldıktan sonra beyin metastazı gelisene kadar geçen ortanca süresi 29 ay (2-90), beyin metastazı gelistikten sonra ortanca yasam süresi ise 6 ay olarak bulundu, ortanca toplam sağkalım süresi 34,5 (aralık, 11-113 ay) ay hesaplandı. Sonuç olarak beyin metastazlı meme kanseri olgularının prognozu hala kötü olmakla beraber, geçmisle kıyaslandığında yine de önemli ilerlemeler kaydedilmistir. Yaptığımız çalısmada daha önce anlamlı prognostik faktörler oldukları bildirilen Karnofsky performans skoru, genç yas, östrojen reseptörü pozitifliği, progesteron reseptörü pozitifliği, HER2 pozitifliği yerine evre ve metastaz sayısı, kemoterapi basamak sayısı beyin metastazsız sağkalım üzerine; hormonoterapi alma, kemoterapi basamak sayısı da genel sağkalım üzerine anlamlı faktörler olarak bulunmustur. Đyi prognostik faktörü olan hastalar için bile, beyin metastazlı meme kanseri hastalarında yeni tedavi yaklasımlarına ihtiyaç vardır. Breast cancer is the second most common cause of central nervous system metastases. Due to the developments in the treatment of patients of breast cancer, which is the most common cancer in women; prolonged survival and increased incidence of brain metastasis of breast cancer is seen. There are many factors that affect overall survival, disease-free survival, and response to treatment in patients with brain metastasis of breast cancer. Different communities and races respond differently to the treatment due to pharmacogenetic differences. In this study, 38 patients with brain metastases of breast cancer which were followed up in Baskent University Faculty of Medicine, Department of Medical Oncology from 2000 to 2009 were examined retrospectively. In these patients, the effects of clinical and pathological factors (patient's age, menopausal status, tumor type, stage, grade, HER2 -Epidermal Growth Factor Receptor-2, Cerb-B2- and hormonal properties, local and systemic treatments) on brain metastasis-free survival and overall survival were investigated. In addition, brain metastasis-free and overall survival rates of patients were examined. All results were compared with the results of the previous studies. Patients’median age was 48 (range 20-72). In this study, significant effect of greater stage on reducing the amount of time needed for development of brain metastasis was found (p = 0.018). An increasing the time effect of metastase number, on the amount of time needed for development of brain metastases was detected (p = 0.032). The decreasing risk of developing brain metastasis with the increased number of chemotherapy lines (p = 0.003) was dedected. The number of chemotherapy lines was found to be the most effective factor on the brain metastasis growth rate (p <0.001). The most effective factors that increases overall survival were found to be the number of chemotherapy lines and hormonotherapy (respectively, p = 0.03 and p = 0.04). It was observed that other factors had no effect on the prognosis significantly. It was calculated that the median value of time interval from the diagnosis of breast cancer to the development of brain metastasis was 29 months (2-90), the median survival after the development of brain metastasis was 6 months, and median overall survival time was 34.5 (range, 11-113 months) months. As a result, although the prognosis of breast cancer patients with brain metastases is still poor, significant progress has been achieved when it is compared with the past. Đnstead of the previously reported significant prognostic factors as Karnofsky performance score, younger age, estrogen receptor positivity, progesterone receptor positivity, and HER2 status; it was found that stage, number of metastases, and number of chemotherapy lines were significant prognostic factors on the brain metastase-free survival; hormonotherapy and number of chemotherapy lines were significant prognostic factors on the overall survival. Even for patients with good prognostic factors, new treatment approaches are needed for breast cancer cases with brain metastases.Item Lokal ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanserli hastaların retrospektif değerlendirilmesi(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2011) Kılıç, Vedat; Altundağ, ÖzdenLokal ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanserinde (KHDAK) tedavi hetorejendir. Cerrahi ile tam rezeksiyon sonrası kür oranının beklenildiği gibi olmaması ek tedavi yöntemlerini gündeme getirmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda genel görüş sisplatin bazlı neoadjuvan kemoterapinin evre III KHDAK’inde sağkalımı arttırdığı yönündedir. Adjuvan radyoterapinin ise kullanımı tartışmalıdır. Genel sağkalımı, hastalıksız sağkalımı, tedaviye cevabı etkileyen birçok faktör vardır. Değişik toplumlar ve ırklar farmakogenetik farklılıklardan dolayı tedaviye farklı cevaplar verebilmektedirler. Çalışmamızda 2001-2010 yılları arasında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Medikal Onkoloji ve Göğüs Cerrahisi Bölümlerinde takip edilen ve operasyonu Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümünde yapılan, neoadjuvan kemoterapi ve/veya radyoterapi almış evre IIIA ve IIIB KHDAK’li 62 hasta retrospektif olarak incelendi. Bu hastalarda klinik ve patolojik faktörlerin (yaş, cinsiyet, evre, patoloji, nodal tutulum, sigara kullanımı, performans durumu, neoadjuvan kemoterapi ve cerrahileri) hastalıksız sağkalım ve genel sağkalım üzerine etkileri araştırıldı. Ayrıca cerrahi yapılan 26 hastanın sağkalım oranları incelendi ve daha önce yapılmış olan çalışmalardaki sonuçlarla karşılaştırıldı. Genel sağkalım neoadjuvan kemoterapi verilip daha sonra cerrahi yapılan hastalarda daha uzun saptandı. Prognozu belirleyen faktörler içerisinde sigara kullanım sıklığı ve performans durumu istatistiksel olarak anlamlı saptandı. Diğer faktörlerin istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde prognozu etkilemediği gözlendi. Cerrahi yapılan hastalarda 3 yıllık genel sağkalım ve hastalıksız sağkalım oranları sırasıyla % 90,5 ve % 21,9 saptandı. Tek başına cerrahi yapılmasının genel sağkalım süresinin kemoterapi ve kemoradyoterapiden üstün olduğu saptandı. Neoadjuvan kemoterapi kombinasyonlarının hastalıksız sağkalım süresi ve genel sağkalım süresine istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç olarak çalışmamızda lokal ileri KHDAK’inde yaş, cinsiyet, evre, TNM sınıflaması, PET CT ile evreleme yapma istatistiksel anlamlı olarak prognozu değiştirmediği, Cerrahi yapılan hastaların genel sağkalım oranlarının diğer çalışmalarla karşılaştırıldığında daha iyi olduğu ve sigara kullanım sıklığının ve performans durumunun hastalarda prognozun kötü olduğu görüldü.Item Neoadjuvan kemoterapi alan lokal ileri evre küçük hücreli dışı akciğer kanserinde histopatolojik cevabın ve prognostik belirteçlerin sağkalımla korelasyonu(Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2014) Nadire, Küçüköztaş; Altundağ, ÖzdenAkciğer kanserlerinin kadın ve erkeklerde kanserden ölümlerin en sık nedenidir. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tüm akciğer kanserlerinin %80-85’ini oluşturmaktadır. KHDAK’lerinin yaklaşık üçte biri lokal ileri evrede (evre III) tanı alır. Evre III heterojen hasta grubunu kapsar. Bu nedenle tedavisi en tartışmalı olan gruptur ve halen definitif tedavide standardize bir yaklaşım yoktur. Bu çalışmada neoadjuvan kemoterapi almış olan evre III KHDAK hastalarında neoadjuvan tedavi yanıtlarının belirlenmesi ile, prognoza katkısı ile ERCC1 ve RRM1 ekspresyonunun tedavi yanıtı ve prognozla ilişkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu çalışmaya Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi (BÜTF) Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’nda 2003-2013 yılları arasında Evre III KHDAK tanısıyla neoadjuvan kemoterapi alıp Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Bölümü tarafından opere edilmiş 27 hasta dahil edildi. Neoadjuvan platin alan hastaların akciğer biyopsi dokularında ERCC1 ve gemsitabin alan hastaların biyopsi materyallerinde RRM1 protein ekpresyonu immünohistokimyasal yöntemle değerlendirildi. İlk tanı anından lokal ya da uzak metastaz gelişene kadar geçen süre hastalıksız sağkalım (HSK), ölüme kadar geçen süre genel sağkalım (GSK) olarak değerlendirildi. Neoadjuvan kemoterapi alan hastaların HSK ve GSK süreleri hesaplandı. Ayrıca ERCC1 ve RRM1 ekspresyonlarının patoljik yanıt ve sağkalım arasındaki ilişki değerlendirildi. Yaşları 45 ile 75 arasında değişen 1 (%3,7) kadın ve 26 (%96,3) erkek hasta çalışmaya alındı. Medyan yaş 59 (45-75) idi. Hastaların 14 (%51,9)’una lobektomi, 13 (%48,1)’ine pnömonektomi, uygulandı. TNM evreleme sistemine göre 19 (%70,4)’ü evre IIIA, 8 (%.29,6)’sı evre IIIB idi. Hastaların hepsi neoadjuvan platin bazlı kemoterapi aldı. Hastaların 13 (48,1)’i adjuvan platin bazlı KT aldı, sadece 3 (%11,1) hasta postoperatif RT aldı. Hastaların 15 (%55,6)’sında takiplerinde nüks tespit edildi. Ortanca takip süresi 36 aydı. Takipte 14 hasta ex oldu. Tüm olgulara ilişkin ortalama hastalıksız sağkalım 26.6 aydı. Ortalama genel sağkalım ise 48 ay bulundu (Şekil 4). Evre IIIA ve IIIB açısından bakıldığında HSK (p=0,379) ve GSK (p=0,69) açısından anlamlı fark bulunmadı. Hastaların 16 (%59,3)’ünde neoadjuvan KT sonrası cerrahi patoloji materyallerinde viabl tümör oranı %10’nun ve altında, 11 (%40) hastada ise viabl tümör oranı %10’nun üstünde iv bulundu. Bu açıdan da değerlendirildiğinde HSK (p=0,16) ve GSK (p=0,097) farkı saptanmadı. Adjuvan kemoterapi alan hastalarda almayanlara göre HSK (p=0,846) ve GSK (p=0,6) farkı yoktu. ERCC1 ekspresyonu açısından değerlendirildiğinde, düşük ERCC1 ekspresyonu olan grupta hayatta kalan hasta sayısı daha fazla olmasına rağmen düşük ERCC1 ekspresyonu olan hastalarla yüksek ERCC1 ekspresyonu olan hastalar arasında sağkalım farkı saptanmadı (HSK için p=0,99 ve GSK için p=0.18). Gemsitabin direncini gösteren RRM1 yüksek ekpresyonu olan hastalar da düşük ekspresyon olan hastalar ile benzer sağkalım oranlarına sahipti (HSK için p=0,18, GSK için p=0,9). Sonuç olarak çalışmamızda neoadjuvan kemoterapi alan evre III KHDAK’li hastalarda HSK ve GSK süreleri genel verilere göre daha uzun bulundu. Yayımlanmış çalışmaların ve küçük ölçekli de olsa çalışmamızın sonuçları yakın gelecekte özellikle evre IIIA ve uygun evre IIIB KHDAK’li hastalarda neoadjuvan kemoterapinin standart yaklaşım olarak uygulanabileceğini düşündürmektedir. Sisplatin ve gemsitabin tedavisi açısından prediktif markerlar olan ERCC1 ve RRM1 ile tedavi yanıtı ve sağkalım arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Bu hasta sayımızın az olması ve tam yanıtsız hasta popülasyonumuzun olmaması ile ilişkili olabilir.